Hocalarımızdan
İnternetten Alim Çıkar Mı?![]() “İnternetten âlim çıkar mı?” sorusu bize ne anlatır, bizden nasıl bir cevap bekler? Soruyu yanlış sorduysanız, muhatabınızın vereceği en mükemmel ve kendince en doğru cevap, “yanlış bir soruya verilmiş yanlış bir cevap” olmaktan öte bir mana ifade etmeyecektir.... |
Keramet ve İstidraç II![]() Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ... |
Salı, 19 Nisan 2011 00:00
Artık İngilizce kursuna gitme zamanım geldi. Kampus etrafında sürekli gösteriler oluyor ve gece yarısına kadar konuşmalar, sloganlar devam ediyor. En az 170 marş bestelenmiş, herhalde tamamına yakınını dinlemişizdir.
Yemen Amerikan Yali İngilizce eğitim merkezinin civarından gösteri sesleri gelmeye başladı. Dersten erken çıktım ve dolmuşa atladım.
Dolmuşlar, taksiden daha güvenli ve doğrudan gideceğin yere götürüyor ama bu sefer siviller Hayl caddesinde büyük tüplerle yolu kesmiş. Bunlar tüp karaborsacılığını protesto etmek isteyenler; İdariciler, ‘güneyde gaz borusuna yönelik saldırıdan dolayı bu sıkıntı var’ derken, muhalifler bunun yalan olduğunu, şehre gelen tüp araçlarının yönetim tarafından durdurulduğunu, halkın sıkıntıya sokulup, yeter artık biz yönetimin istikrarını istiyoruz demeleri için yapıldığını söylüyorlar. 1200 riyallik tüp, 3 ile 5 bin riyal arasında satılıyor.
Bunları geçince ellerinde sopalar olan siviller gördüm, baltacı dedikleri bunlar olsa gerek. Daha önce bahsetmiştim, çeşitli nedenlerle hapiste olanlar serbest bırakılmış, maaş da alıyorlar. İlk defa bazılarının elinde silahlar gördüm. Kampüsten girerken göstericilerin oradaki ‘Uluslararası kuruluşları, Birleşmiş Milletler’i Yemen'de ve özellikle dün Taiz'de işlenen cinayetlere karşı önlem almaya davet ediyoruz’ sesi geliyordu. (9.4.11:19)
İnsanın morali bozuluyor, bir yandan en zor şartlarda İngilizce eğitimini çok sıkı güvenlik altında sürdüren Amerika Dil Merkezi, diğer tarafta kapalı devlet üniversitesi. En iyisi film seyretmek dedim. Gece yarısına doğru siren sesleri ve megafondan uyarılar artmaya başladı, 00.30 sularında ise silah sesleri duyulmaya başladı. 11
Şubat’ta başlayan gösterilerde 120’ye yakın insan ölmüş, son iki gösteride beşi ağır, iki yüze yakın insan yaralanmış. Muhalefet, Abyan’da patlayan silah fabrikasında ölen yaklaşık iki yüz kişiyi de sayıyor, çünkü bunun provakasyon olduğunu söylüyorlar. La Havle ve kuvvete illa billâh, demekten başka bir şey gelmeyince insanın elinden canım daha bir sıkılıyor.
Seni Senden Kurtarmak Lazım
Stanley Kubrick: tuhaf ve dahi yönetmen. ‘Otomatik Portakal’ filmiyle yeniden fırtına gibi esti zihnimde. Galiba nereye gidersem gideyim beni benden kurtaramıyorum. İman ve hikmetin memleketine geldim, daha büyük toplumsal karmaşanın içine düştüm. Bireysel özgürlüğümün sınırlarını zorlarken, bunun bir hiç olduğunu, çünkü toplumsal ve kolektif özgürlük diye de bir şeyin olmadığını gördüm bizatihi.
‘Kalmaktan daha zordur gitmek’, diyordu biri ama hatırlayamadım şimdi, gene bir filmdendi galiba. Ama bir de şarkı sözü var, gençlerin dinlediği bir grup ‘gitmek istiyorsan git, ama ne kazanır ne de kaybedersin, gitmek sadece gitmektir’ diyor. Kaç gündür bunları düşünüyorum, özgürlük denen şey nedir?
Bugün 10 Nisan. Kurs çıkışında sıkı bir muson yağmuruna rastladım. Yollar resmen nehire dönmüş, kadın, çoluk çocuk kimsenin umurunda değil, şemsiye de yok, yani bu mevsimde her gün yağarmış, nasıl olmaz! Peki, göstericiler ne olacak, çadırları hep su altında kalmıştır, yarın bir kontrol edeyim bakalım, ne olacak derken yanımdaki arkadaşa sordum: ‘Kurşunun bir şey yapamadığına yağmur ne yapabilir ki’ dedi. Her çadırın altına on beş yirmi cm tahta altlıklar yapmışlar, buna rağmen su altında kalan çadırlar var, ertesi gün gördüm. Battaniyeleri dışarı atmışlar kuruması için.
Evet, ne diyordum, özgürlük bir hiç, bir defolası yalan buralarda; aslında bu terim İngilizceden aşırma; daha ağır (malum bir küfür şeklinde) yazıyordu ama ben böyle kullandım. Kubric seyrettiğim sırada silah sesleri gelmeye başladı demiştim ya, muhalifler gösterilerin sadece üniversite çevresinde olması ve halkın diğer bölgelerde hiç ilgilenmiyor olmasından dolayı olsa gerek, günde üç kez, caddeler de yürüyor. Sabah 9, ikindi sonrasında ve gece 9’da. İşte gece yürüyüşünün sonlarına doğru Devlet Başkanının mekânına giden cadde (Sittin) önünde ateş açılmış; epey yaralı varmış.
Ben de oturup Kubrick'in Otomatik Portakal'ını yeniden izleyeyim, özgürlük, iyi, kötü ne; şiddet sarmalı insanı nasıl kuşatıyor? şiddetin müzikle ya da protestolarla ilgisi ne? Seyretmekten başka bir şey elimden gelmiyor ki?
Niye Beethoven gibi bir dâhinin 9. senfonisi kişiyi şiddete daha doğrusu acayip bir aktifliğe yöneltiyor, şiddeti ya da o dürtüyü adı her neyse bitirince senfoninin verdiği huzuru buluyor. Ya da, burada baltacılar, yani her ülkedeki sokak serserileri hapishaneler ıslah mı oluyorlar; daha kalifiye suçlu olarak mı çıkıyorlar oradan? Hapishaneler insan nasıl ikiyüzlü yapılır, kutsal metinler nasıl uç ve aşırı şekilde yorumlanır ve papaz dinleyin kâfirler diyerek zorla vaaz vererek ne yapmak ister?
İnsanlar Huzurları İçin Özgürlüklerini Satabilirler
Bir sahne var, ‘insanlar huzurları için özgürlüklerini satabilirler’ diyor, beni çok etkiledi. Müslüman toplumların çoğunda zaten özgürlük yoktu ama bugün yağmurda her tarafın sel olduğunu milletin neredeyse diz kapak altlarına kadar ıslanıp suda yürüdüğünü, ama gösterilerin devam ettiğini görünce aklıma yukarıdaki cümle geldi: İki aydır devam ediyor ve 120 yakın insan öldü, artık huzurları için (varsa) özgürlüklerinden vazgeçebilecek hale geldiler anladığım kadarıyla.
"Kırın sonsuz karanlığı" diyor Kubrick, ama bu olmayacak, bireysel ve kolektif hayatta olmuyor. Zorbalık her alanda ve olağanlaşarak devam ediyor. Filmin ilginç sahnesi, karakter, her türlü zorbalığı, pisliği yaptıktan sonra evine geliyor ve Beethoven dinliyor, beslediği yılanı çıkarıyor ve yılan bir köpek gibi yatağının üstünde uyuyor. Dünyanın herhangi bir yerinde, bu karanlık işleri yapanlar, neler yapıyorlar ki acaba diye aklıma geliyor, akşam başlarını yastığa koyduklarında, ne düşünüyorlar acaba?
Filmde bunun cevabı var: Dehşet bağımlısı genci en sevdiği müzikle delirtiyorlar ve intihara sürüklüyorlar. Islah projesinden faydalanıp hapisten çıkmak istiyor, denek oluyor; bir türlü dayanamıyor 9.senfonin Hitler’e arka plan müziği olmasına, oysa kendi hayatında hep arka plan oluşturuyordu. Soymaya gittikleri evde, kadın ona Beethoven büstüyle saldırıyor, yani her alanda üstüne üstüne geliyor Beethoven. Ve şiddetin yalınlığının bu kadar ağır bir şekilde insanın gözüne gözüne sokulması, siyasetle iç içelik, totalitarizm ve en sonunda anarşist, kendi garip dilini oluşturan gencin ikiyüzlülük göster
erek sisteme iyi bir iş ve iyi bir maaş karşılandığında teslim olması. Gerçi ilgili bakanla alay ediyor kendince ama olsun; o artık özgür, yani hapishanede değil, dört duvar içinde değil yani. Ama muhaliflerin dediğine göre, devlet başkanı dört duvar içinde yaşıyor ve hapishaneye dönüştürdü kasrını, uyuyamıyormuş. Bana göre pek doğru dürüst uyuyan kimse yok!
İnsiyatif Beklemesini Bilene Gelir
Kubrick; inisiyatif beklemesini bilene gelir, diyor. Bir umut, her şeye rağmen bir umut peşinde buradaki muhalifler. ‘Barışcı gösterimize bütün komplolara rağmen, devam edeceğiz ve ülkemizin Libya'ya dönüşmesini engelleyeceğiz’ diyorlar. ‘Peki, nasıl yapacaksınız kardeşim, hani projeniz, adamın bana ve aileme dokunmayın önerisini de reddettiniz, evet sizin deyiminizle cahil de olsa halkın bir kısmı onu destekliyor, hani nerde karşı projeleriniz, gitsin demekle olmuyor’ deyince arkadaşım biraz bozuldu. 'Devlet Başkanı, KİK'teki kardeşlerimizin Yemen'deki mevcut krizin çözülmesi yönünde çabalarını memnuniyetle karşılar’ demeye başladı, bu sefer siz ‘halk hareketinin hiçe sayılması anlamını taşır, eman vermeyiz diyerek reddettiğiniz asker daha kışlasından çıkmadı, Adam iç savaş istiyor diyorsunuz, buna siz zemin hazırlamıyor musunuz, dolaylı da olsa’ dedim. Hiç ummuyordu böyle bir şeyi benden.
Kubrick'in yukarıdaki ifadelerini andıran bir söz söyledi, ‘biz devam edeceğiz!’
‘12 Nisan’da önemli bir tehlike atlattık, özel güvenlik birimleri ve emni kavmi (ıstıhbarat görevlileri) bizim tarafımızda olan Ali Muhsin Askerleri’nin üniformalarını giyerek aramıza karışmak istedi, büyük bir karşaga çıkacaktı; son anda önlendi’ dedi. Hemen aklıma "Kod Adı KılıçBalığı" Filmi geldi. John Trovalta, Halle Berry ve Hugh Jacman'nın oynadığ2001 yapımı film, ama bunlar film, komplo teorileri diye geçiştirdim.
İyi de canım ülkemde, her ayrıldığımda biraz daha hasretinin büyüdüğü ve daha müreffeh yaşamayı hak eden insanımızın uğradığı operasyanlar. Silivre'de yatanlar, 28 Şubat'ta yaşananlar, ama bunlar komplo değil, bizatihi 12 Eylül’ü ve 28 Şubat’ı yaşayanlardanım. Tövbe, her yerde mi aynı durum deyince; ‘öyle bizce öyle, çünkü bu unsurlar sürekli ve her yerden yardım alıyor’, diye cevap verdi.
‘Husiler için Suudi Arabistan'dan, el-Kaide için ABD ve Batılı ülkelerden yardım alıyor. Yoksa o kadar operasyon yapılıyor, niye birkaç asker ve militan dışında ölenlerin çoğu sivil, çocuk, kadınlardan oluşuyor’ diyordu. Dolayısıyla bu değişim meydanında Husiler, güneyli sosyalistler de var ve kimse ayrılmayı düşünmüyor, ortak noktamız bu zaten. Ülke bütünlüğü hepimiz için önemli, o ayrılık senaryolarını Batılılara anlatsınlar diyor.
‘Peki, ana muhalefet partisinin uzun süre yönetimle işbirliği yaptığı dolayısıyla aslında barışcıl devrim gerçekleşse bile, mevcut yolsuzlukların önemli bir kesimini de Ahmar ailesi yapmış, önemli şirketleri var’ deyince, biraz sessiz kalıyor. ‘Evet, denilen şahıs Hamid Abdullah Ahmar, Islah'ın reisi değil; kardeşlerden birisi. Babaları herkes tarafından kabul edilen alim ve fazıl birisiydi ve kökten zengin bir ailedir. Karıştırmamak lazım’ dedi. İyi de Suudi Arabistan ona epey para yardımı yapmış deyince, şaşırdı. ‘Evet haklısın, Saada Bölgesi’nde çok etkilidir, Husilerin bölgedeki etkinliğini kırmak için para yardımı yapmış olabilir, Cidde’de evleri var zaten’ diyerek hafifce söylendi. İyi iş! problemin çözümü için hem iktidar hem ana muhalefet aynı yerden para alıyor. Bir başka arkadaş da benimle aynı kanaatta olsa gerek ki, ‘ama bugün petrol çıkan dört bölgeyi parayla sattı Suudlulara diye söze karıştı’ O kadar da değildir, diyerek fazla üzerilerine gitmedim.
‘Abdullah b. Huseyin al-Ahmar var, babası gibi alim ve fazıl, herkes onu sever, çok yardımseverdir, yani kişilerle değerlendirmemek gerek, biz bu sorunu çözeceğiz ve Türkiye gibi Müslüman ve gelişmiş bir devlet olacağız’ deyince, ben de inşallah dedim.
Bir diğeri, ‘fakat siz Avrupa Birliğine girmeye niye ısrar ediyorsunuz, anlayamıyoruz’ diye sordu. İşte tam da bu gösterilerin amacı için diye cevap verince anlayamadı garibim. Daha fazla özgürlük, ekonomik kalkınma, serbest rekabet, daha müreffeh bir ortam, sosyal adalet, sorgulayan, hesap soran değil, hesap veren şeffaf bir devlet ve açık toplum için diye cevap vermeye çalıştım. Pek de anlatamadım olsa gerek ki, inanmadılar. Ama öyle! Şu anda bizi müslümanlığımızdan dolayı almak istemiyorlar, oysa alsalar gerçekten demokratik, çoğulcu, özgürlükçü bir birlik olacaklar. Fakat artık fazla umurumuzda değil, maksat daha fazla demokrasi, adalet, özgürlük ve eşitlikte uluslararası standartları yakalamak dedim.
Atatürk'ün tarihin belirlediği çizgiye uygun olarak yönümüzü "Muasır Medeniyet Seviyesini Aşmak" olarak göstermesine rağmen, ufkumuzu totaliter yapılara çevirmek isteyenler aklıma geldi. Halkına yönelik her türlü örtülü ve açık operasyonu yapan ve yönümüzü Batı'ya değilde, Çin, Rusya veya İran gibi doğu ülkelerine yönlendirmek isteyenler, tarih önünde nasıl hesap verecekler acaba?
Komplo teorilerini test mümkün mü?
Bunları nerede mi konuşuyoruz, onu söylemeyi unuttum değil mi? Sormayın, gene kurstan on dakika önce çıkayım dedim, ama beş dakika önce çıktım, ilk dolmuşa bindim, maalesef Hayl denilen orta sınıfın alışveriş caddesinde kaldım. Çünkü yol kapalı, yürüyüş var. İkindi sonrası yürüyüşüne denk gelmişiz. İndim, en yakın gözleme (mutabbag) dükkanına girdim, hemen anamın bükmesine benzediği için çok sevdiğim yeşil soğan (ıspanak olsaydı daha iyi olurdu ama), yumurta ve bir takım baharatlardan oluşan bükmem geldi. Alışveriş için gelen hanımlar dükkanlarda bekliyor, gözlemecide bir ben bir kaç da ihtiyar "sözde" erkek var. Krem tişört, pantolon ve beyaz saçla kabak gibi bir ben yabancıyım yani.
Bir kaç gün önce bu göstericilerin tarandığını hatırlayınca, yahu ben ne olurum bu durumda diye düşündüm. Ne şehit, ne gazi, olsa olsa Niyazi olurum diye tebessüm ettiğim sırada iki genç girdi içeri. Birinin boynunda gaz maskesi var. Limonta istediler ve bana sordular, irhal mi diye, ben anlamam, misafirim, Allah yardmcınız olsun deyince güldüler ve oturdular yanıma. Nerelisiniz, Arapça biliyorsunuz deyince, Türkiyeliyim dedim. Zaten başka kim olabilir ki, bu akşam karanlığında, gösterinin merkezinde deyince, bunun iltifat mı, yoksa deli cesareti olarak mı söylediğini anlamadım.
Benim de aksilik damarım tuttu ya, milleti böyle taciz ettikleri için olsagerek, yukarıdaki soruları sordum. Şaşırdılar bu kadar haberdar olmama, iki aydır burada olduğuma ise inanmadılar. Kendileri bilir, ne yapayım. Halbuki bazen Dil Merkezine erken gidince, kütüphanedeki gazeteleri tarıyorum. İlginç, günlük gazete yok, eskileri var. Ve çoğunun ilk sayfasında ya el-Kaide ya da Husi hareketiyle ilgili haberler bulunuyor.
Aslında gençlerin dediklerini doğruluyor bu haberler, ama onlara söylemedim tabii ki. Örneğin Yemen Observer (23.1.2010:Cumartesi) Gordon Brown Pakistan'dan sonra teröristlerin barındığı en önemli bölge, Somali-Yemen hattı olduğunu söylüyür. Vatandaşlarımızın güvenliği birinci önceliğimizdir, bu bölgeden gelecek her türlü tehlikeye karşı önlem almalıyız diyerek Batılı ülkelerin Yemen ekonomisine yardım etmesi gerektiğini belirtiyor. (s.4)
Aynı gazetede Yemen güvenilğini tehdit eden üç tehkile olarak, Güney ayrılıkçı hareketi, el-Kaide ve Saada bölgesinde Husiler zikrediliyor.
19-20 Ocak 2010 tarihleri arasında Sanaa Sheraton otelinde düzenlenen sempozyumda Stratejik Araştırmalar Başkanı Dr. Muhammed Ahmed el-Efendi (Türk kökenli) Körfez ülkeleriyle işbirliğinden söz ediyor. Yemen zor durumda diyor. Yemen Post (21.11.2009) adlı gazetede Dünya Bankasının bir milyon dolar yardım öngördüğünü bunun 478 milyonunun 16 proje için gönderildiğini yazıyor. Aynı gazetenin ilk sayfasında gene el-Kaide haberi var. Daha dailginç olanı, karmaşa ve uzlaşmazlık açısından Irak'ın yerini alacak ülkelerin başında Yemen geldiği belirtiliyor. Heidelberg Uluslararası Çatışmalar Merkezi Araştırma Enstitüsü (HIIIK )raporundan bahsedilerek diğer ülkeler Afganistan, Pakistan, Somali, Sri Lanka ve Israil zikrediliyor.(s.3)
Arkadaşların bahsettiği ve hemen akla gelen hususu bu gazetenin editörü soruyor: Kasım 2009 ortalarında Abyan bölgesinde el-Kaide militanlarına yönelik operasyonlarda ölen 62 insanın çoğu sivil, kadın ve çocuklardan oluşuyormuş. Bu nasıl oluyor, bir kaç militan öldürülüyor, geri kalanların tamamı sivil, böylece bir kamuoyu mu oluşturuluyor? Diye akla geliyor, çünkü bu insanların evlerinin yakınlarda el-Kaide'nin kamplar kurduğunu herkes biliyordu. Yönetim bu zamana kadar hiç bir şey yapmadı, bu nasıl açıklanacak diye başarısızlığın sebebini soruyordu. Galiba komplo değil bunlar, filmlerde milletin gazını almak için çevriliyor olsa gerek, diyerek gene bir komplo teorisi üretelim, ne dersiniz?
Göstericiler gözden kaybolunca çıktım. Cadde yeniden hareketlendi, tezgahlara bakarak gidiyorum. Biraz ileride Ebu'l-Fazlı gördüm. Kim mi, 12 yaşlarında; kuman; yani bizim Osmanlı askerinin tayını olan küçük bazlama şeklindeki kara fırın ekmeği satan çocuk. Benim arkadaşım o, önceden kampüse yakın yerde satardı, gösterilerden dolayı buraya taşındı. El arabasında satıyor ekmekleri, Yüz riyal veriyorum; 7 ekmek veriyor, tanesi on beş riyal. Beş riyal kardayım yani!
Oturuyoruz beraber birer mango yiyoruz, biraz daha yol açılsın diye bekliyorum. Ebu'l Fazl’la pek anlaşamıyoruz, çünkü lehçesini çözemiyorum, o da hep gülümsüyor zaten. İyi de, bu genç, her şeyi, rahat güzel ve müreffeh bir hayatı hak etmiyor mu?
Özgürlük dediğin şey ne gülüm? İnsan hakları, demokrasi, hukuk devleti mi? Bu bölgelerde adı ne o dediğinin? Ve ne zaman gelecek, ne zaman gülecek bu insanların kaderi!
Prof. Dr. Mevlüt UYANIK
13.4.2010:22:05;
Yemen, San’a
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






