Hocalarımızdan
İnternetten Alim Çıkar Mı?![]() “İnternetten âlim çıkar mı?” sorusu bize ne anlatır, bizden nasıl bir cevap bekler? Soruyu yanlış sorduysanız, muhatabınızın vereceği en mükemmel ve kendince en doğru cevap, “yanlış bir soruya verilmiş yanlış bir cevap” olmaktan öte bir mana ifade etmeyecektir.... |
Keramet ve İstidraç II![]() Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ... |
Pazartesi, 18 Nisan 2011 00:00
Sekiz Mayıs.. Bugün herkes bir çözüm bekliyordu, çünkü devlet başkanı Suudi Arabistan'da ve Körfez ülkelerinin temsilcileriyle görüşmeler yapıyor; yönetimden çekildiği zaman kendisine, ailesine dokunulmayacak, itibarı korunacak başka bir memlekete bile gitmek zorunda kalmayacak deniliyordu.
Metafizik gerilim iyice tırmandı ve kötümserlik artmaya başladığı bir zamanda bu haber iyi geldi herkese. Ben de bu sefer kampus içinde değil, hemen yakındaki ikinci (Ensar) mescide gideyim dedim. 12 sûlarında çıktım, herkes caddeleri dolduruyor, ellerinde yeşil kâğıtlara basılmış "Cumatu't-sebat" yazıyor. Mescide geldiğimde ezan okunuyordu. Herkes ana caddelere gidiyor, içerisi yarı yarıya boştu. Yanımdaki gence durumu sordum: Ali Abdullah Salih'in eğitim durumunda başladı ve ağır sözler söyledi. Kağıdın arkasında Suudi Arabistan, Kuveyt, Imarat, Uman, Katar, Bahreyn ve Yemen bayrakları var. “Irhal Ali Abdullah Salih” ve “Körfez ülkelerindeki kardeşlerimize teşekkür ederiz” yazıyor.
Cumadan hemen çıktım, kapıda hiç dilenci yoktu, oysa dolu olurdu, hızlıca kampuse yürümeye başladım. Kapıdan girerken göstericiler Cuma namazına yeni başlıyordu. Eve geçtim ve radyoyu açtım, canlı olarak veriliyor, selamdan sonra gür sesli biri, "Halk ne istiyor" diye soruyor. Kalabalık; "Halk Ali Abdullah Salih istiyor. Halk Seni Seviyor Halk Seni İstiyor’’ sloganlarıyla cevaplıyor. Ardından biri Kur'an okudu. Cennet ve Cehennem ehlini anlatan kısa bir kaç ayet okuması ilginçti, çünkü yönetim taraftarı da kendini ehli cennet olarak nitelendiriyor muhalifler de! Kur'an okunması bitti yeniden sloganlar başladı.
Şu satırları yazdığımda dışarıda, üniversite kapısının önündeki Daiiri meydanından itibaren oldukça geniş bir alana "Tagyir” yani Değişim Meydanı diyen muhalifler, "Halk Yönetimin Gitmesini İstiyor" derken, (13.41) öbür tarafta yani Hürriyet meydanı, “Vefa” meydanı diye isimlendirilen Devlet Başkanlığı ve Mescid-i Reisi önünde Dr. Reşid Almu konuşuyor. Ondan önce Şair Abdullah Ömer ve Abdullah Katı şiirlerini okudular. Özellikle ikincisinin şiiri oldukça ateşliydi ve yönetim ve Mutemer partisi için her şeyi yapacaklarını söyledi.
Hikmetin Yemen'de olduğunu göstermenin zamanı, birliğimizi, beraberliğimizi korumanın zamanı diyor ve halkı ateşliyor. Körfez ülkelerinin kararını reddettiklerini: ''Bu, Yemen'in içişlerine aşikar biçimde karışmaktır'' ifadesini kullandı. Salih, ''Bizler özgür doğduk, karar vermekte de özgürüz. Diğerleri bize saygı duymalıdır. Demokrasiye, anayasaya ve özgürlüğe karşı bütün komploları reddediyoruz'' diye konuştu. Demokratik bir yönetimde ısrar ediyoruz. Her şey seçimle olmalı diyoruz diye sözlerini bitirdi. Evet, anladığım kadarıyla karamsarlık daha devam edecek bu ülkede, ardından sert bir yağmur bastırdı ve bir kaç el silah sesi duyuldu. Sebat gününde de bir şey çıkmadı ve her iki tarafta sebat ediyor gerçekten, problem iyice kördüğüm haline gelmeye devam ediyor…
Sadece Türkler Kaldı Galiba!
Evet, Özbekistan bile vatandaşlarını çektiği bölgede bir biz kaldık galiba. Alt katta oturan Çinliler bile yok, bile diyorum çünkü buradaki yol ihalelerin çoğunu onlar almış. Hatta yeni Hudeybe yolu üzerindeki Türk okulunun inşaatını görmeye giderken bir Çin Mezarlığı anıtı gördük. Ölen işçilerin anısına yapmışlar. Yeni meclis binasını da onlar yapıyor, hatta bunun için Dışişleri Bakanlığı binasını hediye olarak yapmışlar. Kolay dedi Ahmet hoca, çünkü işçiler Çin’deki mahkûmlarmış; malzemeleri de oradan getiriyorlar, maliyeti iyice düşürüyorlarmış.
İyi ama bizim Türk müteahhit alacağını bir türlü tahsil edememiş, üstelik para Arap Birliği’nden geldiği halde. Çinliler işi biliyor, öğrenciler de yok, çekilmişler. Dil kursunda Said sordu, sefaretiniz sizi uyarmadı mı diye? Yok dedim, dün (Salı günü) Tahrir Meydanı ve Biru'l-azeb, yani tatlı su kuyusu isimli kadim Türk mahallesini gezdik. Bizden başka da yabancı yoktu, deyince, siz yabancı değilsiniz ki, işte bundan dolayı sizi seviyoruz dedi.
Hakikaten Türk Okulu ve Kuran kursunda arkadaşlar da duruyor, okul inşaatı bütün hızıyla devam ediyor ve Yemenliler bundan çok memnun. Onlar deyince benim de tuhafıma gitti, yani hakikaten bir tuhaflık yok mu?. Yok, çünkü bize yönelik herhangi bir olumsuzluk olmadı ki.
Kadim Türk Mahallesine Buyurunuz!
Bu vesileyle kadim Türk Mahallesi Biru'l-Azeb'ten bahsedeyim biraz. Ali Abdullah Salih taraftarlarının çadırlarının arasından geçiyoruz, gat molası verilmiş, herkes sessizce oturmuş gatını çiğniyor, normalde buraya yabancı sokmuyorlar ama bize bir şey diyen yok, hatta sefirimizle tokalaşmak istiyorlar. Güzel bir taş Türk binasının önüne geliyoruz. Bombeli ahşap harika çatal kapısı var, önünde üç kişi gat çiğniyor. Buranın havası ilginç, Erzurum’dan yüksek 2350 m. bu yüzden öğleye doğru acayip bir ağırlık çöküyor, belki de gat bundan dolayı, yani canlılık versin diye Habeşistan’dan getirilmiştir. İyi de hem muhalefet, hem iktidar uzun süre gat molası veriyor, benim anlayamadığım taraf burası işte. Kapının üstünde taş bir kitabe var. Onu işlemeli hilal şeklinde bir örgü süslüyor. Örgüler iki sütuna bağlı kapının iki tarafından aşağı iniyor. Her birinin yanında bir pencere var, o da ahşap işlemeli. Harika bir bina, ama kapı kapalı. Önünde resimler çektiriyoruz, burası aslında çok güzel bir Türk kültür merkezi olur, bir düzelirse ortam diye sesli düşünüyoruz.
Ardından İmam Yahya’nın ilk dışişleri bakanı yaptığı Ragıp Paşamızın konağının önünde duruyoruz. Birçok görev Osmanlı paşalarına verilmiş, yeni yönetim kurulduğu zaman. Onun için Babu'l Yemen'de birçok Türk kökenli aile varmış. O evlerden birine gidiyoruz, önünde kuyu var, ama su yok tabiî ki. İbrahim Ahmed isimli şahıs Arap, dedesi İmam Yahya'nın oğlu İmam Ahmed'in önemli bürokratlarındanmış, 7 dil bilirmiş, resmini gösteriyor. Sefirimiz ona önceden çektiği resimleri ve güzel bir duvar saati hediye ediyor. Çocuklarına da çikolata ikram ediyor. Emekli müfettişmiş, 11 çocuğu varmış, çok hoş ağırlıyor bizi.
Osmanlı Mescidi: Hanzal
Oradan çıktıktan sonra 1600 yıllardan kalma bir Osmanlı mescidine gidiyoruz. Hanzal Camii, sulayınca serinleten siyah Habeş taşından yapılmış. İçerisinde yirmi hilal şeklinde sütun var, ortası güneş gelecek şekilde biraz yüksekçe ve yan tarafları cam, içerisi doğal bir aydınlıkta. Mescit ufak bir sokakta, karşısında büyük bir Türk konağı var, Unesco’da çalışan bir Alman, ailesiyle birlikte yaşıyormuş. Bu biraz zoruma gitti doğrusu.
Sefirimiz bizi Tahrir meydanında bir kafeye götürüyor, sulu yemeklerde var, hoş narin bir yer. Ben mangoya az zencefil katılmış olarak istiyorum. Yanında güzel ve incecik kızartılmış patates geliyor. Çıkışta sefirimizle tokalaşıyorlar ve resim çektiriyorlar. Türkiye’nin bu özgüveni onlara da güven veriyor ve seviniyorlar.
Oradan Türk şehitliğine geçiyoruz, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından açıldığını belirten levhanın yerini beraberce tespit edelim diyor sefirimiz O zaman öğreniyorum ki, Taiz’de önceden olan şehitlik anıtının İmam Ahmed tarafından yıkılan şehitlik anıtının benzeriymiş. Bahçe daha bir güzelleşmiş, Pakistanlı bahçıvan, üç sefaretin de bahçesine bakıyormuş. Haftada üç gün gelip bakması gerekirken bu sıralar her gün geliyormuş. Yemende bu kadar temiz ve güzel, bakımlı bir yer olmasıyla iftihar ediyoruz.
[Devam Edecek..]
Prof. Dr. Mevlüt UYANIK,
Yemen
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






