Hocalarımızdan

İnternetten Alim Çıkar Mı?

News image

“İnternetten âlim çıkar mı?” sorusu bize ne anlatır, bizden nasıl bir cevap bekler? Soruyu yanlış sorduysanız, muhatabınızın vereceği en mükemmel ve kendince en doğru cevap, “yanlış bir soruya verilmiş yanlış bir cevap” olmaktan öte bir mana ifade etmeyecektir....

Keramet ve İstidraç II

News image

Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ...

Esintiler - Esâtiz

karaman Hayrettin KARAMAN'dan İHL ve Kur’an Kurslarını Kapatma Üzerine  -2

Okul Ve Kurs Kapatmak Laikçilerin İşidir: Yasada iptali istenen hükümler şöyle: 5'inci sınıfı bitirenler için tatillerde ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın denetim ve gözetiminde yaz Kuran kursları açılır.

 

Konuyu net ve özet halinde ifade etmek gerekirse: Anayasanın verdiği "din eğitimi ve öğretimi" hakkını halkımız, yalnızca -tek ortam ve araç olarak- Diyanet'in kurslarında, o da eksik olarak (çünkü beşinci sınıfa gelmemiş öğrencilere din eğitim ve öğretimi yasak) çocuklarına din bilgisi verdirerek kullanıyordu, sonunda yargı yoluyla bu hak da milletin elinden alınmış oldu.

Peki, -aykırı görüşte olan hâkimlere karşı- bu kararı alan hâkimlerin gerekçeleri nedir? Hukuk adamları bu evrensel hakkı niçin engelliyorlar?

1. "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin; laik eğitimi, temel eğitim yılları içerisinde kesintisiz olarak ve bir bütünlük içinde gerçekleştirmesi Anayasa'nın gereğidir. İptali istenen düzenlemeyle 'laik eğitimi kesintisiz olarak ve bir bütünlük içinde tamamlamamış çocuklara dinsel eğitim verilmesi' öngörülüyor."

Evet, sayın hâkimler, kesintisiz eğitimi, "kesintiye uğramadan din dışı, dini öğretme ve eğitimini verme şöyle dursun hatırlatma bile yasak olan" eğitim olarak anlıyor, daha doğrusu kanun vâzıının amacını böyle okuyor, böyle yorumluyorlar. Hâlbuki hukukta yorumun temel kurallarından biri, "Bir maddeyi yorumlarken ilgili maddeleri bir arada görmek, düşünmek ve buna göre yorumlamaktır".

Türk Medeni Kanununun 11. maddesine göre Erginlik ons ekiz yaşın doldurulmasıyla başlar. Evlenme kişiyi ergin kılar. 12. maddesine göre de on beş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkemece ergin kılınabilir.

Kanunun açık ve kesin tanımlamasına göre ilköğretim çağındaki çocuk küçüktür ve anayasa yaş sınırı koymadan küçüklere din eğitim ve öğretimi verme hakkı tanımaktadır. Bu hakkı tutarsız ve ideolojik taraflılık yansıtan bir yorumla sınırlamak hukuka ters düşer. Hele de "laik eğitim", "isteyenlerin dinlerini öğrenmelerine imkân vermeyen bir eğitim" olarak anlaşılır, böyle yorumlanırsa kesin olarak laiklik, evrensel bir hak olan din özgürlüğüne aykırı olur ve "din karşıtlığı" manasına gelir.

2. "Öğretim birliği ilkesinin tüm gerekleri ile uygulanması Cumhuriyet ve toplumun geleceği için zorunludur."

Hâkimler bu gerekçeleri ile de "din öğretim ve eğitimi hakkı"nın karşısına, devrim kanunları arasında yer verilen "öğretim birliği" kanununu dayıyorlar. Onlara göre "öğretim birliği", dine yer vermeme ilkesinde birleşen, bu manada bir ve tek olmayı hedefleyen, başka türlü bir uygulamaya yer vermeyen öğretim oluyor. Bu ilke yıllarca "okulları ancak devletin ilgili bakanlığının açıp düzenleyebileceği" şeklinde anlaşılıyordu, şimdi de "devletin öngördüğü ideolojinin beyinlere kazındığı, buna zarar verir düşüncesiyle din eğitim ve öğretimine -isteğe bağlı da olsa- yer verilmeyen" bir öğretim ilkesi olarak dayatılıyor. Peki, bu inkılâp kanunu yıllardır var, buna rağmen nasıl yıllarca biz ilkokulların son iki yılında, ortaokullarda ve liselerde "isteğe bağlı din dersi" okuttuk ve Diyanet küçüklere Kur'an okuttu, din dersi verdi. Kanunu eski hâkimler anlayamadı da bu yeni hâkimler mi anlıyorlar?

İnsan hakları Belgelerinin ve mevcut T.C. Anayasası’nın verdiği halde katı laikliğin ve laikçiliğin engellediği din eğitim ve öğretim hakkını alabilmek için halka da vazife düşmektedir:

1. Yasama organına baskı yaparak "yargı tarafından bozulması mümkün olmayan bir çerçeve ve sağlamlıkta" kanun çıkarılması sağlanmalıdır.

2. Vatandaşlar küçük çocuklarına (eğer bunlar ilköğretim çağında iseler resmi öğretim saatleri dışında) İslam eğitim ve öğretimi verdirmek için ilgili mercilere (Milli Eğitim Bakanlığı'na, Diyanet İşleri Başkanlığı'na...) resmen başvurmalıdırlar. "Ben Müslümanım, çocuğuma İslam bilgisi ve dinin eğitimini verdirmek istiyorum, nerede, kimler tarafından, nasıl verileceğinin tarafıma bildirilmesi" demelidirler. Büyükler de aynı talebi kendileri için dile getirmelidirler.

3. Bu talebe olumsuz veya yetersiz (mesela hakkı bölerek, belli bir yaşa izin verip diğerlerini yasaklayarak...) cevap verilirse iç hukuk mercilerine başvurmalıdırlar.

4. İç hukukta evrensel ve Avrupa insan hakları belgelerine uygun bir çözüm elde edilemediği takdirde hem AİHM'ye hem de AB'nin ilgili birimlerine başvurmalıdırlar.

5. Yalnızca başvurmakla kalmamalı, davayı sıkı ve usulüne uygun bir şekilde takip etmeli, gerekli ortamlarda, lehte kamuoyu oluşturmaya çalışmalıdırlar.

6. Haklı talepleri karşılanıncaya kadar demokratik direniş ve sivil itaatsizlik hakkı kullanılmalı, evrensel hukukun ve T.C. Anayasası'nın verdiği ama haksız olarak engellenen bu eğitim ve öğretim hakkı, mümkün olan her şekilde uygulanmalı, yönetimin müdahalesine ve yaptırımlarına da göğüs gerilmelidir.

Unutmayalım ki bu ülkede İmam Hatip Okulları açılmadan ve okullara din dersleri (isteğe bağlı olarak konmuştu, sonra kaldırıldı) konmadan önce bu millet çocuklarına İslam'ı ve onun aziz kitabı Kuran’ı öğretmek için bazı fedâkârlıkları göze almış ve bunun bedelini ödemişti. Sonra eksik de olsa verilenlerin bedeli işte o fedâkâr insanların gözyaşlarıdır, karakollarda çektikleridir, sararma ve titremeleridir...

Açık ve net olarak Müslümanların talebi şudur: İster okullarda, ister Diyanet'in kurslarında, fesister başka yerlerde ve şekillerde Müslümanların çocukları Kur'an okumayı, Kuran’ın anlamını ve tefsirini, İslam'ın temel inanç maddelerini, ibadetleri, diğer din kurallarını öğrenecek, bunları benimseme, sevme, uygulama eğitimi alacaklardır. Bu haklı talebi, ilköğretime göstermelik Kur’an okuma dersi koyarak karşılamak mümkün değildir. Okul ve kurs kapatmak laikçilerin işidir. Gerçek demokrasi ve insan haklarından yana olan yönetimler halka, tatmin edici seçenekler sunarlar, halk hür iradesiyle seçer ve seçilmeyenler kendiliğinden biter.

Kendilerini Müslüman olarak tanımlayanlar içinden din eğitim ve öğretimi istemeyenlere kimse zorla bunu vermez. Kendilerini İslam'ın dışında görenler de neye inanıyorlarsa onun eğitimini alma verme hakkına sahip bulunmaktadırlar.

İmam Hatip Okulları

Diğer dersler yanında din eğitim ve öğretimi de yapan okulların açılması talebi, hür dünyanın baskısı ile Türkiye'de çok partili demokrasiye geçme hareketinin başladığı 1940'lı yılların sonlarına doğru gelmeye başlamıştı. O zamanın sosyo-ekonomik şartları şimdikinden çok değişikti ve yoğun göç ve şehirleşme olayı da yoktu. Bu arzu, halkımızın, bin yıldan fazla bir zamandan beri geçmişinden devralıp geldiği millî ve manevi değerlerinden, imanından, dünya görüşünden geliyordu. Bunları silmek, yok etmek, batınınki ile değiştirmek isteyenlere karşı bir direnişti. Halkımız yenileşmeyi, değişmeyi, gelişmeyi, onların deyişi ile "gavurdan" güçlü olmayı istiyordu; asla gerici, ilkel ve yobaz değildi, ancak bu hamleyi kendi değerleri, öz kültürü ve medeniyeti içinde gerçekleştirmek istiyordu. Onun tarih hafızasında ecdadın, sulh, adalet ve insan hakları için cihan hâkimiyeti mefkûresine oynadıkları bilgisi de vardı. Dün olan bugün niçin olmasındı. Olmuyorsa bu işte bir terslik vardı ve bu terslik kendilerine teslim oldukları yönetici ve aydınlardan geliyordu. Resmi tarih milletin yaşını bir asırdan aza indirdiği, geri kalanını adeta yabancı saydığı gibi millî eğitim de millî aydınlar ve yöneticiler yetiştirmekten uzak bulunuyordu.

İşte bu düşünce ve değerlendirmeler halkı, yeni bir eğitim-öğretim anlayışına ve bu anlayışı gerçekleştireceğini umdukları İmam-Hatip Okullarına yöneltti.

Türkiye'de 1950'den itibaren geçilen çok partili sistemin millî eğitime yansıyan en önemli tasarrufu, o zamanki adlarıyla İmam-Hatip Okulları olmuştur. Bu tasarrufun da baş sebebi, halktan oy alarak iktidara gelmek isteyen partilerin, halkın bu mevzudaki ısrarlı taleplerini karşılamak mecburiyetinde kalmalarıdır. Bu okullar böylesine bir gerilimin ve asılmanın meyvesi olduğu içindir ki, başından beri iki tarafın farklı amaçlarının çatışma noktasında kalmış, birbirine zıt istek, tasarruf ve oyunların meydanı olmuştur. Müslüman halk bu okulları, ileride ister bir iş ve meslek tutmak istesin, ister yüksek tahsil yapsın çocuklarının, millî ve manevi değerlerini kaybetmeden orta öğrenimlerini yapabilecekleri okullar olarak görmüşlerdir. Halka rağmen onları yönetmek isteyen, öz kültürüne yabancılaşmış, iktidar hırsıyla dini istismar eden, fakat onu geliştirmeyi ve yaşamayı istemeyen hâkim azınlık ise bu okullara hep menfi bakmıştır. Onlara göre İmam-Hatip Liseleri aslında olmaması gereken, demokrasinin başlarına bela ettiği, hiç olmazsa sayıları ve fonksiyonları sınırlı tutulması icab eden okullardır; çünkü buralarda yetişenler, ferdî ve sosyal hayatlarında dini uygulayan ve uygulamak isteyen, dine dayalı sosyal talepler oluşturan kimseler olmakta, siyasî yelpazede genellikle sağda ve İslâmî kesim içinde yer almakta, onların sayılarını ve oylarını arttırmaktadırlar.

İşte bu karşı taraf amaçlarına ulaşabilmek için kim bilir kaç kere İmam-Hatip Liselerini azaltma, budama, sınırlama teşebbüslerine girişmişlerdir; kimi zaman orta kısmını kapatmışlar, genellikle yenilerinin açılmasının karşısında olmuşlar (hâlâ binası tamamlanmış ve açılma bekleyen birçok okul vardır, ayrıca bir yerleşim merkezinde belli bir nüfus bulunmadan İmam-Hatip açılmaz ve açılan yerlerde de ancak bir okul açılır...), kimi zaman da mezunlarının gidebileceği yüksek öğrenimi sınırlamışlar, onları din görevliliği mesleğine ve dinî yüksek öğrenime hapsetmek istemişlerdir.

İmam-Hatip Liselerinde okuyan ve buradan mezun olan gençler anarşist olsalar, aylak olsalar, bu okullar diğer liselerden geride olsa, devlete aşırı yük getirse, mezkûr tasarruflar ve istekler karşısında insanın canı yanmaz; gel gör ki, İmam-Hatipliler bilgi yarışmalarında, münazaralarda, üniversiteye giriş imtihanlarında diğer lise mezunlarından hiç de geride değiller. Önemli bir kısmı mesleğe yönelmiştir, ülkenin birlik, beraberlik, asayiş, kalkınma, ahlâkî davranış ihtiyaçlarına önemli katkıları vardır, liseden sonra -ilahiyat dışında- yüksek tahsil yapanlar, intisap ettikleri her alanda diğer kardeşlerinden ve meslektaşlarından geri kalmamış, onlarla uyum içinde işlerini başarı ile yürütmüşlerdir, yürütmektedirler. Bütün bunlar birer gerçek olduğu ve istatistiklerle sabit bulunduğu halde bu okullara kıyma isteği ideolojik taassuptan başka hiçbir sebebe dayanmamaktadır. Bu taassubun tahrik ettiği sözde aydınlar İmam-Hatip Liselerinin orta kısmını, dokuz yıllık mecburi temel öğretim bahanesiyle kaldırdılar, mesleğe (İmam-Hatip Liselerine) iki yıl ayırmak, mezunlarının yalnızca İmam-Hatip olmalarını sağlamak ve İlahiyat Fakülteleri dışında bir fakülte veya yüksek okulda yüksek tahsil yapmalarına engel olmak için tedbirler aldılar, düzenlemeler yaptılar.

İmam-Hatip Liselerini seven, çocuklarını bu okullara gönderen, mezunlarının ülke için faydalı olduğuna inanan, bu yüzden okulların mevcut statüsü içinde (hem mesleğe, hem yüksek öğrenime eleman yetiştiren orta öğretim kurumları olarak) devamını isteyen milyonlar, bu olumsuz tasarruflara asla razı olmayacak ve imkân vermeyeceklerdir. Aklı başında ve sorumluluğunu müdrik yöneticilerin, ilgililerin yapmaları gereken, halka kulak vererek bu okulları iyileştirmek, sayılarını talebe uygun hale getirmek, halkın mevcut ve istekli katkılarından yararlanarak ülkemizde orta öğrenim görmüş insan sayısını arttırmaktır. Bunun için de İlköğretimin son üç yılını, mezunların istek ve kabiliyetlerine göre istedikleri liseyi seçebilmelerine imkan verecek şekilde yeniden düzenlemek, İmam-Hatip Liselerini ise hem mesleğe, hem de yüksek öğrenime eleman hazırlayan okullar olarak muhafaza etmek, meslek liselerinden mezun olanların, yüksek öğrenim görmelerini engelleyen karar ve uygulamalara son vermek gerekmektedir.

Bu tekliflerimiz demokrasi, laiklik ve insan haklarının gerekleridir; aksine kararlar ve uygulamalar ise bu ilkelere aykırıdır. Aykırı gidişler, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yalnızca tepki, sertlik ve ayrılık getirir.

İmam-Hatipliler bu ülkede kırk yıldan beri okuyor, mezun oluyor ve görev yapıyorlar. Eğitim ve öğretim seviyeleri diğer okullarımızdan mezun olanlardan aşağı olmadığı gibi suç işleme oranları da onlardan daha yüksek değildir, aksine sıfıra yakındır. Ülkeyi geriye götürmemiş, medenileşmeye, gelişmeye karşı çıkmamışlardır. Maddeye tapış yüzünden krize düşmüş dünyada örnek bir insan hayatı projesi sunmanın gayreti içindedirler; bu projenin içinde düşünce, din ve vicdan hürriyeti başta olmak üzere diğer insan hakları, insanın aşkın boyutunun geliştirilmesi, yalnızca insana mahsus bulunan ahlakın toplum hayatına avdet etmesi vardır.

Hülasa, korkular varsa bunu gidermenin yolu baskı ve dayatma değildir, birbirini dinleme, anlama, hoş görme ve alış-veriştir.

Prof. Dr. Hayrettin Karaman

Prof. Dr. Hayrettin Karaman’dan İ.H.L ve Kur’an Kurslarını Kapatma Açılımı Üzerine Mülahazalar - 1 için tıklayınız..

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile