Hocalarımızdan
İnternetten Alim Çıkar Mı?![]() “İnternetten âlim çıkar mı?” sorusu bize ne anlatır, bizden nasıl bir cevap bekler? Soruyu yanlış sorduysanız, muhatabınızın vereceği en mükemmel ve kendince en doğru cevap, “yanlış bir soruya verilmiş yanlış bir cevap” olmaktan öte bir mana ifade etmeyecektir.... |
Keramet ve İstidraç II![]() Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ... |
Cuma, 04 Şubat 2011 18:24
Rivayete göre Allah Resulü(a.s) bir gün evinde torunu Hüseyin’le oynarken bir misafir gelir. Sevgili peygamberimiz misafirini en güzel şekilde karşılar ve onunla sohbet eder.
Kur’an’ın ifadesiyle, bizim şer gibi gördüğümüz şeylerde hayır, hayır gibi gördüğümüz şeylerde şer olabilir. Bu hadisede de aslında görünüşte çok acı ve çilelere maruz kalan masum Ehl-i Beyt, geçici olan bu zahmete karşılık büyük rahmete, akılların alamayacağı derecede büyük mükafatlara kavuşmuşlardır. Az bir sermayeyle, paha biçilmez servetler elde etmişlerdir. Eriştikleri yüce makam ve rütbelerin kıymeti karşısında, çektikleri zahmet çok ucuz kalır.
Allah’ın vaadi ve izniyle böylesi bir imtihandan geçirilip kazanan ve akıl almaz mükafatlara kavuşan pak insanlara acımak ve ağlamak haddimize mi? Biz oturup onları anlamaktan bile aciz idraklerimize ve ahvalimize ağlayalım. Onlar dünya saltanatı yerine ahiret sultanlığını tercih ettiler. Kazandıkları yüksek rütbelerle valiler yerine velilere, kutuplara, şehitlere önder oldular.
Ya biz neyin peşindeyiz? Neyi hedefliyor ve hangi gayelere hizmet ediyoruz?
Hz. Hüseyin’in hayatı kendi ifadesiyle, iman ve bunun gereği olan mücadele dolu bir hayattı. Bütün ömrünü ceddinin getirdiği yüce adalet ve insanlığa hizmet yolunu geçirdi ve bu uğurda canını feda etti. Ya biz, malımızı ve canımızı nerelere sarf ediyoruz? Allah’ın bize verdiği can ve mal emanetini nerelerde kullanıyoruz?
Aradan asırlar geçse de değişen sadece isimler oluyor galiba. Yezid zihniyeti yine kol geziyor. Çağdaş Kerbelalar devam ediyor; Yezidler, Nemrutlar, Ebu Cehiller kıtalar dolaşıyor. Haksızlık, adaletsizlik kol gezerken; kuzu postunda kurtlar görevini yaparken; biz Muhammedî ve Hüseynî olduğunu iddia edenler görevini gerçekten yapıyor mu?
Bugün peygamber makamını temsil eden imamlar ve seyitler devamı sayılan dedelerimizin durumu ortada. ‘Kendisi himmete muhtaç dede, nerde kaldı gayriye
himmet ede’ diyenin ifadesiyle, ah çekip gözyaşlarımızı içimize akıtıyoruz. Yine ‘yarım doktor candan eder, yarım hoca dinden eder’ diyenin hesabıyla, derin içler çekip ‘Aman Yarabbi! nasıl bu hallere düştük-düşürüldük- diyesi geliyor insanın içinden.(Görevini hakkıyla yapanları tenzih ederiz)
Kurt puslu havayı sever, Şeytan ayrıntıda gizlenir ve azapta gerekirmiş. Allah’ın en güzel surette yarattığı ve akıl gibi mükemmel bir yetiyle donattığı insanoğlu ortak akılda buluşup hakka teslim olmadığı sürece Kerbelalar sürecek, Yezid zihniyeti devam edecektir. Bize düşen, bu elim hadiselerden ders çıkarıp bulunduğumuz ortamı barış havzasına dönüştürmektir. Evet, o elim hadiseleri anımsayıp gözyaşı dökmek çok anlamlı ve sevaptır. Ancak duygularla hareket edip orada takılı kalmaktansa, akılları da devreye sokarak yeni Kerbelalar yaşanmaması için ortak hareket etmek daha mantıklı değil midir?
Bugün hala en büyük cürümler İslam ülkelerinde yaşanıyor, Müslümanlar açlık ve kıtlıkla boğuşuyorsa, daha alacak çok yolumuz var demektir. Yine, birileri kalkıp binlerce kilometre öteden gelerek ülkeleri işgal edebiliyorsa, alacak daha çok dersimiz var demektir. Bütün bunlar olurken Müslümanların mezhep ve etnik bağnazlıklarla birbiriyle boğuşması ise çok ama çok düşündürücüdür.
Hz. Hüseyin Efendimizin derdi, davası Yezid ve onun saltanatı değildi. O, Yezid’in şahsında haksızlığa ve sömürü düzenine karşı isyan etmişti. Böylesi bir düzende, zillet içinde yaşamaktansa izzetli bir ölümü tercih etmişti. Peki biz bugünü yaşayan faniler, neyin peşindeyiz acaba? İşimiz gücümüz oturduğumuz yerden “devlet yıkıp devlet kurmak mı”? Yoksa devletimiz ve milletimiz için ben ne yapıyorum? Üzerime düşün vazifeyi bihakkın yerine getirebiliyorum mu? Demek ve bunun gereğini yapmak mı?
Sözün özü; onlar bir ümmetti geldi geçti. Hz. Hüseyin ve yanındaki sadık dostları sıralarını en güzel şekildi savıp en güzel bineklere binerek cennetlere uçtular. Sıra, anı yaşayan biz fanilerde. Biz kimin safındayız ve kime-neye hizmet ediyoruz sorusunun cevabı çok önemli? Allah Resulü’nün ifadesiyle; ‘Kişi sevdiğiyle beraberdir.’ Biz, onları çok sevdik ve andolsun ki öyle bir durumda mutlaka Ehl-i Beyt’in yanında yer alırdık. O halde hiç olmazsa şimdi onları analım ama sadece belirli günlere hapsetmeyelim.
Onların sözü sözümüz, hayatları hayatımız, davaları davamız olsun. Bin kere mazlum olsak da bir kere zalim olmaya kalkışmayalım; velev ki davamız mahşere kalsa..
İhsan ÜNLÜ
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







Yorumlar
Inanmiram ki, kimse onlari sevmesin. Amma taassub ev yixir.
Bu meqale gozel uslubda yazilsa da ondan mezheb qoxusu gelir
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için