Hocalarımızdan
İnternetten Alim Çıkar Mı?![]() “İnternetten âlim çıkar mı?” sorusu bize ne anlatır, bizden nasıl bir cevap bekler? Soruyu yanlış sorduysanız, muhatabınızın vereceği en mükemmel ve kendince en doğru cevap, “yanlış bir soruya verilmiş yanlış bir cevap” olmaktan öte bir mana ifade etmeyecektir.... |
Keramet ve İstidraç II![]() Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ... |
Pazar, 07 Kasım 2010 03:09
Göklerin ve yerin yaratıcısı olan Yüce Allâh, yarattığı varlıklardan biri olan insanı muhatap almış ve ona kitap yollamıştır.
Şüphesiz ki bu, son derece büyük bir şereftir. Ne yazık ki bazılarımız bu şerefin farkında değiliz. Bir cumhurbaşkanının, bir sanatçının, bir sporcunun veya önemli sayılan bir konumda bulunan herhangi bir insanın, bizimle konuşmasını veya bizimle ilgilenmesini büyük bir şeref sayarken ve bu nedenle büyük bir sevinç ve heyecan duyarken Allâh’ın kitabına gereken değeri vermemekteyiz. Yaratılmışa duyduğumuz sevgiyi Yaratana duymamamız gerçekten üzücü. Oysaki Allâh’a duyduğumuz sevgi diğer bütün sevgilerden üstün olmalıydı. Bununla ilgili olarak Bakara suresinin 165. ayetinde şöyle buyurulmaktadır:
“İnsanlar içinde Allâh’a çeşitli eşler koşanlar ve bu koştukları eşleri Allâh’ı sever gibi sevenler vardır. İman edenler ise, en çok Allâh’ı severler.”
Sevdiği birinden gelen mektubu aceleyle ve istekle okuyan bir insanın Allâh’ın yolladığı mektubu tozlanmaya terk etmesi anlaşılır gibi değildir.
Kendisi gibi bir insanın kitabını iştiyakla okuyan ve okuduğu kitap ve yazar ile tafra satan bir insanın Allâh’ın kitabını okumaması ve hele hele onu okumamakla övünmesi gerçekten gülünçtür.
Bir konser, bir maç, bir film veya bir faaliyet için geniş zaman ayıran ve uykusunu terk eden insanın Allâh’ın kitabına zaman ayırmamasını anlamak mümkün değildir.
Bütün bu yanlışların temelinde cehalet, gaflet ve düşüncesizlik yatmaktadır. Bunlar ise, Müslüman’a yakışmayan sıfatlardır. Dolayısıyla terk edilmelidirler.
Bu girişten sonra “Kur’ân nedir?” sorusunu yanıtlamaya başlayalım. Bu soruyu bizzat Kur’ân’a sormak hiç şüphesiz en yerinde davranış olacaktır. O halde bizde “Kur’ân nedir?” sorusunu Kur’ân’a yöneltelim ve bize verdiği cevapların bir kısmını sizlere sunalım.
1. Kur’ân, kılavuzdur. Yüce Allâh, Bakara sûresinin 2. ayetinde “Kur’ân, Allâh’a saygı duyanlar için bir kılavuzdur” buyurmaktadır. Her insan, bir başkasını veya kendi aklını kılavuz edinmektedir. Bu noktada en akıllıca hareket edenler, Kur’ân’ı kılavuz edinenlerdir. Çünkü Kur’ân, gerçekten doğruya iletir. Üzerinde hiçbir şüphe yoktur. İnsanlar ve rehbersiz akıl ise, böyle değildir. Çok akıllı olduğu düşünülen birçok insan, Kur’ân’ı kılavuz edinmediği için batıla saplanıp kalmaktadır. Ato
m altı parçacıkları inceleyen ve kainatın tesadüf eseri olmasının imkansız olduğunu ilmen ortaya koyan bazı bilim adamlarının Allâh’ı ve Kur’ân’ın rehberliğini kabul etmemesi, bunun bir göstergesidir. Onlar maddi ilimlerde ilerlemiş, ancak manevi ilimlerde bir adım bile atamamışlardır. Maddeyi görmüş, ama onun ötesine akıl erdirememişlerdir. Bu ve benzeri tehlikelerden uzak kalmanın tek yolu, Kur’ân’ı kılavuz edinmektir. Hayatın her alanında ve her anında onun çizdiği yolda yürümektir. Bizi yaratan Allâh’ın yolladığı kullanma kılavuzumuza göre hayatımızı tanzim etmektir.
“Yoksa insan, başıboş bırakılacağını sanıyor.”[i]
2. Kur’ân, hablullâhtır. Allâh’ın ipidir. Yüce Allâh, bu ipi batılın karanlık kuyusunda çırpınan insanoğluna uzatmış ve ona tutunanları alıp aydınlığa ulaştırmıştır. Aydınlığa ulaşmanın tek yolu, bu ipe tutunmaktır. Bu nedenle Yüce Allâh, Âl-i İmrân suresinin 103. ayetinde “Hepiniz Allâh’ın ipine sımsıkı tutunun” buyurmuştur. Bir insan düşünün, bir bataklığın içinde çırpınıp duruyor, daha sonra biri ona acıyıp bir ip uzatıyor. Ancak o, ipe tutunmayı reddediyor ve sonunda bataklığın içinde yok olup gidiyor. İşte Kur’ân ipine tutunmayan insanın hali de böyledir. Hatta daha kötüdür. Çünkü onun bedeni değil, ruhu ölmektedir. O halde, Allâh’ın ipine tutunalım. Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.), şu nasihatine uyalım:
“Kur’ân ipinin bir ucu Allâh’ın elinde, diğer ucu da sizin elinizdedir. Ona sımsıkı tutunun. Böyle yaparsanız asla sapıtmaz ve helak olmazsınız.”[ii]
3. Kur’ân, ruhtur. Şura sûresinin 52. ayetinde Kur’ân böyle adlandırılmıştır. Çünkü beden için ruh neyse, gönül için de Kur’ân odur. Ruhsuz beden ölü olduğu gibi, Kur’ân’sız gönül de ölüdür. Bu nedenle Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Kur’ân okunmayan evleri mezarlığa benzetmiştir. Çünkü o evlerde manen ölü insanlar yaşamaktadır. O halde bize manevi hayat bahşeden Kur’ân ayetlerinden vareste kalamayız. O ayetlerle dirilmek, doğrulmak ve yolumuzu bulmak durumundayız. Yüce Allâh, bunun farkında olmayı ve gereğini yapmayı hepimize ihsan eylesin!
4. Kur’ân, şifâdır. Yûnus sûresinin 57. ayetinde Kur’ân’ın gönüllere şifâ olduğu bildirilmektedir. Evet, Kur’ân bütün manevi hastalıklara kesin bir şifâdır. Yeter ki, Kur’ân eczanesine girip gerekli ilaçları alalım ve kullanalım. Eğer bunu yaparsak, ateizmin getirdiği ölümcül manevi hastalıklardan kolayca şifâ bulabiliriz. Bedenimizin iyileşmesi için nasıl ilaç kullanıyorsak, manevi hastalıklarımızın tedavisi için de ilaç, Kur’ân ilacı kullanmalıyız ve bu ilacı bütün muhtaç gönüllere ulaştırmalıyız.
5. Kur’ân, furkândır. Furkân sûresinin 1. ayetinde Kur’ân, furkân olarak adlandırılmıştır. Evet, Kur’ân furkândır. Hakla batılı birbirinden ayıran ve insana hakla batılı ayırma kabiliyeti kazandıran bir kitaptır. Günümüzde insanlar çeşitli batıl ideoloji ve fikirlerle saptırılmaya çalışılmaktadır. Kimileri insanın maymundan geldiğini, kimileri kainatın tesadüfler sonucu oluştuğunu, kimileri ise dini yaşamanın pek de önemli olmadığını iddia edebilmektedirler. Bütün bunların cevabı Kur’ân’da vardır. Onu kılavuz edinenler, doğruyla yanlışı ayırtedebilmekte ve doğru yolda ilerleyebilmektedirler.
6. Kur’ân azîzdir. Fussilet suresinin 41. ayetinde Kur’ân’ın aziz, yani yüce bir kitap olduğu bildirilmektedir. Kur’ân yüce bir kitaptır, batıldan uzaktır. Sadece gerçeği arayanlar, ona yönelmelid
irler. Çünkü insanların kaleme aldığı eserler çoğu zaman büyük veya küçük hatalardan salim olmazlar. Dolayısıyla hayatımızın merkezine Kur’ân’ı almalı ve bütün diğer kitapları onun ışığında incelemeli ve okumalıyız. Bu, son derece önemlidir.
7. Kur’ân, sözlerin en güzelidir. Zümer sûresinin 23. ayetinde, Kur’ân’ın sözlerin en güzeli olduğu vurgulanmaktadır. Bu, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Bu ayet bize “Ey insan! Sen şu veya bu kitabı en güzel kabul edip okumakta ve övmektesin. Oysa en güzel kitap, Kur’ân’dır. Güzellik arıyorsan öncelikle Kur’ân’a yönel” demektedir. Kendimize dönüp bir bakalım. Hayatımızda Kur’ân’ın yeri nedir? Hocamızın kitabına, falanın romanına veya filanın makalesine ayırdığımız zaman ne kadardır? Kur’ân’a ayırdığımız zaman ne kadardır? Bizler gibi yaratılmış insanların sözlerine, acaba Yaratanın sözlerinden daha mı çok değer veriyoruz. Halimiz bunu mu gösteriyor? Bu sorulara her birimiz kendi içimizde cevap arayalım!
8. Kur’ân, iyilere müjde kötülere tehdittir. Fussilet sûresinin 4. ayetinde Kur’ân’ın müjdeleyici ve korkutucu olarak yollandığı ifade edilmektedir. Yüce Allâh, Kur’ân’da hakla batılı ortaya koymuş, hakka davet etmiş, hakka uyanları cennetle müjdelemiş ve batıla uyanları cehennemle tehdit etmiştir. Allâh’ı tanıyan bir kul için bu durumda yapılacak tek şey vardır: Allâh’a kulluk etmek.
Kur’ân, özetle şu şekilde tanıtılabilir: Kur’ân, hayat rehberimiz, canımız, şifâmız, ölçümüz ve kurtuluşumuzdur. Yüce Rabbimiz bunu anlamayı ve gereğini yapmayı hepimize ihsan eylesin!
Âmîn!
Üzeyir DURMUŞ
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






