Hocalarımızdan

İnternetten Alim Çıkar Mı?

News image

“İnternetten âlim çıkar mı?” sorusu bize ne anlatır, bizden nasıl bir cevap bekler? Soruyu yanlış sorduysanız, muhatabınızın vereceği en mükemmel ve kendince en doğru cevap, “yanlış bir soruya verilmiş yanlış bir cevap” olmaktan öte bir mana ifade etmeyecektir....

Keramet ve İstidraç II

News image

Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ...

Esintiler - Esâtiz

orhanceker[Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı kıymetli hocamız ve büyüğümüz Prof. Dr. Orhan Çeker’e, din görevlileri ile alakalı olarak aşağıdaki soruları sorduk. İslamî ilimlerde mütebahhir Hocamız da sorularımızı samimiyetle cevapladı. İstifade etmeniz temennisiyle efendim… ]

- Din Görevlilerini hangi konularda yeterli görüyor, hangi konularda biraz daha kendilerini geliştirmeleri gerektiğini düşünüyorsunuz?

- Din Görevlileri namaz kıldırırken, görebildiğiniz veya düzeltilmesi gerektiğini düşündüğünüz durumlar var mı?

- Din Görevlileri’nin Temel Bilgiler konusunda bilgi eksikliği olduğunu düşünüyor musunuz?

- Son olarak, Din Görevlilerine tavsiyeleriniz nelerdir?

Biz ilahiyatçıları, gerek Diyanet İşleri Başkanlığı gerek Milli Eğitim Bakanlığı mensubu olarak hizmet verelim, din görevlisi olarak ifade edeceğim. Ben burada özellikle Diyanet İşleri’nde görev yapan arkadaşlarımızı konu edeceğim. Diğerleri de kıssadan hisse alabilirler.

Her şeyden önce din görevlisinin kendisini herhangi bir kompleksten uzak tutması gerekir. Çünkü din görevlisinin vazifesi, gerçekten en şerefli görevlerin başında gelir. Nasıl şerefli olmasın ki; Hz. Peygamber [sallallâhu aleyhi vesellem] ömür boyu bu görevi hiç aksatmadan yürüttü. Dolayısıyla mesela İmam kardeşimiz mihraba geçince, ya da din görevlimiz görevinin başında kendisinin Resulullah’ın [sallallâhu aleyhi vesellem] temsilcisi olduğunu unutmamalı. Bu şuurdaki görevlimiz gerçekten kompleksten uzak kaldığı gibi başkasına da Nebevî şefkatle muamele eder. Her hizmeti, hatta basit de olsa her işi ibadete çevirmiş olur. Yani bu kardeşimizin hayatı tümden ibadet oluverir.

Ben şahsen, gerek öğretmen gerek diyanet görevlisi kardeşimiz olsun kendisini şöyle görmeli diye arzu ediyorum: Resulullah Efendimiz [sallallâhu aleyhi vesellem] hoca/din görevlisi isteyen Yemen’e Muaz b. Cebel’i [radiyallâhu anh] hoca olarak göndermişti. Muaz [radiyallâhu anh] oraya Resulullah’ın [sallallâhu aleyhi vesellem] elçisi sıfatıyla gitmişti. İşte bizim görevlimiz kendisini Muaz b. Cebel [radiyallâhu anh] konumunda görmeli, zaten öyledir de. Muaz [radiyallâhu anh] nasıl ki Yemen’de Resulullah’ı [sallallâhu aleyhi vesellem] temsilen görev yaptıysa, bizim görevlimiz de Muaz [radiyallâhu anh] konumunda olarak Resulullah’ı [sallallâhu aleyhi vesellem] temsil etmektedir. Bu şuurla yapılan görevin tadına doyulur mu acaba diye düşünüyorum. Bu temel temsil ve şuuru hatırlattıktan sonra geliyorum din görevlilerimizde en önde dikkat çeken eksikliklere:

Din görevlimizin maalesef ki ilmihal bilgisi hayli eksiktir. Eskiler, “senede bir defa Halebî’yi okumayanın namazı eksik; bir defa Aliyyu’l-Kari’nin el-Fıkhu’l-Ekber şerhini okumayanın imanı eksik” derlermiş. Kısacası senede bir defa da olsa ilmihali okumayanın namazı da, imanı eksik demektir. Bu söz tabiî ki asırların tecrübesiyle söylendiğine göre, yabana atılacak bir söz değildir. Öyleyse görevlimiz sık sık ilmihal okuyarak, görevi, daha doğrusu Müslümanlığıyla ilgili temel zaruri bilgileri taze tutmalıdır. Tavsiye edeceğimiz en güzel ilmihal Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali veya Mehmet Zihni Efendi’nin Ni’met-i İslam’ıdır. Bana daha başka ilmihalleri sormayın. Resulullah’ı temsil eden görevlimiz ilk elde ilmihali başucunda tutmalıdır. Ek olarak söyleyeceğimiz kitapları biraz sonraya bırakarak eksiklere devam edelim:

Görevlimiz eğer Kur’an’ı aslî şekliyle yazamıyorsa veya genel olarak yazmayı unuttuysa bir an evvel yazabilme eksiğini gidermelidir. Bir ilçede imamlarımızla soru/cevap sohbet ediyorduk. Soruları yazılı olarak aldım. İstisnasız olarak söylüyorum ki imam kardeşlerimiz bir ayet yazıp soru sorması gerekiyorsa, ayeti aslî yazısı ile değil latini yazı ile yazmış ve sorusunu eklemiş. Yüz’ü aşkın görevlimizin bulunduğu salonda soru kağıtları içerisinde aslî yazı ile ayetin yazılmış olduğu tek kağıt hatırlamıyorum. Görevlimiz hiç kimseyi suçlamasın, suçu kendisinde bulsun. Demek ki görevlimiz bir an önce bu eksiğini gidermelidir.

Görevlimizde maalesef ta’dil-i erkanı göremiyoruz. Hele teravih kıldırırken o namaza namaz demek için galiba çok şahid gerekecektir. O kılınan, namaz mı yoksa kültür-fizik hareketi mi şaşırıyorum. İmam cemaatin kefilidir, diye hadis-i şerif var. O cemaatin namazına gelen sakatlığı kefil olarak imam üstlenecektir. Sanıyorum bu hadis-i şerif imamın sorumluluğunu çok güzel ifade ediyor. Ta’dil-i erkânsız namaz kılan birine, Resulullah Efendimiz [sallallâhu aleyhi vesellem] defalarca “sen namaz kılmadın, yeniden kıl” diyerek ona namazı tekrar tekrar kıldırtmıştır.

Görevlilerimizin ve özellikle İmamlarımızın ezber noksanlığı ileri derecededir diyebiliriz. 10 sayfa Kur’an ezberiyle 25 yılını dolduran imamlar biliyoruz. Bir imam, bir müezzin, bir Kur’an Kursu hocası 25 sene vazifesi gereği olarak Kur’an’la meşgul olsun da HAFIZ olarak emekli olmasın kabul edilecek şey değildir. İmam, müezzin veya Kur’an kursu hocası, vaiz vazifeye başlarken hafız olmasa bile HAFIZ olarak emekli olmalıdır.

Görevlimiz gerek haftalık izin olsun gerek senelik izin olsun bu izinleri kullandığı esnada kendisini camiye gitmekten de izinli saymasın. O izin camiye gitmeme izni değildir. Bu izin görevli olduğu camiye gitmeme iznidir ama başka camileri kapsamaz. Yani imam izinli iken kendi camisine gitmeyebilir ama namaz vakti geldiğinde bulunduğu yere en yakın camiye yine gitmelidir. Aldığımız şikâyetler bizi bunu da hatırlatmaya mecbur ediyor. Biz camiye en kuvvetli sünnetlerden olduğu için gitmeliyiz, yoksa resmi görevimiz olduğu için değil. Görevlimiz, camiye gitmeyi sanki resmi vazife imiş gibi telakki edince izinli olduğu günlerde cemaate gitmeyebiliyor. Mahallemizde iki seneden beri oturmakta olan bir vaiz kardeşimizi söylediler. Benim haberim olmamıştı. Nasıl olsun ki, ben kendisini hiç camide görmemiştim. Olacak şey değildir.

Başka bir eksiğimiz de saf düzeni. Maalesef cemaati düzgün ve SIK saf tutmaya alıştıramadık. İmam kardeşimiz namaza durmaya acele etmeyecek. Namaza durmadan önce cemaate dönüp saflarını kendi elleriyle düzelttikten ve sıklaştırdıktan sonra Allahu Ekber deyip namaza durmalıdır. Safı, halılardaki çizgi sebebiyle düz tutabiliyorlar AMA SIK tutmayı bir türlü öğrenemedi bizim cemaat. Benim en çok dikkatimi çeken iki eksikliğin biri TA’DİL-i ERKAN, diğeri SAF DÜZENİ.

İmamlarımız başta olmak üzere görevlilerimizden beklediklerimize gelince;

Görevlimiz Muaz b. Cebel [radiyallâhu anh]mkonumunda olarak kendisini mahallesinin hocası, yani öğretmeni olarak görmelidir. Öyleyse imam mahalleyi eğitmek için kendisini seferber etmelidir. Mahallesine, her şeyden önce yaşantısına sünneti hâkim kılmak suretiyle örnek bir hayat tarzı takdim ederek cemaatini eğitmelidir. Bilgi noktasında da cami cemaatini uygun bir ders programı ile eğitmelidir. Cemaatin bulunabileceği vakitlerde ilmihal, siyer/ahlak/ örnek menkıbeler, hadislerden seçmeler, namaz duaları ve Kur’an’dan, hiç değilse çok okunan yerlerin manaları, yılda, hiç değilse Kur’an tercemesiyle birlikte kısa tefsirli bir hatim programı uygulamaya koymalıdır. Hadislerden mesela Nevevi’nin Riyazu’s Salihin adlı kitabı seçilebilir.

Kur’an tercemesi olarak da –Allah’a [celle celâluh] şükür eskiye göre imkânlar çok fazla, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da güzel yayınları var– mevcutlardan birini seçerek cemaatimize faydalı olmaya çalışmalıyız. Senede hiç değilse kısa açıklamalarla birlikte bir mealli hatim yapacak şekilde plan yaparak hem kendimiz hem de çevremiz Allah’ın [celle celâluh] Kelamı’ndan haberdar olmuş olur.

Görevlimiz, çevresini, mahallesini iyi tanımalı, çevresi ve cemaatiyle münasebetini sıcak ve daimi tutmalıdır. Allah rızası için yapacağı bir samimi ziyaret –bilemeyiz belki de– vesilesiyle Allah Teâlâ onda büyük hayırlar halk edecektir.

SONUÇ olarak lafı uzatmadan kısaca söyleyelim: Her görevlimiz kendisini Resulullah’ın [sallallâhu aleyhi vesellem] temsilcisi bilmeli ve ona göre hareket etmelidir. Unutmamamız gerekir ki Allah [celle celâluh] katındaki değerimiz Allah’a [celle celâluh] hizmetimizle orantılıdır. Allah [celle celâluh] için hizmet etmiyorsak değerimiz yoktur, velev ki insanlar büyük değer versinler. İnsanların şişirmesi önemli değil, önemli olan Allah’ın [celle celâluh] bize ne kadar değer verdiğidir. Yine unutmayalım ki Allah [celle celâluh] kime değer veriyorsa onu kendi yolunda hizmet ettirir. Hizmetten kaçanlar, Allah’ın [celle celâluh] değer vermediği ve hizmetten kenara attığı kimselerdir. Allah’ın [celle celâluh] da bir pazarı olduğunu düşünün. Orada kaç para ederiz diye düşünün. Allah [celle celâluh] katında değerli kimseler olmamız dileğiyle hepinizi Allah’a [celle celâluh] emanet ediyorum. Dua ve selam ile.

Prof. Dr. Orhan ÇEKER

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile