Cuma, 26 Ocak 2007 23:54
Kendinizi bir kenara, bir kuytuya çekin ve vicdanınızı çıkarıp bir yere koyun. Bunları yaparken de düşüncelerinize ve yaşamınıza sakın dokunmayın. Umutlarınız, hayalleriniz, sevgileriniz, sevdikleriniz hatta kırdıklarınız, üzdükleriniz de yerinde kalsın. Yanınıza sadece vicdanınızı alıp kendinizin karşısına geçin ve önce seyredin. Ne görüyorsunuz? Önce mükemmel bir beden, iki göz ki bedenin alamet-i farikasından bir tanesi? Masmavi ummanları, yemyeşil ovaları, hiç birbirine benzemeyen kar tanelerini, yedi rengin nüksettiği yağmurun güneşle dansını, bizi alıp hayal memleketlerine
uçuran afakı gösteren ve umudumuza, sevincimize, üzüntümüze ya da korkularımıza birkaç damla ile tercüman olan bir güzellik. Olmasaydı diye hiç düşünmediğimiz ya da düşünmeye cüret edemediğimiz mükemmel bir nimet? Farkında mısınız daha birini saymayı bitiremedik. Bunun gibi daha nice büyük nimetlere sahibiz. Ellerimiz, ayaklarımız, parmaklarımız hatta parmak uçlarımız bile ne büyük nimet. Ya burun, kulaklar, dudak, dil, çene, dişler?
Rabbim bir kulunu paha biçilmez bir hazine olarak yaratmış. Bizler ise bu mükemmel hazineyi basit ve fani hazinelere ulaşmak yolunda harcayıp tüketmek için uğraşıyoruz.
Buyurun bakmaya devam edelim, şimdi sıra biraz duygulara, hislere geldi.
Böyle olunca ilk akla sevgi geliyor sanırım yani benim aklıma ilk gelen o. Sevgi beş harfli, iki heceli ama ne beş harfe sığabilen ne de iki hece ile tükenebilen bir vaha? Öyle bir umman ki dalsanız boğulursunuz, çıkanız susuzluktan ölürsünüz. Koşsanız geride kalırsınız, dursanız çoktan onu geçmişsinizdir. Kalbinize koysanız sığmaz, söküp atsanız bir nokta kadar yer kaplamaz. Arkanızı dönüp çekip gitseniz yolunuza çıkar, peşinden koşsanız sizi yollarda boş koyar. Ümide sarılıp yola düşseniz, karamsarlık atından size el uzatır. Korkuya yelken açıp rüzgar bekleseniz, umut dalgası olup alabora eder. Ona yetişmek için ne yapmak gerekir derseniz. Sanırım onda yok olmak ondan zaman ve mekan ötesindeki Zül Celale uçmak gerekir. Belki Zümrüdü Anka olamayız ama aşık bir bülbül olmak çok da zor olamasa gerek. Çölde su olamasak da serap olmayı denemek için vaktimiz varken gelin bunu yapalım. Belki ulaşamayız ama yolunda ölmek bile yetmez mi dostlar.
Bakalım kendi suretimize, bakalım kendi hikmetimize, bakalım boşalan rahmetle yoğrulan ömrümüze? Geçip karşımıza bir de biz bakalım kendimize? Basit bir topraktan yaratılan en şerefli mahlukatız biz. Her acıya dayanmış hep umutla yaşamış, ümmetini; sahrada suyu arayıp da bulunca onu hayatı pahasına koruyan bir can gibi korumuş, Rabbine karşı şükrünü hiç bırakmış ve ona en büyük hazinesi olan mükemmel sevgiyi sunmuş bir Rasulün ümmetiyiz biz.
Bizler Yüce Rabbin sıfatlarının tezahür ettiği nadide varlıklarız. O ki merhametin sahibi? Dünyaya indirmiştir o merhametin sadece birini ve 99'u katımdadır buyurmuştur. Bu bir merhamet bir annenin çocuğuna olan merhameti ise gelin bu 99'u biz hiç düşünmeyelim. Çünkü idrakler aciz kalır beyinler çaresiz. Ya Erhame'r-Rahimin aciz ve biçare sevgimizin sensin tek sahibi. Dünyanın oyunlarından, şeytanın hilelerinden, nefsin çelmelerinden sana sığınırız. Sen ki yürüyene koşarsın? Bizler sana yürüdük? Yolunda azıksız kalan bu yolcuları senin sevda hanına al ve sonsuza kadar bırakma Allah'ım. İsteklerimizi senin yolunda kılavuz olacak kadar güzel eyle ve tek isteğimiz sana sevgimizi sunmak bu sayede hakiki kul olmak. Tut bizi Allah'ım salihler yurdunda? Ayırma rahmetinden, nimetinden ve en önemlisi kulu bahara ulaşan bir dal gibi yeşerten sevginden? Bizi seni seven kullar eyle ve de bizi seni seven kullar arasına dahil eyle. AMİN?
Gülbeyaz GÜVEN (Verde)
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
İlahiyat 3. Sınıf
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




