Hocalarımızdan
Keramet ve İstidraç II![]() Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ... |
Japonya Notları I: Güneş Ülkesine Yolculuk![]() Asya Felsefeciler Derneği’nin geçen yıl yapılması gereken 5. Uluslararası Konferansı tsunami felaketi nedeniyle ertelenmişti. Eğer ertelenmeseydi de ben Yemen’de bulunduğum için gidemeyecektim. Japonya; "Doğan Güneşin Ülkesi" ziyaret etmek ... |
Asya Felsefe Kurumu'nun Endenozya'nın Cakarta şehrinde 4-6 Kasım 2009 tarihlerinde düzenleyeceği 4. Uluslararası Konferansında sunulmak üzere Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarımızından Prof. Dr. Mevlüt Uyanık
Medeniyetler Arası Çatışma Tezlerinin Analizi
-Medeniyetler İttifakı ve Türkiye’nin Katkısı-
GİRİŞ
- Bir Birleşmiş Millet Projesi Olarak Medeniyetler Arası İttifak
Medeniyetler İttifakı 21. yüzyılın barış projesi olarak 2005 yılında bir Birleşmiş Milletler projesi olarak başlatılmış olup medeniyetler arasında çatışmaların önlenmesi, gerginliklerin azaltılması, diyalog ve işbirliğinin arttırılmasına yönelik çalışmalar yapmayı hedefler. Bu proje mucizevî bir çözüm önermekten ziyade çatışma mantığını analiz etmek ve çatışma riskini en aza indirgemek çabası olarak görülebilir.
Medeniyet, anlaşılabilir bir inceleme alanıdır ve belli sayıda değişik halkların farklı eylem alanları arasındaki ortak zemin ve belirli bir toplum ve duygusal ürünün bir temsilcisidir. Medeniyet, bu bağlamda, tarihin girdiği dinamik biçimlerin aslında ete kemiğe bürünmesidir de denilebilir. (Toynbee, 1978: I/44-47) Medeniyetler arasında farklılıklar olması doğal olduğu gibi, aynı medeniyet içinde zaman ve mekân farklılıklarına dair farklı üsluplar, yorumlar olması doğaldır, ama bunlar vahdet içinde kesret misali kendi aralarında belirli bir tutarlılığa da sahiptir. Bu da çok-kutuplu bir bakış açısına sahip olunmayı zorunlu kılar. Çünkü kültür ve medeniyetler insanlığın doğası gereği farklıdır ve dünyanın gelişmesinin itici gücüdür. Bu anlamda yalıtılmış ve bir diğerinden etkilenmemiş bir kültür ve medeniyet olamaz, hepsi birbirine bağımlı olarak gelişir, karşılıklı etkileşim içindedir. (BM, 2006:11)
- Sorun: Çatışan iddia edildiği gibi Medeniyetler midir, yoksa Siyasal ve Ekonomik Aktörler midir?
Medeniyetler İttifakı bir kanadında İspanya, diğer kanadında ise AB girmek isteyen ve kurucu ilkesi muasır medeniyet seviyesine ulaşmak olan Türkiye Cumhuriyeti bulunması bile medeniyetlerin dünya siyasetini belirleyen aktörler olmadığını dolayısıyla çatışmanın medeniyetler arasında değil, ekonomik ve politik aktörler arasında olduğunu gösterir. Devletler, kurumlar, bireyler bir araya gelip bir konuda ortak bir dil oluşturup çatışma mantığını analiz edip, riski en aza indirgeyen uzlaşma yollarını arayabilir. (Köse, 2007:292, 305; Uyanık, 2004:12;a.mlf, 2005:10; 2009:15,2007b:435-436)
Medeniyetler İttifakının amaçlarının gerçekleştirilmesi için, öncelikle, bireyler ve milletler arasında barış ve işbirliği, herkes açısından bir kamu yararı olarak görülmelidir. Savaşların ve çatışmaların sayı, kapsam ve etkilerinin azalması, insanlık için barış dolu bir geleceğe yönelik umutlarımızı besleyecektir. Aksi takdirde kültürler ve dinler arasında temel ve uzlaşılmaz farklılıkların kültürel ve politik çatışmaların açıklanması olarak sunulması devam edecektir. (BM, 2006: 31, 57)
