Hocalarımızdan
Keramet ve İstidraç II![]() Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ... |
Japonya Notları I: Güneş Ülkesine Yolculuk![]() Asya Felsefeciler Derneği’nin geçen yıl yapılması gereken 5. Uluslararası Konferansı tsunami felaketi nedeniyle ertelenmişti. Eğer ertelenmeseydi de ben Yemen’de bulunduğum için gidemeyecektim. Japonya; "Doğan Güneşin Ülkesi" ziyaret etmek ... |
Mehmet Akif’in dizelerinde Bedr’in arslanlarına benzettiği cedlerimiz, o günkü koşullarda inanılmaz fedakârlıklarla Çanakkale’yi geçirtmediler. Bu zaferde başta inanç olmak üzere pek çok sebep sıralayabiliriz.
Bu konuda çok hamasi yazılar yazabilir, nutuklar çekebiliriz. Ancak ben bugün biraz daha realist bir yazı yazmayı uygun gördüm.
İstiklal Marşımızın şairinin dilinden söyleyecek olursak:
Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile…
Âlem aldatmaksa maksad, aldanan yok nafile!
Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir!
Akif’in bir Avrupa seyahati sonrasında ifade ettiği, ‘onların dinleri bizim yaşantımıza, yaşantımız ise onların dinine benziyor’ cümlesi çok yalın bir gerçeği ortaya koyuyor. Medeniyet dini olan İslam’dan fersah fersah uzaklaşan Müslümanlar bugün türlü sorunlarla boğuşmak zorunda kalıyor. Her türlü ilerlemeye açık olan bir dinin mensupları bugün Batı’yı çok gerilerden takip ediyor.
Böyle bir durumda Çanakkale geçildi mi acaba? diyesi geliyor insanın.
Çanakkale’nin geçilmesi için illa düşmanın tekrar topuyla tüfeğiyle geri dönmesi mi gerekiyor?
Bilim ve teknikteki gerilemeyle, kültür ve sanattaki kompleksle Çanakkale’yi ne kadar koruyabildik?
Sütçü İmamlardan, Seyit Onbaşılardan çok Robin Hood, Heeman gibi sahte kahramanlarla büyüttüğümüz yavrularımıza
Çanakkale ruhunu ne kadar benimsetebildik?
Bugünün savaşı artık tankla, topla yapılan sıcak bir savaş olmaktan çıkıp kültür emperyalizmine dönüşen bir soğuk savaş biçimini almıştır. Bugün gücü elinde bulunduranlar, belki bedenlerimizi silahla yok etmiyorlar ancak medyatik ve kültürel yollarla zihinlerimizi esir alıyorlar. Kalelerimize dikemedikleri haçları gönüllerimize dikmeye çalışıyorlar. Zorla içiremedikleri zehirlerini odalarımızın başköşelerine kurduğumuz televizyonlarla sindire sindire zerk ediyorlar.
Japonların çocuklarını kamçılamak için yaptıkları ilginç bir eğitimden söz edilir: zaman zaman öğrenciler, 2.dünya savaşında yerle bir edilen Hiroşima’ya götürülüp oradaki tarihi hadise anlatılırmış. Daha sonra başkent Tokyo’ya götürülüp en hızlı metroya bindirilirlermiş. En sonunda ‘İşte siz bu teknolojiden daha üstününü yakalayamazsanız sonumuz yine hüsran olur’ diye de öğütlerlermiş.
Biz bugün bırakın çocuklarımızı Çanakkale’ye götürmeyi, onlara o ruhu verecek kaç film yapabildik?
TV’lerde, okullarda onların destansı kahramanlıklarını anlatıp ne kadar coşturabildik?
Onların başarı öykülerini anlatıp ne kadar ders çıkarabilmelerini sağlayabildik?
Dahası vatan sevgisini, bayrak sevgisini, kutsal değerler için gerekirse canından geçebilmeyi ne kadar öğretebildik?
Belki en önemlisi de asıl vatanseverliğin, bu vatana hizmetten geçtiğini ne kadar kavratabildik?
Bu sorulara ne kadar olumlu cevap verebilirsek, en baştaki soruya o kadar rahat cevap verebiliriz.
Ne dersiniz, Çanakkale nasıl geçilmez?
İhsan ÜNLÜ
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






