Hocalarımızdan

İnternetten Alim Çıkar Mı?

News image

“İnternetten âlim çıkar mı?” sorusu bize ne anlatır, bizden nasıl bir cevap bekler? Soruyu yanlış sorduysanız, muhatabınızın vereceği en mükemmel ve kendince en doğru cevap, “yanlış bir soruya verilmiş yanlış bir cevap” olmaktan öte bir mana ifade etmeyecektir....

Keramet ve İstidraç II

News image

Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ...

İhsan ÜNLÜ

Alevi_calstayAlevi çalıştaylarının nihayet sonuna gelindi. 7. ve son çalıştay geçtiğimiz hafta sonu Kızılcahamam’da yapılarak oturumlar tamamlandı. Çıkan sonuçlar bir rapor halinde sayın başbakana sunularak artık somut adımlar beklenecek.

Somut adımlar ne kadar, nasıl atılır onu zaman gösterecek ancak biz, ‘geldiğimiz noktada neler oldu?’ sorusuna cevap aramaya çalışalım.

Geldiğimiz noktayı görebilmek için şöyle biraz geriye, Osmanlının Tanzimat günlerine gidecek olursak; Tanzimat’tan sonra Osmanlı ülkesinde o güne kadar rastlanmayan bir ‘milliyet’ sorununun çıkarıldığı, gayr-i müslim azınlığın ajite edildiği, etnik ve dinsel temalarla insanımızın ayrıştırılmaya başlandığı gerçeğiyle karşılaşırız.

Öteden beri sömürü anlayışı üzerine kurulmuş emperyalist Batı için ahenkli, güçlü ve birleşik bir millet yapısı hep rahatsız edici olmuştur. Bunun için milletimizin en zayıf halkası ve yumuşak karnı olan dini ve etnik farklılıklar kaşınmaya, karıştırılmaya çalışılmıştır. Bugün tartıştığımız ‘Kürt Sorunu’ aslında bu sebepler halkasının getirdiği son noktadır.

Bu noktada Alevilik, Batının kullanabileceği kartlardan biri olsa gerek ki, bu konu hep ayrıştırma, marjinalleştirme, ötekileştirme malzemesi olarak kullanılagelmiştir. Dahası bugün Batıda Alevilerden azınlık olarak söz edilmesi rastlantı olmasa gerektir. Avrupa Birliği süreci de fırsat bilinerek Batı bir anda Alevilerin hamisi kesilmiş, Aleviler devletle karşı karşıya getirilmek istenmiştir.

Batının bu hain senaryoları oynayıp başardığı son kalelerden biri de Irak’tır. Bugün maalesef Irak’ta aynı dinin mensubu olan Şii ve Sünniler çok gaddarca birbirini boğazlayabilmekte, birbirinin kutsal mekânlarına saldırabilmektedir. En azından dünyaya böyle bir imaj lanse edilmektedir. Meseleye bu zaviyeden bakıldığında; bizdeki Maraş, Çorum, Sivas, Gazi olaylarını çok daha soğukkanlı yorumlamak mümkündür.

Şimdi çok daha iyi anlıyoruz ki bu senaryolar dışarıda yazılmış, çizilmiş; içeride ise hain işbirlikçileri eliyle servis edilerek bu güzide vatan evlatları birbirine düşürülmeye çalışılmıştır. Yetmişli yıllara kadar aynı acıları ve sevinçleri yaşayan, aynı toprağı paylaşan, kız alıp kız veren bu insanlar ne hikmetse bir anda düşman kamplara ayrılıvermiştir. Arkasından gelen husumetler, önyargılar, iftira ve karalamalar, ideolojik takıntı ve taassuplar…

Besbelli ki aynı inancın ve ideallerin insanları yıllarca ‘cambaza bak’ oyunuyla avutulmuş; aynısı gayrisinden çok daha fazla olan insanlar birbirinden koparılmıştır. Bir kukla oyunu oynanmış, insanlar sahnedeki oyunculara bakarken perde arkasındaki asıl aktörleri kaçırmıştır. Gafil ve cahil olan bazı insanlar bu oyuna getirilerek Alevi-Sünni ayrılığı derinleştirilmeye çalışılmış, adeta ayrı dinin mensupları gibi gösterilip sürekli çatışma ortamları üretilmiştir.

Tabi bütün bu oyunlar oynanırken sevindirici gelişmeler de olmuştur. Aleviler açısından bakarsak; Alevilerin kahir ekseriyeti Batının azınlık tanımlamasına şiddetle karşı çıkmış, kendilerinin bu ülkenin asli unsuru olduklarını haykırmışlardır. Özellikle 90’lı yıllardan itibaren Aleviler kendi haklarına sahip çıkma adına müthiş bir örgütlenmeye gitmiş, zamanla kendilerini kullanmak isteyen art niyetli kimseleri ayıklar duruma gelmişlerdir. Gelinen süreçte yaşadıklarını selim bir akılla muhasebe etmeye başlayan toplum, gerek oy verdikleri partileri, gerek inanç merkez ve kurumlarını, gerekse de inanç önderlerini sorgular bir noktaya gelmiştir.

Önemli bir aşama olarak da kitabî bir anlayışa doğru evrilen Alevi algılaması, akademikAlevi_calstay çalışma alanlarına kaymaya başlamıştır. Bu noktada Sünni ilim adamlarıyla işbirliğine gidilerek aradaki buzların çözülmesi sağlanmıştır. Bunun önemli bir yansıması da birlikte yapılan programlar ve icra edilen tören ve ayinlerdir. Bugün Alevi aydınları da anlamıştır ki Sünnilik, Aleviliğin karşıtı olmadığı gibi cami de cemevinin zıddı ve alternatifi değildir. Bunlar, birbirini tamamlayan ve bütünleyen aynı inancın farklı yorumlarıdır. Yine çoğunluğa göre Alevilik İslam’ın içinde yer alan, kök değerlerini İslam inancından almış mistik bir yorumdur.

Bu çalıştayların da katkısıyla Sünni kesimde de ciddi bir bakış açısı değişimini gözlemlemek mümkündür: aklıselim Sünni kesimin de ifade ettiği gibi; bu mesele yalnız Alevilerin meselesi değil herkesin ve toplumun meselesidir. Toplum bir aileye ya da bir vücuda benzetilecek olursa, bu ailenin asli unsurlarından olan Alevilerin sorunlarına bigane kalmak mümkün değildir. Neticede onların acısı ve problemleri herkesi etkileyecek ve toplum ahengini, birlik ve beraberliği zedeleyecektir. Bugün onların sorunlarına kayıtsız kalmak demek, kendi sorunlarına çözüm ararken yalnız kalmak demek olacaktır.

Geldiğimiz noktada Sünni kesimin bakış açısındaki değişim ve dönüşümde önemli kilometre taşlarından biri, ‘tanımlamak yerine tanımaktır.’ Dinin sahibi Allah’tır, kimse kimseye din bahşetmez. Bu anlamda fertlere düşen, dinin değişik yorumlarına saygıdır. Yine önemli hususlardan biri, ön kabul ve şartlanmışlıktan uzak adaletle ve hikmetle meseleye bakmaktır. Meseleye bakarken toptancı ve ezberci bir anlayış yerine, daha hoşgörülü ve anlamaya dayalı bir yaklaşıma doğru gidilmektedir. Tabi bütün bu müspet oluşumların temelinde önemli bir argüman, diyalog ve iletişim yollarının açık tutulmaya gayret gösterilmesidir. Bu çalıştayların her şeyden öte böyle bir gelişmeye vesile olması bile önemli bir kazanımdır.

Çalıştayların devlet açısından kazanımları da çok önemlidir diye düşünüyorum. Her şeyden önce bu politikanın mimarı şu an Ak Parti gibi gözükse de uzun vadede bunun bir devlet politikası haline getirilmesi kaçınılmazdır. Bu açılımlarla devlet, kendisiyle barışık olmayan kitleleri muhatap alarak yüzyılların biriktirdiği sorunlara çözüm arayışına girmiştir. En azından ötelenen ve görmezden gelinen sorunlar görülmeye başlanmış, yıllarca ezilen ve mağdur olan, en doğal haklarından bile mahrum bırakılan bir kitleye sahip çıkılmaya başlanmıştır.

İnsan hak ve özgürlüklerinin tavan yaptığı bir dünyaya ayak uydurma iddiasıyla yeni yapılanmalara giden devletin artık vatandaşıyla kavgalı, çözüm bekleyen yığınlarca sorunu olan bir görüntüden kurtulması gerekiyordu. Bu çerçevede, önemli sorunları olan Alevilerin taleplerinin ekseriyetinin çok rahatlıkla çözülebilecek sorunlar olduğu anlaşıldı. Nitekim edindiğimiz ilk izlenimler; Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması, Alevi din hizmetlerine de bütçeden pay ayrılması gibi konular başta olmak üzere temel konularda mutabakata varıldığı şeklindedir.

Her türlü iyi niyetimizi koruyarak- ihtiyatı elden bırakmadan- bu çalıştayların hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Ancak, yüzyılların biriktirdiği sorunların bir çırpıda halledilmesini beklemek de biraz safdillik olur galiba. Bu nedenle süreç, sulandırılmaya fırsat verilmeden hızlandırılmalı ve süratle somut adımlara dönüştürülmelidir. Bu meyanda herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Bu sorunun çözümü ülkenin önemli bir kütlesini rahatlatacak, bu da herkese müsbet manada yansıyacaktır.

İhsan Ünlü

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile