Hocalarımızdan

İnternetten Alim Çıkar Mı?

News image

“İnternetten âlim çıkar mı?” sorusu bize ne anlatır, bizden nasıl bir cevap bekler? Soruyu yanlış sorduysanız, muhatabınızın vereceği en mükemmel ve kendince en doğru cevap, “yanlış bir soruya verilmiş yanlış bir cevap” olmaktan öte bir mana ifade etmeyecektir....

Keramet ve İstidraç II

News image

Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ...

Esintiler - Esâtiz

kuran-_kerimMakalenin ilk kısmı: ''Kur’an Nedir'' için tıklayınız.

“Kur’ân niçin yollanmamıştır?” sorusuna verilecek birçok cevap vardır. Bu cevapların bir kısmı şunlardır:

1. Başucumuza Asalım Diye Yollanmamıştır:

Birçoğumuzun evinde Kur’ân, süslü kaplara hapsedilip yüksek yerlere asılır. Hiç yüzüne bakılmadığı için üzerini toz kaplar. Kur’ân’ın varlığının eve bereket getireceğine inanılır. Ne kadar ilginç. Kur’an’ın içinden değil de dışından fayda bekleniyor. Adeta ilacı içmeyip ona bakarak şifâ bulmaya çalışan hasta gibi davranılıyor. Kur’ân’a saygı, Kur’ân’ın getirdiği ölçülerle örtüşmüyor. Şu halde Kur’ân’ın süslü kap ve raflardan gönüllere indirilmesi şarttır. Beyhekî’nin naklettiği bir hadiste “Kur’ân’ı yastık edinmeyin” buyurulmaktadır.[i] Böylece sadece bereketlenmek kastıyla, yastığın üzerine veya yatağın başucuna Kur’ân koymanın anlamsızlığı ifade ediliyor. Ebû Ümâme (r.a.) ise şöyle diyor:

“Kur’ân okuyun! Duvarlara asılan Mushaflar sizi aldatmasın.”[ii]

2. Sadece Okunsun Diye Yollanmamıştır:

Birçok insan, Kur’ân’ın sadece okunması gereken bir kitap olduğunu düşünür. Okuyup sevap kazanmaktan başka bir düşünceleri yoktur. Evet, Kur’ân okumak elbette sevaptır. Nitekim Tirmizî’nin naklettiğine göre Rasulullah (s.), okunan Kur’ân’ın her bir harfi için on sevap yazılacağını bildirmiştir.[iii] Ancak bu, amaç değil araçtır. Asıl hedef değildir. Yüce Allâh, insanları Kur’ân okumaya teşvik etmek için fazladan böyle bir ödül de belirlemiştir. Bir çocuk düşünün babası ona bir şey yaptırmak istiyor. Onu o işe yönlendirmeye teşvik olsun diye kendisine çikolata vaat ediyor. Babanın amacı çocuğa çikolata mı yedirmektir, yoksa ona söylediği işi mi yaptırmaktır? Elbette ki amacı ikincisidir. İlki sadece buna teşviktir. Çocuk söyleneni yapmayıp babasına yaptım diyerek belki çikolatayı alabilir. Ancak bu durumda hedeflenen şey gerçekleşmez. Kur’ân okuyucusu için de aynı şey geçerlidir. Çikolata konumunda olan kıraatle sevap kazanmanın peşinde koşarsa asıl hedef olan Kur’ân’ı anlamaktan uzak kalır. Bu durumda da gerçek anlamda Kur’ân okumuş olmaz. Bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

“Kur’ân okumakla, Kur’ân okunmuş olmaz. Kur’ân okumak, onunla hidayet bulmakla olur.”[iv]

3. Ölülere Okunsun Diye Yollanmamıştır:

Kur’ân ölülere okunsun diye yollanmış bir kitap değildir. Kur’ân ölü gönülleri diriltmek için yaşayanlara indirilmiş bir kitaptır. Bu, göz ardı edilen çok önemli bir gerçektir. Nice insan, sadece sevabını ölülere hediye etmek için Kur’ân okumaktadır. Sanki Kur’ân, ölülerin ardından okunması gereken bir merasim kitabıymış gibi... Oysa gerçek hiç de öyle değildir. Kur’ân, ölüler için değil, diriler için yollanmıştır. İmam Mâlik ve İmam Şâfiî, ölüler için okunan Kur’ân’ın sevabının onlara ulaşmayacağını söylemişlerdir. Bir rivayete göre, kabirler yanında Kur’ân okumak Ebû Hanîfe, Ahmed b. Hanbel ve İmam Mâlik’e göre mekruhtur. Çünkü bu sonradan icad edilmiş bir bid’attır. Sünnette böyle bir şey gelmemiştir. Sonraki alimler ise bu uygulamaları genelde caiz görmüşlerdir.[v]