Sorun; siyasi ve iktisadidir, din ve kültür farklılıkları ise enerji merkezlerindeki çatışmaya meşruiyet sağlamaktadır. Nitekim 12-13/11/2006 İstanbul Üst Düzey İnsanlar Toplantısında BM Genel Sekreteri bu tespiti vurgulamıştır. Aslında sorun hiçbir inanç olmamıştır, ama inananlar ve onların birbirlerine karşı nasıl davrandıkları sorundur ve çatışmayı beslemektedir. Ön yargılarımız, ön kabullerimiz kararlarımızı nasıl etkilediği hususunu gözden kaçırırsak, halkı kendi ideolojileri yönünde sevketmek isteyenlerin dini değerleri istismar etmesine vesile oluruz, bu da sonuçta çatışmayı besleyen unsur olarak ortaya çıkmaktadır. O halde basmakalıp ifadelerden, genellemelerden, peşin hükümlerden uzak durmalı; Birey/gurup tarafından işlenen suçların bir halk, bir bölge ya da bir dinin tümü hakkındaki kanaatimizi belirlemesine müsaade etmemeliyiz. (BM, 2006: 15; Köse, 2007:294) dolayısıyla hiçbir direniş grubu, küresel militan grublar veya devletler sivil ve çatışmayanların hedef alındığı bir operasyonu medeniyetler savaşı gibi bir slogan adı altında yapamaz. (BM, 2006: 22)
Medeniyetler arası çatışma tezlerini yoğun olarak tartışıldığı soğuk savaş sonrası
dönemde 11.Eylül 2001 saldırısı bu ortama önemli katkı yaptı. Çünkü Pentagon (askeri), ikiz kuleler (ekonomi) ve Parlamento (siyaset) merkezlerine yapılan menfur saldırıyı, ABD küreselleşmenin dış düşmanları ve küresel terörizm taraftarları tarafından yapıldığını söyleyerek bir dizi askeri-siyasi ve iktisadi önlemler aldı. Artık: 11 Eylül 2001: Enerji Savaşları Yüzyılının Başlangıç Tarihi olarak anılacaktır. (Uyanık, 2006)
Afganistan ile doğrudan başlayan bu süreç, Filipinler, Kenya, Gürcistan, Yemen; Kore Venezüella, Kolombiya gibi dünyanın birbirinden coğrafi olarak farklı ama yeraltı ve yerüstü zenginliklerin bol olması açısından benzerlikleri olan bölgelere doğrudan müdahale devam etti. Adına da Yeni Dünya Düzeni dedi.
Bunun teorik arka planını Tarihin Sonu ve Medeniyetler Arası Savaş Tezi sağladı. Özgürlükleri askıya alarak Güvenlik Merkezli kurulmaya çalışılan Yeni Dünya Düzeninde Biricik Güç ABD’dir. O dönemde 15 Avrupa ülkesinin biraraya gelerek oluşturduğu AB, parlamentosu, vatandaşlık hakları bildirgesi, hukuk sistemi, bayrağı, para birimi, marşı ve 60 bin kişilik Acil Müdahale gücü ile ekonomik ve politik açıdan oldukça önemli gelişmeler kaydetti.
Dönemin Avrupa Komisyonu başkanı ekonomi profesörü Romano Parodi’nin AB 21 yüzyıldaki rolünü 16 yy. İtalyasından hareketle yaptığı açıklamada “Rönesans sonunda İtalyan kent devletleri bilimde, sanatta, silahlarda, ekonomide dünyanın liderleriydi. Ama birleşmediler ve dünyadaki seslerini yitirdiler. Günümüzde bu bizim için alınması gereken bir derstir, tek ses halinde konuştuğumuz alanlarda Avrupa başı çekecektir. Artık, Modern Küresel Ekonomik ve Siyasal Güç Olarak Batı adına sadece Amerika Birleşik Devletleri değil, Avrupa Birleşik Devletleri de siyasal arenadadır.
- Temel Kavram ve Ölçütler:
Bu yönde geliştirilen stratejide temel kavram ve ölçütler; çoğulculuk ve çeşitlilik, dostluk ve işbirliği, diyalog ve anlayış, insan onuru ve cinsiyet eşitliğine saygıdır. Özellikle Avrupa’nın 20.yüzyılda yaşadığı insanlık dışı deneyim düşünüldüğünde, bireysel insan onurunun temel değer olduğuna dair temel bir inanç oluşmuştur. Bu nedenle kültürlerarası diyalogun temel amacı, “Eşit Bireyler Olarak Onurlu Biçimde Bir Arada Yaşamak”tır. (BK, 2009:15)
Yaşanan anlaşmazlıkların karmaşıklığına birde algılamadaki farklılıkları, bunların temelinde yatan kültürel farklılıkları hatta etik kurallara dair tercihlerde düşülen uyuşmazlıkları ilave edersek, yukarıdaki dört hususun ısrarla ve yeni demokratik bir zihniyetle vurgulanmasının gerekliliği ortaya çıkar. Çünkü tüm insanların eşit onuruna, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve demokratik değerlere saygıyı oluşturamazsak, diyalog ve ittifak imkanı olamaz. (BK, 2009:20) Bu nedenle salt diyalog yetmez, ittifak, uzlaşı ve uyum gerekir. Çünkü diyalog saygıyı gerektirir, ancak belirli bir konuda anlaşma ve uzlaşmayı gerektirmez. (Köylü, 2001: 32)
3.1 . Kültürlerarası Diyalog: Farklı ırksal, dinsel, dilsel ve kültürel miraslara sahip birey ve gruplar arasında karşılıklı anlayış ve saygı temelinde fikir alışverişinde bulunulmasıdır. Bireyin kendini ifade etme özgürlüğü ve yetisi yanında başkalarının görüşlerini dinleme isteği ve kapasitesini gerektirir. Bu açıdan çeşitli dünya görüşleri ve uygulamaları hakkında daha derin bir anlayış geliştirmeyi, işbirliği ve katılımı ya da seçim yama özgürlüğünü artırmayı, kişisel gelişme ve dönüşümü sağlamayı, hoşgörü ve başkalarına karşı saygıyı ilerletmeyi hedefler. Bu özelliklerinden dolayı kültürel olarak çeşitlilik gösteren toplumların siyasi, sosyal kültürel ve ekonomik entegrasyon ve sosyal uyumuna katkıda bulunur.
3.2. Kültürel Çeşitlilik ve çok kültürlülük: Farklı kültürlerin mevcut olduğunu, belirli bir mekânda ve sosyal organizasyon içerisinde etkileşim kurabilecekleri gerçeğine işaret eder, asimilasyon politikası olarak kullanılamaz. Kültürel çoğulculuğu destekleyen bir ortam geliştirmek, ancak eleştirel düşünce ve yeni fikirler kapasitesi yaratan bir eğitim sistemi ile insanların katılımına ve kendini ifade etmesine izin veren alanlar sağlanmasıyla olacaktır. Kanun uygulayıcıları, siyasiler,öğretmenler, mesleki gruplar ile sivil toplum kuruluşları kültürel açıdan çeşitlilik gösteren topluluklarda çalışmak üzere eğitilmelidir.
3.3. Sosyal Uyum: Bir toplumun bütün üyelerinin refahını sağlarken eşitsizlikleri en aza indirgeme ve kutuplaşmayı önleme kapasitesi anlamına gelir. Çeşitli kimliklere sahip şahısların ve grupların ahenkli etkileşimini temin etmek, sosyal uyumu elde etmek için şarttır.
3.4. Entegrasyon: İnsanların her bir bireyin onuruna, kamu yararına, çoğulculuk ve çeşitliliğe, şiddete başvurmama ve dayanışmaya tam saygı ile bir arada yaşama kapasitesi; bireylerin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi hayata katılma yetisi anlamına gelir. Sosyal gelişimin her yönünü ve buna dair tüm politikaları kapsayan entegrasyon, zayıfın korunması kadar farklı olma, yaratma ve yenileştirme haklarını gerektirmektedir.
3.5. Pozitif Ayrımcılık: Bir şahsın, ırkından, cinsiyetinden ya da diğer koruma altındaki özelliklerinden kaynaklanan dezavantajlarının telafi edilmesini ifade eder. Tam ve etkili eşitlik ile insan haklarından eşit şekilde yararlanmayı ya da bu hakları eşit kullanmayı ilerletmek için çalışmaktır. (BK, 2009:9-13,18, 26)
I. MEDENİYETLER ARASI DİYALOG ve İTTİFAK
Barış içinde birlikte varolmak ancak başkalarını sayarak birlikteliği aramakla mümkün olacaktır. Bunu yolu da, tek bir bakış açısını ve hayat tarzını herkes için iyi diyerek evrenselleştirmek yerine, farklılıkları koruyarak, bireyleri ve hayat tarzlarını bir arada çatışmaya dönüştürmeden yaşamasını sağlamak olmalıdır. Bunun için birçok hayat tarzının bir arada barış içinde varolabileceği ortak kurumlar, yeni bilinçler (anayasal vatandaşlık) ve yeni kimlikler (Avrupalılık) oluşturulmaya başlanmıştır. (Uyanık, 2007b: 436, 441-443)
İşte bu çerçevede, çok kültürlü ve çoğulcu bir “Anayasal Yurtseverlik” bilinci çerçevesinde oluşturulan yeni siyasi ve ekonomik birliktelik için Medeniyetler Arası Diyalog (1998) gündeme geldi, 2001 yılı buna hasredildi. Medeniyet içi ve medeniyetler arası bir süreç olup paylaşılan düşünceleri ve temel değerleri öğrenme, inceleme ve keşfetme ile ortaya koyarak, farklı bakış açılarını sürece dahil ve entegre etmedir. (21/11/20001 tarih. A/56/6 sayılı BM kararı)
Bu anlamda, bir çatışma çözüm sürecini ifade eder. Ben ve Öteki diye farklılıkları pekiştirmek yerine, farklılıkları tanıyan, kabul eden ve bunlar arasında yüzeysel anlaşma ya da uzlaşmanın ötesinde birliktelikler aramaktır. Birleşmiş Milletler tarafından bu ittifak çabalarının amacı şöyle açıklanmaktadır:
“Toplumlar arasında köprü kurmak ve dünya barışına potansiyel tehdit oluşturan ön yargıların, yanlış yorumlamalar ve anlamaların, kutuplaşmaların üstesinden gelmeyi hedeflemektedir. Medeniyetler İttifakı, şiddeti körükleyen düşmanca algılamalardan doğan tehditleri gidererek birlik oluşturmaya yönelik çabalar arasında işbirliği sağlamayı amaçlamaktadır. Dini inanışlar v gelenekler hususunda karşılıklı saygıyı geliştirecek bir harekettir. Böylece insanlığın çevreden sağlığa, ekonomik ve sosyal kalkınmadan barış ve güvenliğe kadar tüm alanlarda giderek birbirine karşı bağımlı hale geldiğinin bir ispatıdır. (Köse, 2007:299,305)
Buradan anlaşıldığı üzere bir medeniyet ve kültürün bir başka medeniyetin iddialarını reddetmeye çalıştığı diyalektik diyalog yerine, karşılıklı olarak yanlış anlamaları, ön yargıları tashih etmeye yönelen ve değerlerini takdir etmeye istekli, karşılıklı saygı ve anlayışı isteyen diyalejik diyalog öncelenir. (Hick, 2002: Sunuş:17)
II. MEDENİYETLER İTTİFAKI NİÇİN ZORUNLUDUR?
Dünyada tehlikeli boyutlara varan bir dengesizlik, eşitsizlikler ve çelişkiler yaşanmaktadır. En zengin üç kişinin gelirleri en az gelişmiş ülkelerinin toplam gelirinden daha büyüktür. Her yıl 3 milyon insan önlenebilir hastalıklardan hayatını kaybetmektedir. Dünyanın her yerinde çatışma, terör eylemleri ve işgaller yaşanmaktadır. Bu da karşılıklı güveni yok etmekte, kuşku ve korkuyu beslemektedir. Medeniyetler arası çatışma tezi de bunun teorik altyapısını beslemekte daha doğrusu konuyu saptırmaktadır.
Müzakere edilebilir ve çözümlenebilir sorunları başa çıkılmaz gibi göstermekte, din ve kimlik merkezli çatışmalara dönüşmesine katkıda bulunmaktadır. Dolayısıyla toplumlararası güven duygusunu yok eden ve düşmanlığı besleyen çatışma tezlerinin çürütülmesi gerekmektedir. Bunun için uluslar, kültürler ve dinler arasında tüm toplumların insanlık temelinde birbirine bağlı olduğunu gösterilmesi gerekmektedir.(BM, 2006:11)
Din bu çerçevede oldukça önemli rol oynamakta, ya siyasal ve hegomonik güç için alet olarak kullanılacak ya da toplumlar arası uyumun tesisine katkıda bulunacaktır. Bireysel bir değer gibi durmasına rağmen Din ve dini değerler, diğer kültür, din ve hayat tarzlarının takdir edilmesinin yaygınlaştırılmasında, farklılıkların ilahi ve doğal bir zenginlik olduğunun kabulünde hayati rol oynamaktadır.
1. Yöntem: Öncelikle çoğulculuk ve çok kültürlülük üzerine durmak gerekir: Çoğulculuk, dini, siyasi, eğitim gibi birçok alanda kullanılan bir tabirdir. Çoğulcu din eğitimi, çoğulcu demokrasi, çoğulcu kültürlerden söz edilir. Fakat kültürel, siyasal ve diğer alanlardaki çoğulcuktan verim alınabilmesi için dini çoğulculuğun temin edilmesi gerekir.
Bu da medeniyetler arası savaş gibi “çatışmacı hakikat iddiaları” incelemek, bir dini geleneğin diğeri dışlama söylemini araştırmak gerekir. Özellikle her birinin “kutsal”a dair kendi inanç ve uygulamalarını oluşturduğunu ve “O’ndan bir parça taşıdığını vurgulamak gerekir. Bu da ancak diyalojik diyalogla olur. (Hick, 2002: Sunuş:7-17) Aksi takdirde medeniyetler çatışmaları iddiasına destek veren diyalektik diyalog etkin olacaktır. Bu da kendi doğru tasavvurun diğerine dayatılmasını getirecek, o da bunu kabul etmeyecek, dolayısıyla diyalog da kurulamayacaktır. Diyalogun olmaması, başkaları hakkında klişe algılamalar geliştirmeyi daha da kolaylaştıracaktır. Bunun sonucu ise karşılıklı şüphe, gerilim ve endişe ortamıdır, çatışmayı da besleyen bunlardır. (BK, 2009:17) Nitekim çatışma teorisyenlerine göre, Batı ve Doğu medeniyetleri (İslam, Konfüçyüs’çü otoriterizm) ile etnik köktencilik tehlikesinden sonra Batı liberalizminin bozulmasını çok kültürlülük ve parçalanma sağlayacaktır. İslam, mutlak itaatı ve teslimiyeti; Konfüçyüs öğretisi tüm çivileri çakmayı ve otoriteye sadakati savunurken Batı liberalizmi bireysel hak ve özgürlükleri savunması aynı kıstaslarla değerlendirilemez, diyerek temellendirilir. (Brzesinki:1995:97-98)
Medeniyetler arası diyalog ve ittifak projelerinin anti tezi olan Çatışma tezine göre çok kültürlülük ABD ve Batı için bir tehlikedir. Çok kültürlü bir Amerika imkânsız çünkü Batılı olmayan bir Amerika, amerikan değildir. ABD ve Batı’nın muhafaza edilmesi ancak Batılı kimliğin yenilenmesi ile olur. Bu çerçevede bir Batı, bir de “Öteki”ler vardır. Ama çok kültürlü bir dünyanın kaçınılmaz, çünkü küresel imparatorluk diye bir şey olamaz. (Huntington, 2006:479; a.mlf: 1995:30-32,83)
Görüldüğü üzere, Soğuk savaş döneminde yaşanan ideolojik savaşın yerini medeniyetler arası etkileşim ve bunun sonucunda çatışma çıkacağı tezi Yeni Dünya Düzeni teorik yapısını oluşturur. Öncelikle İslam, ardından Öteki doğu medeniyetleri, Batı’ya karşı bir tehdit olarak sunulmuş, zihinlerde ortaçağda gelişen ve günümüzde iyice popülerleştirilen çılgın, terörist Müslüman görüntüsü canlandırılmaya başlanmıştır. (Aydın, 2001:21) Medeniyetler arası çatışma tezi ABD merkezli bir dış politik araç iken, Avrupa da gündemi oluşturmuş, Avrupalı Müslümanlar arasındaki farklılıkları derinleştirmede kullanılmıştır.
(Devam Edecek)
Prof. Dr. Mevlüt Uyanık
Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
| < Önceki |
|---|







Yorumlar
irtibat: openmindandhear t
mehmet berk aydin
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.