Hocalarımızdan
İnternetten Alim Çıkar Mı?![]() “İnternetten âlim çıkar mı?” sorusu bize ne anlatır, bizden nasıl bir cevap bekler? Soruyu yanlış sorduysanız, muhatabınızın vereceği en mükemmel ve kendince en doğru cevap, “yanlış bir soruya verilmiş yanlış bir cevap” olmaktan öte bir mana ifade etmeyecektir.... |
Keramet ve İstidraç II![]() Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ... |
Pazar, 20 Haziran 2010 12:26
Furkan ve Haber/Nebe, iki surenin adıydı Kitab-ı Mübin’de.
Ey milyonların oğlu Furkan! Sen öyle güncelledin ki bu isimlerin anlamını, nice müfessire taş çıkarttın…
Dirilişin, hayatın, kazancın ya da geleceğin ne olup olmadığını tartışıp, soruşturup dururken insanlar, sen mavi sularda hayata açılarak, dirilişten öyle bir haber verdin ki bin küsur yıldır Furkan’ın verdiği bu haberi biz yeni anladık, yeniden anladık…
Tüketmek ve kazanmak kurgusu üzerine inşa edilmiş bir hayata öyle bir meydan okudun ki, “Âlemlerin Rabbine and olsun ki ben kazandım” diyerek asıl kazancın ne olduğunu yeniden hatırlattın bizlere… Hem de çoğumuza göre tam da “kazanmışken hayatı ve geleceği”…
Ruhumuzu, aşkımızı, ahlâkımızı yitirdik, aşk ve aklı dengeleyemedik, savrulduk, yozlaştık, sadece akıllandık(!), sekülerleştik ve sınavdan sınava koşuşturduğumuz “çocuklarımızın geleceği” diye yeni putlar edindik. Tam bu hengâmede sen çıktın ve henüz bir çocukken bütün bu putları savurarak asıl geleceğin ne olduğundan bize haber verdin, ağzımızın tadını bozdun be Furkan…
Hani dünyalık, kariyer, statü edindik ya, sınıf atlayıp gettolarda yaşamaya başladık ya, kazandığımızı sandık. Artık aç yatan komşulardan, ağlayan çocuklardan, burnumuzun dibinden tutun da Gazze’den, Irak’tan ve dünyanın birçok yerinde
yükselen çığlıklardan habersiz kaldık, yani hayattan, dirilişten ve dirilikten habersiz. Ve sen, aslında kaybettiğimizi bize haber verdin.
Biz anlam ve değerden uzak, imaj ve ambalajdan ibaret bu kokuşmuş hayata demir atmışken, sen o çocuk, o cesur ve o kocaman yüreğinle çığlıklara koştun ve gerçek hayata yelken açtın. Ve bize perde arkasından öyle bir haber, öyle bir ders verdin ki, sorma gitsin be yiğidim.
Haksızlık etmeyelim, her şahadet ve şehit bir çağrıdır bütün vicdanlara. Her birinin bir hikâyesi, çağrısı ve bir yanıyla da ateşi düştü yüreklerimize. Ama seninki bir başkaydı be ciğerparem.
Vicdanlarımızda bir ateş, bir kıvılcım yaktın ve koca zulmü aydınlatma gibi öyle bir yük vurdun ki sırtımıza, öyle bir bela/imtihan sardın ki başımıza; bu cılız omuzlarla bilmem altından kalkabilir miyiz be Furkan?
Neyin haberi olduğunu tartışanlara ve hâlâ tartışmakta olanlara aldırmadan vicdanın, ruhun, aşkın, aklın ve bütün “yeniden dirilişin” haberini verdin, çağrısını yaptın ve gittin. Ve biz artık derdimizle, yükümüzle başbaşayız be kardeşim.
Zaten bu “büyük haberi” ancak “Furkan” verebilirdi. Bize verdin ya bu haberi Furkan! Ruhun şâd olsun, ruhunuz şâd olsun…
Dediği gibi Barbarosoğlu’nun; bütün oğullar Furkan’dan maya tutsun…
Yrd. Doç. Dr. Ahmet Küçük
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