Bunları anlatmaktan maksadımız, Kur’ân’ın ölülere yollanmadığına dikkat çekmektir. Kur’ân’ın yaşam kılavuzu olduğu kesindir. Ölüler için okunup okunamayacağı ise en azından şüphelidir. Kesin olanı terk edip, şüpheli olana dört elle sarılmak akıl işi değildir! Ölünün ardından 7, 40 ve 52. günlerde Kur’ân merasimleri düzenlemek bid’attır. Kur’ân ahkamını öğrenmek ise farzdır. Bid’atı baş tacı edip farzı terk etmek anlaşılır gibi değildir.

Mehmet Akif, düşülen bu çelişkiyi şöyle dile getirmiştir:

Ya açar Nazm-ı Celîl’in bakarız yaprağına;

Yahud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.

İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyla bilin,

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!

4. Para Kazanılsın Diye Yollanmamıştır:

Bazı insanlar için Kur’ân sadece bir geçim kaynağıdır. Onu, karşılığında para almak için okurlar. Hükümlerini merak etmezler. Kur’ân’ı istismar ederler. Geçmişte, hatta sahâbenin hayatta olduğu dönemde de böyle kimseler olmuştur. Ashâptan İmrân b. Husayn, bir gün insanlara kıssalar anlatan biriyle karşılaştı. Onun Kur’ân okuyup sonra da insanlardan para istediğini gördü. Bu durumu bir musibet olarak gördüğü için “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn” dedi. Sonra da şu hadisi nakletti:kurankarka

“Kur’ân okuyan, karşılığını Allâh’tan istesin! İleride öyle insanlar görülecek ki, Kur’ân okuyup karşılığında insanlardan para isteyecekler.”[vi]

5. Fal Bakılsın Diye Yollanmamıştır:

Kur’ân, yükselmemiz ve ilerlememiz için gönderilen yol gösterici bir kitaptır. Onun gönderiliş gayesi budur. Gerçek bu olduğu halde bazı insanlar onu ebced ve cifir hesaplarıyla gaybden bilgi alma vasıtası olarak da görmektedirler. Harflere rakam değeri verip bazı gaybî bilgilere ulaşmayı hedefleyen bu tür batıl yöntemler, eski Mısır, Hint ve Yahudi kültürlerinin bir öğesidir. Yahudilikteki Kabbala öğretisi, Tevrat metinlerine bazı sayısal değerler verip çeşitli bilgilere ulaşma iddiasındadır. Ne yazık ki, bu sapkın öğreti zamanla Şia’ya, oradan da Sünnî topluma sirayet etmiştir. Öyle ki bazı kimseler bu yöntemlere dayanarak, yazdıkları kitapların Kur’ân tarafından müjdelendiğini bile iddia edebilmişlerdir.

Bu tür yaklaşımlar son derece yanlıştır. Mehmed Akif’in dediği gibi:

İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyla bilin,

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!

Toplumumuzda Kur’ân okumak genelde bir merasim unsuru olarak görülmektedir. Örneğin; düğünlerde, sünnetlerde, cenazelerde, mezarlıklarda ve doğum sonrası yapılan etkinliklerde Kur’ân okuma ve dinleme törenleri yapmak toplumumuzda bir adettir. Bu törenlerde Kur’ân’ın ne anlattığı üzerinde pek durulmaz. Önemli olan Kur’ân’ı güzel sesli bir hafıza okutmak ve onun güzel sesinden haz almaktır. Oysa Kur’ân’ın gönderilme nedeni bunların hiçbiri değildir!

Yüce Allâh, buyuruyor ki;

“İnsanlar arasında Allâh’ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye, Kitâb’ı sana hak olarak indirdik.”[vii]

“İndirdiğimiz bu Kitâb, mübârek bir kitaptır. Ona uyun ve ona karşı gelmekten sakının ki, merhamet olunasınız!”[viii]

“Yoksa siz, Kitâb’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını da inkar mı ediyorsunuz? İçinizden bunu yapanların cezası, dünyada rezil rüsvay olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise, azabın en şiddetlisine atılacaklardır. Allâh, yaptıklarınızdan habersiz değildir.”[ix]

“Allâh’ın Kitâb’ını arkalarına attılar.”[x]

“Yoksa istedikleri cahiliye düzeni midir? Kesin inananlar için Allâh’ın düzeninden, Allâh’ın verdiği hükümden daha iyisi düşünülebilir mi hiç?”[xi]

“Allâh’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler, işte onlar, kafirlerin ta kendileridirler?”[xii]

Şu halde Müslüman, hayatını Kur’ân’a göre şekillendirmek ve Kur’ân’la amel etmek durumundadır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), bu gerekliliği şu sözleriyle ifade etmiştir:

“Kur’ân’la amel edin! Onun helal kıldığını helal, haram kıldığını da haram sayın! Ona uyun! Onda olan hiçbir şeyi inkar etmeyin!”[xiii]

Evet, Kur’ân kendisine uyulsun diye yollanmıştır. Ancak, insanların çoğu Kur’ân’a uymaktan uzaktır. Kur’ân dışı bir hayatta şeref aramakta ve Kur’ân’dan uzak olmayı fazilet saymaktadırlar. Oysa ki, en akıllı ve gıpta edilmeye en layık olan insan, Kur’ân’la amel edendir. Peygamberimiz (s.a.v.), bunu şöyle dile getirmiştir:

“Sadece şu iki kişiye gıpta edilir:

1. Kendisine Allâh tarafından Kur’ân bilgisi verilen ve gece-gündüz Kur’ân’la amel eden kişiye,

2. Kendisine Allâh tarafından mal verilen ve gece-gündüz bu malla sadaka veren kişiye.”[xiv]

Kur’ân ile amel eden ve onu başkalarına öğretenler, en hayırlı insanlardır. Çünkü Sevgili Peygamberimiz (s.), şöyle buyurmuştur:

“Sizin en hayırlılarınız, Kur’ân’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.”[xv]

Dikkat ediniz! Bu hadis, “Kur’ân okumayı öğrenmeyi ve öğretmeyi” değil, “Kur’ân’ın içeriğini öğrenmeyi ve öğretmeyi” en üstün amel olarak göstermektedir. Dolayısıyla, en hayırlı olmaya götüren yol Kur’ân’ın hükümlerin öğrenmek ve öğretmektir. Çünkü bunu başaran insan, hem kendisine, hem de başkalarına faydalı olur.

Kur’ân’la amel eden toplum yükselir. Kur’ân’dan yüz çeviren toplum ise alçalır. Peygamber (s.), bu durumu şu sözleriyle dile getirmiştir:

“Allâh, şu Kur’ân’la bazı toplumları yükseltir; bazılarını da alçaltır.”[xvi]

Evet, manen ve madden gelişmenin yolu, Kur’ân’a uymaktan geçer. Tarihe baktığımızda bunun örneklerini görmemiz mümkündür. Hayat, Kur’ân’a göre tanzim edildiğinde devletler ve insanlar rahat içinde yaşamışlar ve huzurla yükselmişler; Kur’ân’dan uzak kaldıklarında da alçalmışlardır.

Yüce Allâh, hepimize Kur’ân’lı bir yaşam ihsan eylesin!

Üzeyir DURMUŞ



[i] Beyhekî, Şuabul-Îmân, No: 2007.

[ii] Dârimî, Fedâilu’l-Kur’ân, 1 (No: 3319).

[iii] Tirmizî, Fedâilu’l-Kur’ân, 16 (No: 2910).

[iv] Deylemî; Gümüşhanevî, Râmûzu’l-Ehâdîs, II, 362/9.

[v] İbn Abidin, Raddu’l-Muhtâr (tercüme), III, 503 vd.; Aliyyü’l-Kârî, Fıkh-ı Ekber Şerhi (tercüme), s. 255.

[vi] Tirmizî, Fedâilu’l-Kur’ân, 20 (No: 2917).

[vii] Nisâ: 4/105.

[viii] En’âm: 6/155.

[ix] Bakara: 2/85.

[x] Bakara: 2/101.

[xi] Mâide: 5/50.

[xii] Mâide: 5/44.

[xiii] Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, XX, 225.

[xiv] Buhârî, Fedâilu’l-Kur’ân, 20 (No: 4737).

[xv] Buhârî, Fedâilu’l-Kur’ân, 21 (No: 4739).

[xvi] Müslim, Salâtu’l-Musâfirîn, 47 (No: 817).

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile