Hocalarımızdan
İnternetten Alim Çıkar Mı?![]() “İnternetten âlim çıkar mı?” sorusu bize ne anlatır, bizden nasıl bir cevap bekler? Soruyu yanlış sorduysanız, muhatabınızın vereceği en mükemmel ve kendince en doğru cevap, “yanlış bir soruya verilmiş yanlış bir cevap” olmaktan öte bir mana ifade etmeyecektir.... |
Keramet ve İstidraç II![]() Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ... |
Pazartesi, 15 Şubat 2010 19:39
Hind alt kıtasını küçüklüğümden beri merak ederdim. İmam Rabbani ve Mahatma Gandi’nin ülkesi olarak hep gönlümde ve zihnimdeydi. Acaba nasip olur muydu onların yaşadıkları toprakları görmek, soludukları havayı teneffüs etmek?
Önce dedem Hacı Mehmet Uyanık nam-ı diğer Karadayı efendi’den sonra fakültenin ilk yılında Arapçadan kalınca klasik usul ders aldığım Hasan İçtüzer hocamdan duyduğum İmam Rabbani Hazretlerinden dolayı bölgenin ismi zihnime kazındı.
Akabinde master ve doktora tezlerimde çalıştığım ıslahat hareketlerinde müceddid-i elfi sani İmam Rabbani Ahmet Faruk Sihrindi çıktı karşıma. Derken felsefe okumalarında vahdet-i vucud ve vahdet-i şuhud anlayışlarında hep ilgi odağım oldu. Ardından siyaset felsefesiyle ilgilenirken yapılan haksızlıkları eliyle, diliyle gidermeye çalışmak, o da olmazsa kalbiyle buğz etmek aşamasını incelerken sivil itaatsizlik/pasif muhalefet eyleminin liderleri ile tanıştım manevi olarak. Üzerinde güneş batmayan imparatorluk kuran İngiltere’yi şiddetsiz bir şekilde dize getiren Gandi’yi yani. Onun verdiği mücadeleyi, öldürülmesiyle bölgenin içine düştüğü ve hala şiddetli bir şekilde devam eden siyasal kaosu düşündükçe gitme özlemim arttı. Ürdün’de bir yıl Arapça eğitimi sırasında tanıdığım Sevim Özdemir hanımefendi vesilesiyle bir sempozyuma müracaat ettim bu güzel insanların ülkesine gidebilmek için. Bildirim kabul edildi, rektör beyle görüştüm; o da sağolsun sempozyuma gidip üniversitemizin uluslarası alanda tanınmasına katkıda bulunacağını söyledi, finans sorunu da halledince, hazırlıklara başladım.
PAK YÜREKLERİN DUASIYLA
Oldu işte, sevdiklerimin duası sayesinde vize müracaatı için Ankara’ya geçtim. Alışmıştım son zamanlarda vizesiz ülke dışına çıkmaya, az biraz zoruma gitti vize istenmesi. Üstelik o günlerde İstanbul’da düzenlenen İran’a komşu ülkeler toplantısına davet edilmediği için Hindistan, ülkemize nota vermişti! İyice merak etmeye başladım bu ülkeyi.
2 Şubat tarihinde Gauhati Üniversitesinin düzenlediği üç günlük bir sempozyum programına katılmak için Delhi’ye oradan Guwahati eyaletine geçtik. İstanbul’da bize Al
iye Yılmaz ve Ayşe Sarıkçıoğlu hanımlar iştirak etti. Aliye Hanım varlığı bizi rahatlattı çünkü Afgan Türklerinden Özbek bir kardeşimiz; din eğitiminde doktora yapıyor. Afganistan’ın Mezar-ı şerif yakınlarından bir bölgedenmiş, Farsça ve Urducası iyi. Urduca neredeyse Hintceyle aynı gibi, çünkü çok rahat anlaşıyor. Sempozyum sonrasında Delhi’ye döndük yoldaşım Cemal Tosunla birlikte. 28 yıllık arkadaşlık daha bir pekişti bu seyahat sırasında. Sempozyum fena geçmedi, o bölgeye dair izlenimlerimi bir sonraki yazıya bırakayım da, niçin böyle bir başlık seçtim onu anlatmaya çalışayım.
ÖĞRETMEN OLMANIN DAYANILMAZ FAYDALARI!
Bir meslek midir öğretmenlik! Yok böyle diyemem, dilim varmaz, geçimin temini için gereken para için bir vesile olabilir sadece. Asistanlığım sırasında babam da anlamamıştı, nasıl yani devlet size okuyun, yazın diye mi para veriyor, ben mecburum ama sen okumanın dışında hiçbir iş yapmıyorsun ki, demişti rahmetli. Ama öyle işte, öğretmenlik vesilesiyle geçimimizi temin etmenin ötesinde dünyanın her tarafına gidebiliyorum ve üstelik orada önemli görevler üstlenmiş ve artık kendisi öğretmen, muallim olmuş talebelerime rastlıyorum, şükürler olsun rabbime.
Sempozyum yazışmaları devam ederken Murat Kıran ve eşi Sumeyra hanımın orada olduğunu öğrendim. Hemen aradı, hocam eğer buraya gelir de, talebelerinizi görmeden giderseniz çok üzülürüz diye. Bir iki gün sonra tekrar aradı, hocam Çorum’dan bir işadamı grubu gelecek aynı tarihlerde, onlara program yaptık, sempozyum sonrasında sizde bize katılırsanız harika olur dedi. Bende cok sevindim ve tamamdır dedim. Hemen Hüseyin Çıkmaz beyle irtibata geçtim. Mustafa Ertürk (Babacan Giyim) ve Mustafa Benli ile Süleyman Ergenç beyle 5 Şubatta gideceklerini ve dönüşlerinin de 11 Şubatta olacağını söyledi. Cemal ile birlikte bizde dönüşümüzü o tarihe erteledik.
Murat beyin ilgileneceği Çorum grubuna dahil olmak için Guwahati’den uçağa bindik. Delhi havalanında görünce Murat’ın güleryüzünü fakülte takımımızın kaptanı olduğu günleri hatırladım. Mahmut Saka kalecimizdi. Ali Ataman, İsa hepsi bir bir gözümün önünde geçmeye başladı, ne güzel günlerdi. Dünyanın ötesinde karşılaşmak başka bir duygu. Hemen Sefa isimli Türk kardeşimizin işlettiği şirin mi şirin bir butik otele gittik. Programın bir günün kaçırmıştık, ama Serhend, Taç mahal ve Haydarabad kısımlarına katılabilecektik. Zaten görmek istediğim yerler buralardı. Ama on beş yıl aradan sonra Cumhurbaşkanı düzeyinde ilk ziyaretin Sayın Abdullah Gül tarafından gerçekleştirilmiş olması ve orada gazetede okuduğum bir haber, ilk önce yukarıdaki başlığı atmamı gerektirdi.
NO HANDSHAKE, NAMASTE
Tokalaşmak yok, namaste; yani iki ölü göğüs hizasında birleştirip başı hafifce eğip selamlama var. Hindu geleneğinde bayanlar tokalaşmazmış, böyle selam verirlermiş. Ve bu manevi açıdan önemliymiş geleneklerinde. Nitekim Müslüman hanımlar sağ elini çenesine doğru götürüp hafifçe başını eğiyor. Bizim Türk arkadaşlarda Osmanlı geleneği taşımışlar
sağ ellerini kalplerine götürüp selamı öyle alıyorlar. Namaste’nin Hindular için kutsal olduğunu söylediler, ama Endenozya Müslüman ve onlarda öyle selamlaşıyorlar ve Tri makasi diyorlar. Sembolik dil önemli, taşıdıkları anlamlardan haberdar olmakta. Örneğin dönüş yolunda havalanında karşılaştığım Budist rahibe resim çektirebilir miyiz deyince başını iki tarafa hafifçe salladı gülümseyerek. Eyvah bir pot kırdık galiba dedim. Cemal yetişti, burada bu evet anlamına geliyor diye, hemen çektirdim resimi.
Neyse beni üzen şu, nasıl olur da, büyük bir devlet ve protokol geleneğine sahip olan bizler böyle teknik bir hataya düşeriz. Ve Hindistanın ulusal bir gazetesinde böyle bir başlıkla verilir haber. Birden yüreğim kabardı, ne oldu Selçuklu, Osmanlı protokol geleneğini devralan ve dünyanın önde gelen beş büyük protokolünü uygulayan Türkiye Cumhuriyeti’nin Dış İşleri Bakanlığına. Nasıl olur, böyle bir görüntü verilebilir. Üstelik ilişkilerin geliştirilmeye muhtaç olduğu, Çin’den sonra dünyanın en büyük nüfusuna sahip, bilgisayar yazılımında önde, nükleer gücü ve dört yüz milyar dolara yakın gelir fazlası olan bir ülke de benim devlet başkanım niye böyle bir haberle geçilir, bunu anlamam mümkün değil. (The Times of India, Hyderabad, Wednesday, Februaryı 10,2010, p.8)
Slumdog Millionere filmindeki gibi gözleri gör edilmiş bir küçük kızı görmüştüm Guwahati’de, yüreğim ters dönmüştü, gerçek hayatta karşılığını görünce. Aynı durumu yaşadım, başlığı görünce gazetede. Bu sıkıntı 11 Şubat sabahı bindiğim Delhi İstanbul uçağında bir önceki günkü gazetelere bakana kadar sürdü. Tahmin ettiğim gibi Hürriyet ve Milliyet’te aynı fotoğrafı kullanmıştı. Cumhurbaşkanımızın eli havada, Hindistan Devlet Başkanı Sayın Pratibha Patil’in rashtrapati Bhawan’da (9/2/2010 Salı) hanımefendinin iki elini birleştirmiş saygı işareti bulunan resim. Gerçi Türkiye gazetelerinde daha sonra tokalaştıklarını okuyunca protokol hatası hafiflemiş gibi geldi bana ama, anladığım kadarıyla Hindistan devlet başkanı büyük bir nezaket göstererek bizim devlet başkanımızı manevi açıdan içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan kurtarmış.
TÜRKİYE, HİNDİSTANLA İLİŞKİLERİNİ GELİŞTİYOR
The Times of India adlı gazetede, Ocak ayında İstanbul’da toplanan ve Pakistan’ın baskısına boyun eğerek Hindistan’ın davet edilmemesi ile başlayan krizin yumuşadığını, Türkiye’nin Hindistan’la sıcak ilişkiler geliştirmeye niyetli olduğunu söylüyor. Haber de Başbakan Manmohan Singh’in bu olumsuzluğu doğrudan dillendirmediği ama satır aralarına gizleyerek ihsas ettirdiği belirtiliyor. Anladığım kadarıyla Bombay’da geçen yıl patlayan bombalardan Pakistan’ı sorumlu tutuyorlar ve Türkiye’ninde bu olayda gerekli tutumu almadığını düşünüyorlar. En son toplantıda bunun somutlaştığını, ne var ki İstanbul toplantısının Türkiye’nin bütün olumlu çabalarına rağmen fiyasko ile sonuçlandığını kanaatindeler.
Terör: Her Yerde ve Herkesin Baş belası
Türkiye’nin uluslar arası terörizm (CCIT) karşısında hassas olmasını ve Sayın Abdullah Gül’ün “terörizme destek sağlayan, yardım ve yataklık yapan kim olursa olsun karşısında olduklarını söylemelerinden” memnunlar, bunun Pakistan’a bir işaret olduğunu düşünüyorlar. Bu sözlerin Türkiye Hindistan ilişkilerinin sıcaklaşmasının işareti olarak görüyorlar. Uluslar arası terörizmin engellemesinde İslam Konferansı Örgütü (OIC) önemini ve Türkiye’nin bu kurumu CCIT adaptasyonunda anahtar rol oynayabilmesini önemsiyorlar. Türkiye Başbakanı Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın 2008 Kasım ayındaki ziyareti ve terörizm hakkında kurulan çalışma grubunun işlevselliğini ve Türkiye’nin konum
unu yeniden kontrol edecek (check) ve uzun vadede Hindistan ile olan ilişkilerini geliştirecek bir ziyaret olarak görüyorlar Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadelerini.
Benzer bir haber Times of India’nın Yeni Delhi baskısında (Şubat, Salı, 11:2010, s.3) yeniden geçilmiş. Burada Cumhurbaşkanımızın ufak bir resmi ve altında Hasar Kontrolü (Damage Control?) yazıyor. Başlıkta ise ironik bir dille çevirecek olursak Afganistan-Pakistan ayak oyunundan sonra soğuk Türkiye, Hindistan’a terör konusunda daha yakın ve sıcak davranıyor, yazıyor. Bu yıl Afganistan’da düzenlenecek terör konulu toplantıya Yeni Delhi’nin davet edildiğini söylüyor. Afganistan’a ekonomik yardımda Hindistan’ın önemli rol oynadığını ve Türk yetkililerin İstanbul’da Pakistan’ın baskıyla oluşan olumsuz durumun farkına vardığını ve Hindistan Başbakanın deyimiyle iki ülke ilişkilerinin kendi yolunda ve kendi şartlarında geliştirilmesi üzerinde durulmasının öneminin kavrandığını yazıyor.
Hindistan ile Türkiye arasında bilim ve teknoloji işbirliğine dair deklarasyon ziyaretin ikinci önemli açıklamasıydı. Türkiye’nin Hindistan’da üç yeni konsolosluk açacağını bununda ikili ilişkileri önemli ölçüde geliştireceği, ticaret hacminin en kısa sürede 3 milyar dolardan 5 milyar dolara çıkarılacağı vurgulandı. Serbest ticaret anlaşmasıyla Türkiye üzerinden Avrupa birliğiyle de irtibat kurulacağı hususu da Hindistan tarafından önemseniyor.
Şimdi, yahu hani bu, gezi notuydu; siyasal bir yazıya dönüştü mü diyorsunuz. Evet haklısınız, ama ne yapayım, gurbette kısa süreli bir ayrılık bile olsa, oralarda ülkenize dair bir resim ve bir yazı derinden etkiliyor insanı. Buna bir de, memlekete dönme heyecanıyla elinize aldığınız gazetelerde bölgeye yapılan önemli geziye dair sadece belirttiğim resmi kullanıp, sonrasında tamamen iç siyaset ile ilgili polemiklerin olduğunu görünce, içim bir tuhaf oldu. Bende hiç değilse, oradaki gazetelerden aktarayım kendi izlenimlerimi dedim. Gezi notuna Guwahati, Serhend, Taç Mahal ve Haydarabadla devam edeceğiz inşallah, tabii bu yazıdan sıkılıp, bana ne yahu, demezseniz.
14/02/2010 Çorum
Mevlüt Uyanık
Prof. Dr, Hitit Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






