Hocalarımızdan

Keramet ve İstidraç II

News image

Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ...

Japonya Notları I: Güneş Ülkesine Yolculuk

News image

Asya Felsefeciler Derneği’nin geçen yıl yapılması gereken 5. Uluslararası Konferansı tsunami felaketi nedeniyle ertelenmişti. Eğer ertelenmeseydi de ben Yemen’de bulunduğum için gidemeyecektim. Japonya; "Doğan Güneşin Ülkesi" ziyaret etmek ...

Esintiler - Esâtiz

ebu_hanife_klliyesiBirinci Bölüm: EBU HANİFE’NİN SİYASİ DURUŞU-I İçin Buraya Tıklayabilirsiniz.

II. EBU HANİFE’NİN SİYASİ DURUŞUNDA AKTİF MUHALEFETİN YERİ  

Bireysel, yapıcı, barışçı, sivil ve hukuki düzeyde kalan muhalefetin işlevsiz kaldığı zaman baskıya karşı direnme meselesi ortaya çıkmaktadır. Bireysel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğinde son çare olarak zor ve kuvvet kullanma anlamına gelen baskıya direnme hakkı  günümüzde pozitif hukukta bile yer edinmiştir. Teorik olarak bunun olabilirliğini söylemek yeterli olmuyor, “Baskının kriteri nedir, ne zaman meşru olarak zor kullanabilir ve ne ölçüde olacaktır? Direnme hakkının normatif değeri nedir?” soruları üzerinde düşünmek hukukçuların yapacağı ayrı bir çalışma konusudur, biz bu durumda, Ebu Hanife’nin sergilediği tavra dair tespitleri sunmak ve değerlendirmekle yetineceğiz:

1. TESPİT: Ebu Hanife; Ehl-i beyt’en Zeyd b. Zeynelabidin Ali b. Hüseyin (122/740) ve Yahya b. Zeyd b. Ali Zeynelabidin b. Hüseyin b.Ali’nin (ö.125/743) Emevi yönetiminin; Muhammed (b. Abdillah b. Hasan b. Hasan b. Ali) en-Nefsu’z-Zekiyye ve kardeşi İbrahim’in Abbasi Yönetiminin yaptıkları zulümlere karşı ayaklanmalarını teorik ve pratik/maddi açıdan desteklemiştir.

Bu nokta Ebu Hanife’de okumasını yapmaya çalıştığımız sivil itaatsizlik eylemin içeriğine ters bir şekilde, barışçıl eylemlerin ve hukuki muhalefetin mevcut kanunsuzlara engel olamaması durumunda zulüm ve baskı yapan yöneticilerin bütün yaptıklarına sessiz kalmayı reddedip silahlı bir eyleme teorik (fetva) ve maddi destek verdiğini göstermektedir.

Ebu Hanife’nin genel kabul gördüğü şekliyle, fasık birinin imameti caiz gördüğü iddiasına rağmen silahlı bir eylemi desteklemesinin (hatta İbrahim’in direnişini kastederek, onunla birlikte mücadele etmenin elli kez haccetmekten daha erdemli olduğunu söylemesinin) gerekçesi ne olabilir? Mevcut yönetimin hukuka uymayan eylemlerini silahlı bir şekilde  sistem değişikliği talebinde bulunmanın pasif muhalefet olarak okunmanın imkanı olmadığına göre gerekçe gerçekten önemlidir:

Gerekçe 1: Ebu Hanife’nin fasık bir kişinin devlet başkanı veya Yargıç/kadı olmasını uygun gördüğü, genel kabul görmesine rağmen, doğru değildir. Çünkü devlet başkanlığı için adalet şartı vardır ve halka zulmeden birinin bırakın halife olmayı, hakim bile olamaz. Adil olması şartı gereği halife, zulüm yapan değil, zulmü kaldıran kişi olmalıdır. Zalim ve fasık birinin şahitliği kabul edilmediği için rivayet ettiği hadislerde makbul olmaz, hatta namaz için öne bile geçirilmez. Böyle bir kişinin devlet başkanlığı kabul etmenin imkanı yoktur; dolayısıyla itaat da etmek gerekmez demiştir. Üstelik bunu hem Emevi hem de Abbasi döneminde söylemiş, bu nedenle resmi görevler talep etmemiş, teklif edilenleri ise reddetmiştir. Nitekim son Emevi meliki olan Mervan b. Muhammed’in Irak valisi Yezid b. Ömer b. Hubeyre, Ebu Hanife’nin Kufe kadılığını kabul etmemesi üzerine onu hapsettirmiş, her gün kırbaçlatmıştır. Dostları herhangi basit bir görev alarak bu işkenceden kurtulmasını tavsiye etmişlerse de; Ebu Hanife, mescidin kapılarını saymak gibi bir görev bile olsa kabul etmeyeceğini söylemiştir.

Görüldüğü üzere, Ebu Hanife, emri bi’l-maruf ve nehyi ani’l-münker bağlamında zulme karşı silahlı direnişte bulunmak gerektiğini ve bunun peygamberimiz söylediği üzere şehadetlerin en erdemlisi olduğunu diyerek Zeyd b. Zeynelabidin Ali b. Hüseyin’in silahlı muhalefetine yardım edilmesi gerektiğine dair görüş/fetva bildirmiştir. Devlet başkanını hırsız bir mütegallibe benzeten ve silahlı muhalefete hukuki zemin sağlayan teorik katkıyla kalmayıp maddi yardımda bulunmuştur.

Abbasi yönetimine karşı İbrahim ve Muhammed (b.Abdullah b. Hasan) kardeşlerin silahlı eylemlerini (145/762) Ebu Hanife’nin yanısıra bir çok fakih de meşru görmüştür. Ebu Hanife’nin silahlı eylemi meşru görmesiyle katılan ve öldürülen bir gencin annesi, fakihe gelerek durumu şikayet edince, “Keşke oğlunun yerinde ben olsaydım” diyerek tavrının devam ettiğini göstermiştir. Nitekim bu ve benzeri tavırların devamlılığından dolayı, Emevilere yönelik silahlı eylemlerin hepsi bastırılmıştır; ama “Galip sayılır bu yolda mağlup” sözü gereği, yönetim aleyhine her tarafta gösteriler ve propagandalar yapılmaya devam etmiştir.

Gerekçe 2: Melik, Ehl-i beytin ileri gelenleri hapse atıyor, işkence yapıyor, mallarını gasp ediyor, devlet tarafından onlara tanınan tahsisatı kesiyor, böylece Hz. Peygamberin torunlarını her şeyden mahrum bırakıyor, birde bunları hutbede açıkça savunuyordu. Nitekim o dönemin önde gelen hukukçularından İmam Malik, bu direnişin meşruiyetine dair fetva vermişti; ama daha sonra kenara çekilmişti; buna rağmen eylemin bastırılması üzerine İmam Malik’e de işkence yapıldı.

Ebu Hanife ise bu muhalefeti sürekli bir şekilde yaptı. Onun muhalefetini salt teorik bazda ders halkalarıyla yapmanın ötesine geçerek dört bin dirhem maddi yardım yapması, düşünceleriyle eylemleri arasındaki tutarlılığın göstergesidir.  Nitekim Onun toplum tarafından sevilen ve sayılan bir alim olması karşısında Melik, bu muhalefeti taraftarlığa çevirmek için ona resmi görev teklif ederek denemiş, kabul etmemesi üzerine hapse attırmış ve işkence yaptırmıştır.

Başlangıçta Abbasi yönetimi hakkında olumlu tavırlar içinde olan Ebu Hanife, bu kanaatini değiştirince bir haksızlığa ve adaletsizliğe alet olmamak ilkesi gereği doğru bildiği hususta ısrarlı olmuştur. Önemli olan, yöneticiye itaat veya saygı yüzünden haksızlığa alet olunmamasıdır. Bunun sonu hapis ve işkence bile olsa  alınan tavırdan vazgeçilmez. Bu gerekçelerle yönetim ile işbirliği yapmayı bir mescit inşaatında kerpiçleri saymak gibi sembolik bir görevin bile yönetime meşruiyet sağlayacağını düşünerek reddeden Ebu Hanife hapiste kalmayı tercih eder. Onun hapiste ölme ihtimali karşısında halk arasında infial olacağı, yönetimin yasallığına zarar geleceği ihtimali düşünülerek serbest bırakılır. Yapılan işkence ve baskılar sonucunda iyece bitap düşen Ebu Hanife, kısa bir süre sonra ölür. Mansur’un Bağdat kadısı olan Hasan b. Umare tarafından yıkanan Ebu Hanife’nin Cenaze namazının büyük kalabalıklar tarafından defalarca (6) kılınması görüşlerinin benimsenme derecesini gösterir.

Sonuç

Eğer, demokratik, çağdaş, çoğulcu ve katılımcı bir siyasal hayat istiyorsak, temel insan hakları ve özgürlüklerini içeren pozitif hukuk uygulamaları yapılsın ve hukuk siyasallaşmasın diye bir talebimiz varsa, hukuk devleti idesiyle çelişen durumlarda, kamu düzeninin bozulmaması ve kamu hizmetlerinin aksamaması diye bir kaygımız varsa, yaşanan kırılmaları tashih için şiddetsiz, aleni ve kamuya açık, kırmadan ve kırılmadan barışçıl bir eylem tarzı olarak sivil itaatsizliği öncelemek çok önemlidir.

Kanun adı altında sunulan yaptırımların “Bir eylem ve tutumun yanlış olduğunu düşündüğüm zaman ortaya koyacağım doğru davranış nedir?” sorusu bağlamında Ebu Hanife gibi bir hukukçunun deneyimlerinin, dini ve fıtri yapısının somut dışa vurumu olan tavır ve tutumlarının toplumsal yapıya sivil bir katkı olarak düşünüldüğü takdirde günümüz insanına yeni ufuklar açtığı görülmektedir.

Bununla birlikte, gerek Emevi; gerekse Abbasi yönetimlerinin bu sivil katkıyı dikkate almadıkları ve yaptıkları haksızlıklarda ısrar etmeleri üzerine, tek kişilik bir sivil toplum örgütü gibi çalışan ve adaleti önceleyen bir hukukçunun aktif muhalefete maddi ve manevi (teorik/fetva) destek vererek, yeni yönetim biçimleri belirlemeye yardım edebileceğini göstermesi açısından önemlidir. Dolayısıyla, Ebu Hanife’nin bu tavrı, sivil itaatsizlik okumasına ters olmaktan ziyade, düşünce sisteminin ilk erdemini doğruluk, toplumsal yapının ilk erdemi olarak da adaleti önceleyen bir hukukçunun sorgulamayan bir hayat ve yönetim biçimini kabul edemeyeceğinin göstergesi olarak yorumlanabilir. Ayrıca bu tavır, hukuksuzlukların giderilmesi için alınan bütün önlemlerin geçersiz kaldığı durumda neler olabileceğinin belirtilerini göstermesi açısından çok önemlidir. O halde, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde yer aldığı gibi, “İnsanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak şiddete başvurmaya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunması temel bir zorunluluk olduğunu hatırımızdan çıkarmamız gerekir.

Birinci Bölüm: EBU HANİFE’NİN SİYASİ DURUŞU-I İçin Buraya Tıklayabilirsiniz.

 

Yorumlar  

 
0 #1 2009-09-23 18:43
Prof.Dr. Abdülaziz Bayındır bu akşam (23 Eylül 2009, Çarşamba) saat 21:10'daAli Akın ile birlikte Ülke TV'deki Sıradışı programına konuk olacakmış. "Ebu Hanife" Programın Konusu. İlginç Bir Program Olacak Muhtemelen.. Kaçırılmasın..
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile