Hocalarımızdan
İnternetten Alim Çıkar Mı?![]() “İnternetten âlim çıkar mı?” sorusu bize ne anlatır, bizden nasıl bir cevap bekler? Soruyu yanlış sorduysanız, muhatabınızın vereceği en mükemmel ve kendince en doğru cevap, “yanlış bir soruya verilmiş yanlış bir cevap” olmaktan öte bir mana ifade etmeyecektir.... |
Keramet ve İstidraç II![]() Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ... |
Çarşamba, 11 Mayıs 2011 00:00
Yemen’deki toplumsal hareketliliği gözlemliyor ve anında sizlere aktarmaya çalışıyorum. Aslında iki hafta önceki Cuma gününe verilen isimdi bu başlık. Ama bana göre uzlaşma için son fırsat kaçtığı için, kötümserliği yaymanın da bir anlamı yok diye sizlere yazmayı düşünmedim.
Notlarımı aldım ve bekledim. Amerika’daki bir sivil toplum kuruluşu, Yemen ABD eski büyükelçisinin 12 Mayıs’ta “Yemen’in geleceği bulutlu” başlıklı bir konferans ilanını görünce, planlayıcılar da böyle düşünüyorlar galiba, yazabilirim, dedim.
Sonra Usame bin Ladin’in öldürülmesi ve Yemen’de ABD’nin yerli birimlerle birlikte yaptığı insansız uçakla yapılan el-Kaide operasyonunu duydum. Bunun yanısıra muhaliflerin “Değişim ve hürriyet alanı” dedikleri üniversite önündeki meydana Ladin fotografları asmaya çalışanların yakalandığı ve hepsinin de yönetim taraftarları olduğunu işitince, ortalık “Kel Ali’nin bağına dönecek” galiba dedim. Çünkü, Ladin öldürüldü, ama baba yurdu olan Yemen’de hemen hemen hiç bir infial olmadı ve herkes bir şekilde toplumsal değişimi gerçekleştirmeye odaklanmış durumda.
Zaten geçen hafta muhaliflerin “Şehitlere Vefa”, yönetim taraftarının ise “İstikrar, Demokrasi ve Şer’i kurallara Vefa” Cuması denilen günde bu uzlaşma veya çözüm arayışlarının kilitleneceği gün diye düşünmüştüm.
“Ortadoğu” diye İngilizler ve Fransızlar tarafından çizilen, her küresel gücün kendine göre bir tanımı ve planı olan coğrafyanın güneyindeki Yemen’in başkenti Sana’a’dan (Kuzeyi de Türkiye) notları anlatayım sizlere.
Uzlaşma veya diyalogun bittiği, dün (6.5.11) resmen Ali Abdullah Salih tarafından ilan edildi, muhalifler, terörist, yobaz ve yol kesiciler diye nitelendirildi, görevden resmi süresi 2013’e kadar çekilmeyeceğini söyledi. Gündemi yakaladı, geçen hafta sözü edilen ve gelecek hafta “Ali Abdullah Salih’in günü olacak” sözünün anlamı buymuş, diye düşündüm. Babü’l-Yemen sokaklarında gezip, Osmanlı askerinin tayınının ana malzemesi olan “Kudem” dişlerken. Tamam, gevezeliği bırakıyorum ve kronolojik olarak aktarıyorum olayları:
Israr Cuması
15 Nisan 2011 Cuma sabahı, elektrik ve susuz uyandım, öğleye doğru elektrik geldi. Hemen Ensar camiine yöneldim, geçen haftadan değişen bir şey yok, herkes Sittin Caddesi’ne akın ediyor. Bu günün adı “Cumatu’-ısrar”. Mavi fon üzerine beyaz yazılmış, arkasında kırmızı fonda “Zelil bir Hayat Yaşamak İsteyen Kişi Defol” yazıyor.
İmam bu sefer de çok etkili bir hutbe verdi, “Herkes, halk istiyor diyor, ama Allah ne istiyor sorusu unutuluyor” diye başladı. Allah istiyor diye başladı ve O’nun kevni-şeri iradesinden bahsetti. “Herkesin bir şey istediği, ABD, AB’nin bir şeyler istediği bu zamanda biz de bir şey istiyoruz, eşimiz de, çocuğumuz da, sen de hepimiz bir şey istiyoruz. İradeler çarpışıyor ve bu arada Allah’ın ne istediği gözden kaçıyor.” Nasıl adil, rahim olacağımız, münafıklık ve fasıklıktan kaçınacağımızı anlattı ayrıntılı olarak.
Farzdan sonra doğrudan eve geldim, radyoyu açtım, bu cephede bir değişiklik yok, Seb’ın meydanında da “Halk, Salih’i istiyor” deniliyor. Ateşli konuşmalar yapılıyor, demokratik yapıya sahip çıkılması isteniliyor. Zaten “es-Sevre” yani devrim isimli resmi yayın gibi çıkan gazetenin bir yanında Yemen Devriminin ilkeleri, diğer tarafta da Salih’in bir sözü yayımlanıyor. İlginç gelebilir, aktarayım sizlere bunları: Devrimin altı ilkesi varmış:
- İstibdat ve sömürüden kurtulmak, Adil bir Cumhuri yönetim ikame etmek, halk katmanları arasındaki imtiyazları ve farkları izale etmek.
- Devrimini kazanımlarını korumak için Milli ordu oluşturmak
- Halkın kültürel, siyasi, ictmai ve iktisadi açıdan seviyesini yükseltmek.
- İslam’ın nezih ruhundan beslenen düzenli kurumlar oluşturarak adil dayanışmayı sağlayarak demokratik toplum oluşturmak.
- Bütün Arap dünyasının birliği çerçevesinde vatanın birliği ve bütünlüğünü sağlamak için çalışmak.
- Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Kuruluşlaın ilklerine saygı göstermek, Uluslararısı barışın sağlanmaına ve Milletlerin barış içinde yaşamalarını sağlayan ilkelere bağlı kalarak katkıda bulunmak
Saat 13.47 Ali Abdullah Salih konuşuyor. Hürriyet ve demokrasiye evet, emniyet ve ıstıkrara evet, demokrasiye evet. Milyonlarca halk şeri ilkelere evet diyor, yukarıdaki hususları ana hatlarla tekrar vurguluyor. Eyaletlerin ismini sayıyor ve marşlar başlıyor.
22 Nisan 2011: SON FIRSAT CUMASI
Bugün dağıtılan broşürlerde “Cumatu’l-fırsati’l-ahire: ar-Rahili fevri; Matlubu’l-Muctema”; yani hemen git, daha doğrusu defol, toplumun istediği bu, Son Şansın diyor ama hiç sanmıyorum, çünkü gecen hafta yaptığı açıklamalarda, kendisine tanınan iki haftalık süreyi reddetti. İktidarı istiyorsanız oy sandığına gideceksiniz, değişim anayasal çerçevede olacak, komploları ve darbeleri reddediyoruz dedi. Yani secimle gelemeceğini bildikleri için bunu yapıyorlar demeye getirdi.
Gecen hafta Üniversitede konuştuğumuz iki görevlinin de kanaati bu. Bugünün tehlikesi şu: bu sefer muhalifler cumayı, üniversitenin ana kapısı önünde değil, Sittin caddesinde kılacaklar, yani Sana’nın en büyük caddesi. Sebin caddesinde de yönetim taraftarları Cuma gösterileri yapıyor, zırhlı araçlar ve tanklarla korunan Devlet Başkanlığı sarayının önü buralar. Şu an iki kız çocuğu şiirler okuyor ve halk Ali Abdullah Salih’i istiyor diye slogan atıyorlar. (13.13)
Şeyh Sinan Aluki konuşuyor. Allah’ın Ali Abdullah Salih’i koruması için dua ediyor. Şeriyye dusturiyyeden bahsediyor, kaç gündür bunu duyuyorum. Bunlar da Barış ve Selamet Cuması (Cumatu’t-tesaluh) diyorlar. Bir başkası “..toptan Allah’ın ipine sarılın ve parça parca parça olmayın” ayetini okuyor. Öyle görünüyor ki, Salih, devlet başkanı olarak 2013 kadar devam edecek, ayıkla pirinçin taşını.
Başkan Salih, 13.41 de konuşmaya başlıyor. Vefa kavramının öneminden, devrimlerden bahsederek, bunlara sahip çıkılması gerektiğini belirtiyor. Bütün meydan okumalara karşı meydan okuyoruz, kan dökmesizin güneyi, kuzeyi, doğusu ve batısıyla birlikte devrimlere sahip çıkacağız. Yemen anayasasının genel çerçevesi ve Arap ülkelerin görüşleri doğrultusunda bunu yapacağız, diyerek halkı selamladı. 13.44 de sözlerini bitirdi. Ve böylece muhalefetin elindeki bütün kozları aldı, bana göre, artık anlaşma istemeyen taraf konumuna düştüler. Meclisin 30 gün içinde yönetim değişikliğinin nasıl olacağına dair çalışma yaptığı haberi gündeme düştü.
Herhalde bundan dolayı imam, hutbede, fitne kavramının on bir anlamı üzeride ayrıntılı olarak durdu. Hutbenin 2. kısmında tevekkül kavramından bahsetti, o da umudunu kaybetti galiba!
Muhalefet ise genel grev çağrısı yaptı. Güneyde, özellikle Aden’de buna uyulduğu söyleniliyor. (23.4.11) Tüp gaz sıkıntısı had safhaya vardı, halk kırk elli sene önce kullandığımız gaz ocaklarını kullanmaya başlamış, Babü’l-Yemen’de sıkça görmeye başladım. Ama tüp gaza bir de benzin kuyrukları ilave edildi. Çocuklarda ellerinde bidonlar, gaz kuyruklarında. Onları görünce Ecevit zamanında girdiğim ufak tüp ve sanayağı kuyruklarını hatırladım birden. Çoçuksun ya, beklersin orada saatlerce, hem de eve bir hizmetin olur, içim birden cız etti. Muhalefet, bu sıkıntıların kasıtlı yapıldığını, halkın göstericilere tepki göstermesini hedeflendiğini söylerken; Salih, muhalefetin ülkeyi kaosa götürdüğünü, gençlerin bir parti kurarak insiyatif almaları gerektiğini vurguladı. Bu arada güzel bir etkinlik oldu ve bizi az da olsa bu gerilimli ortamın dışına taşıdı.
Yetimleri Koruma Derneği
El-muessetu’l-Yetimi’t-Tenmiye (Orphan’s Development Foundation), Türkçe kurs açmak için büyükelçiliğe müracaat etmiş. Ön çalışmalar bitti ve Üniversiteye yakın bir yerde bulunan Amerikan Fransız Kültür Derneğinde bugün (24.4.11) tanışma ve ilk ders yapıldı. Her gün dersler bir hoca tarafından iki saat verilecek. Kurs 30 Mayısta bitecek, nasip olursa bu gençler Türkiye’ye gidecek ve PCV kaplama üzerine kurs görecekler, ülkelerinde meslek edinmiş olarak dönecekler.
Orada bir güzel haber daha aldık. Dün gece itibarıyla Hükümet ve Muhalefet, KİK önerisini kabul etmişler, otuz gün içinde Salih, görevini devrecek, iki ay içinde devlet başkanlığı seçimi yapılacak, Salih de yargılanmayacakmış. Fakülteye uğradık, yaz kursu için gidecek dört öğrenci ile Uluslararı Türkce Konuşan Ülkeler Sempozyumu’na katılacak öğrencinin işlerini görüşmek için. Dekan yardımcısı bugün itibarıyla üniversitenin açıldığını yakında derslerin başlayacağını söyledi. İnşallah hayırlısı olur.
25 Nisan günü çok yoğundu, tıpkı Türkiye’deki gibi, sabahleyin buradaki yetimler derneğinde türkçe dersim vardı. On beş dakika geçmesine rağmen çıkmıyorlar, onlara dilim döndüğünce Anadolu Kültür Topluluğu adında gençlerin kurduğu birliktelikten bahsederek, Çorum’da lise-üniversite işbirliğiyle Yetiştirme Yurdu’ndan çocukların da katıldığı tiyatro şenliğini ve gitar konseri hazırlıklarını anlattım.
İkindi vakti ingilizce kursuna gittim, 18.40 TRT radyolarına Yemen olaylarını değerlendirecektim, Yetişmek icin erken çıktım, ama gösterilerden dolayı yol kapanmış. Hemen sonrasında yaklaşık on dört yıldır burada olan Alaaddin Bey kardeşimin daveti üzerine Türk lokantasına icabet ettik. İngiltere doktoralı Alaaddin Bey Türkiye’nin girişimciliğini, zekâsını gösteren ve üniversiteyi bırakıp buralara gelmiş. Geç saatlere kadar Yemen, Türkiye, felsefe, tarih üzerine harika bir sohbet gerçekleşti, Orada öğrendim ki, güneydeki grevler ya da sivil itaatsizlik (isyan-ı medeni, hangi cepheden baktığınıza bağlı) devam ediyormuş. Bu arada Başkan Salih, kendisiyle birlikte yaklaşık 650 kişiye daha her türlü koruma ve yargılanmama hakkı istemiş. İpe un seriyor anladığım kadarıyla. Gençlik yapılan anlaşmaları reddetmiş, kesinlikle yargılanacak, onun kontrolünde hiç bir oluşuma destek vermeyiz diyorlarmış. Başkan Salih de karşı rest çekerek, çekilmeyeceğini söylemiş. Taizde göstericilere ateş açılmış, köşe kapmaca oyununa döndü. Bu sırada bir de selefi uyarısı gündeme düştü ki, sormayın!
Selefi Uyarısı
Geçen hafta Çarşamba günü yayınlanan “Bizim İsteğimiz Şudur: Uyarıyoruz
Selefi lider, Başkan Salih’in yerine gelecek yeni yönetimin el-Kaide ile savaşmasının İslami olmadığını açıkladı ve uyardı. Abdulmacid er-Raimi, muhalefet partileri sözcüsünün ABD ve diğer batı ülkeleriyle işbirliği yapabileceklerini söylemesini sert sözlerle eleştirerek bunun İslam inancına aykırı olduğunu söyledi.
Sana’a’daki selefi ekol adına konuşarak Emen Müslüman Kardeşler partisi olan Islah’ın bütün gücü ile Salih’in görevden uzaklaştırılmasına yoğunlaştığını, bu hususta kendilerinin de aynı fikride olduklarını, fakat esas krizin bu gerçekleşince olacağını ve önemli olanın İslamiyet’in uygulanması gerektiğini vurguladı.
Eğer Islah, şeriata dayanırsa sorun biter. Oysa Kuzey ve Güneydeki muhalifler sadece Salih’in gitmesi gibi yanlış bir ilkeye dayanıyorlar. Kuzeydoğu Yemen ise ayrılık planları yapıyor; bunların hepsi yanlış, herkes Şeriata dayanmalıdır.
1990’da demokrasinin kabulü ile Müsluman Kardeşlerin karanlık bir tünele girdiğini söyleyen er-Raimi, Yemenlilerin demokrasiyi bırakmaları gerekli, bu hususu önemle hatırlatıyor ve uyarıyoruz, diyor. Çünkü problem siyasi değil, temel adalet ve şeriatın yokluğudur. (Yemen Observer, 16.4.2011:Cumatesi. S.1,3) demiş. Uyarı mı, tehdit mi artık ona siz karar verin.
27 Nisan’da Suudi Arabistan’da her iki taraf tekrar biraraya gelecek denildiğinde bir umut daha doğdu. Sabah fakülte kapısındaki ağaç altında sekilenip öğrenci beklerken, 9 sularında silah sesleri gelmeye başladı on beş dakika sonra gene sesler ve ambulans sirenleri: galiba dedim, bu antlaşmanın olmasını isteyen yok, bugün bile çatışma çıkıyor. Öğleye doğru eve geldim ve akşamüzeri dil merkezine gittiğimde, hoca zor geldiğini ve gösterilerin yoğunlaştığını söyledi. Türk Okulu var yakında oraya gittim. Türkçe öğrenim için Türkiye’ye üniversite okumaya gitmek isteyenlerle tanıştım.
Bir tarafta kargaşa ve kaos, bir tarafta, bir umut devşirmeye çalışan gençler, aynı hafta içinde hem Yetimler Derneği’ndeki çocukların Türkiye’ye gidip pcv ustası olmak icin kurs alacaklarına olan katkıyı, hem de buradaki gençleri görünce, yeniden umutlandım. Kerkük Türklerinden Ömer Bey, gençlere çiğ köfte hazırlamış. Bir anda kendimi ülkemde hissettim. Gece yarısı beni eve bıraktılar, üç ayrı yerde yönetim taraftarı askerler, kaba bir şekilde durdurup, bagajı aradılar. Yanımda yetim çocuklara götümek üzere aldığım ülker şekerlerini sordu, şeker canım şeker dedim diğer paketi sordu, hediye canım hediye dedim. Hindli hocaya çif köfte götürüyorum da. Kampüs civarında Ali Muhsin’i yani muhalifleri destekleyen askerler var, onlar gayet kibar, selam verip buyurun geçin dediler. Öğrendim ki, gündüz catışmalarda on beş işi ölmüş, yüzün üzerinde de yaralı var.
Kötülük Sorunu: Aklıma tekrar “Bu gençlerin günahı ne? Veya niye daha çok İslam dünyasında gözüküyor bu manzara? Nerede hata yaptık, yapıyoruz?” soruları üşüştü.
Kötülük sorunu, yani felsefenin en güçlü ve zor sorunlarından biriyle yüzleşiyorum yeniden. Sorun kimde? Adil ve diye başlayan doksan dokuz sıfatını daha bu yatsı namazında saydığımız benim Allah’ım bunu yapmaz. Nasıl bir tanrıdır bu, madem! Diye başlayan sorularla devam eder ve olası çözüm önerilerini felsefe derslerinde müzakere ettiğimiz günler yâdıma düştü. Mümkün dünyaların en iyisi ne sorusu bağlamında Gazzali ve Leibniz merkezli okumarla iyiki teorik arkaplanımızı güçlendirmişiz, yoksa ne yapardım yaşadıklarım(ız) karşısında.
Akşam Türkçe öğrenen gençlerin gözlerindeki umudu gördüm, yurtdışına gidip okumak ve kaderlerini değiştirmek istiyorlar. Yetimler Derneğinde de öyle. Hep bir umut ve o içinde doğdukları kaderi yırtma yolları ve daha üst bir kaderin çizgilerini arıyorlar. Ebu’l-Fazl el arabasında ekmek satıyor; ama bir de lüks içinde yaşayanlar var ki, ingilizce merkezinde çoklar. Onlardan birine göre, bunlar, yani muhalifler ne yaptığını bilmeyen, darmağınık insanlar. Mutlak çözüm var mı, yok; mümkün dünyalarının en iyisini aramak ve gerçekleştirmek için sürekli çalışmak, başka da bilmiyorum. İyi ki Gazzali var, önümde.
Şehitlere Vefa Cuması
29.4.2011, başlıklı bir kagıt ile SEVRETUNA SİLMİYYE: (Devrimimiz barışçıdır) başlıklı bir bildiri dağıtıldı: Niçin Halk Düzenin Değişmesini İstiyor? sorusuyla başlıyor, yönetim taraflarının ilkelerini yazmıştık, bunların söyledikleriyle mukayeseyi yapınız artık.“Çünkü bu yönetim:
1. Başarısız oldu. Siyasi ve iktisadi krizleri yönetemedi. Yüce Halkımızın fertleri arasında hoşnutsuzluk ve nefreti besledi. Dini gruplar arasında gerginliği yaydı.
2. Demokrasi ve devrimin ilkelerini aile yönetiminin ilkelerine dönüştürdü.
3. Modern bir devlet kurmada başarısız kalındı. Kanun, düzen ve modern medeni toplum gerekliliklerini yerine getirmedi.
4. Milletin malı ve ülkenin gelirleri kendisi, ailesi ve cevresi tarafından talan edildi.
5. Düzen rüşvetle işliyor ve aracısız iş yapılamaz hale geldi.
6. Ülkenin gelirlerini gasp ettiler, halk sürekli bir yoksulluk içinde yaşadı.
7. Kötü yönetim, idari ve mali bozukluklar iyice arttı. Hukuk bağımsızlığı yok.
8. Ülke, eğitim, sağlık ve ekonomi açısından tehlikeli konuma getirildi.
9. Daha iyi bir gelecek için değişim isteyen devrim gençliğinin kanını döktü.
Son olarak, işte sebepler bunlar: Yemen Yönetiminde kalmayı Hak ediyor mu? “ diye bitiriyor bildiri.
Cami çıkışında Değişim Meydanında birkaç kişi kalmış, herkes Sittin Caddesi’ndeki namaza gitmiş. Eve geldim ve radyoyu açtım, yönetim taraftarları ne yapıyormuş diye. Fetih Suresi okunuyordu, halk iyice coşmuş. (13.16) Önümüzdeki Cuma, Reis Salih’in günü olacak diye anons ediliyor. Ya Allah Ya Allah, Yaşa Abdullah diyorlar. Halk seni istiyor, seni seviyor diye bağırıyor biri, diğerleri tekrar ediyor.
Dr. Abdurrahman, tıpcıymış, o konuşuyor. Ali Abdullah Salih’i övüyor. Yemen’in birliğini, demokratikliğini koruması duasıyla bitiriyor. İktidar Partisinin mutedemi konuşuyor. Muhalifleri eleştiriyor, eğer demokrasi olmasa meydanlarda kaç aydır bu kadar rahat nasıl durabilirdiniz, önce toplum üzerindeki baskınızı kaldırın ve kendinizi değiştirin diyor. Hepimiz Ali Abdullah Salihiz, o bir kişi değil diye anons yapılıyor. 13.40 Başkan Salih meydana geldi, konuşmaya besmeleyle başlıyor. Erkek ve kadın, Sebın Meydanı’ndaki milyonları selamlıyor. Toplam iki dakika sürdü konuşması ve radyoda kesintiler oldu.
1 Mayıs Pazar: Bugün yapılan toplantıdan bir haber çıkmadı galiba, çünkü dışarıda sesler iyice arttı. Körfez ülkelerinin hazırladığı plana Devlet Başkanı olarak değil de iktidar partisi başkanı olarak imzalamak istemiş. Acaba Ortadoğu’da ikinci bir kadeş anlaşması gibi barışcıl bir çaba olabilir mi üzerine düşünüyorum.
İrfan kardeşim hatırlattı, iki büyük devlet vardı, biri Mısır, diğeri Hititler. Birisi yakın döneme kadar etkindi, ama şimdi Yasemin Devrimi orayı da devirdi, ikincisi Anadolu’daki bütün devletlerin kültürünü tevarüs etmiş olan Türkiye. Olası katkıları nedir diye yazarken elektrik kesildi.
Çıkayım bir dolaşayım ve karnımı doyarayım dedim. Kuveyt Hastanesi karşısındaki selte lokantasına gittim. Dönüşte Üniversite önündeki ana meydana uğradım. Asker şaşırdı, nereye değişim meydanına mı gidiyorsunuz diye sordu. Tamam, muhalefeti destekleyen Ali Muhsin’in askerlerine benziyor ama baltayı taşa vurmayalım diye düşünerek, kampüste kalıyorum, öğretim üyesiyim dedim. Nerelisin diye sordu, Türkiyeliyim deyince, resmen gözleri ışıldadı ve herhangi bir sorun var mı dedi. Yok, sizin himayeniz altında bir problem yaşamadık şükür deyince, hayır biz, sizin himayeniz altındayız diye elimi güçlüce sıktı, tebessüm ederek. Ben de o hızla gidip olası bir Kadeş barışının zeminini Türkiye oluşturabilir, buna kaniyim artık dedim kendime. Bir tuhaf oldu içim, sicil sicil de yağmur yağmaya başladı. Gözaltındakiler de yağmur tanesidir tabi ki!
Çadırların birinde Gandi’nin resmini gördüm, altında bedenimi ele geçirebilirsiniz, kemiklerimi kırabilirsiniz, öldürebilirsiniz, ama asla itaat ettiremezsiniz, yazıyor. Taiz, Aden gibi şehirlerde “İsyan-ı Medeni” Yani sivil itaatsizlik eylemleri geniş kabül görüyor. Hemen yan çadırda “Zafere kadar Barışcı Devrim” yazıyor.
Sanal alemde ne var ne yok diye gezinirken, kafama kocaman bir taş düşer gibi oldu. Gandi’nin biseksüel olduğu ve dört çocuklu eşini vücutçu Hermann Kallenbach' için terkettiğini, ona çok aşık! olduğu ve "Vucudumu nasıl da tamamen ele geçirdin, bu tamamen kölelik" dediğini yazan bir biyografi kitabından haberdar oldum. Ne deyim şimdi, insan, bu! Anlaşılması gerçekten zor. Kubrik, Gandi ile ilgili bir film çekse ne yapardı diye aklıma geldi. İyi mi?
“Ülen nerden nereye geçtin, ne dediğin de belli olmuyor ha!” mı dediniz, haklısınız. Ama hayatının önemli kısmını pasif muhalefet, isyan ahlakını anlamaya harca, burada sivil itaatsizliğin işlevselliğini gör, sonra da bu haberi oku! Bu tepkimi de mazur görün. Evet, son cumayı yazmadım değil mi? İşte bu şoktan dolayı; yani sivil itaatsizlik de tükeniyor burada!
6 Mayıs: Güney’e Vefa Cuması
Malum Hıdırellez, Hızır ve İlyas peygamberin buluşma günü, bahar, mutluluk günü. Bir de Cuma, hayırlı gün; hele bu tarihte doğanları bir düşünün, üç güzellik bir arada, ama mutluluk var mı yok; tersine ayrılık var. Güney’i vefa diye isimlendirmelerinin nedeni, Başkan Salih, ülkenin parçalanacağını ve Güney’in bağımsızlığını ilan etiğini söylüyor ya, muhalefet de, böyle bir şey yok, biz bir bütünüz mesajı veriyor. Güney üzerindeki sistematik devlet baskısını eleştiriyor, bildiride. Ve onbinler Üniversitenin diğer kapısından itibaren Cuma namazını kılıyor, iktidar da Sebin meydanında karşı restinin son hamlesini yapıyor. Gündemi iyi yakalıyor ve “Bunlar, irhabi, yol kesici ve gerici, çözüm de istemiyorlar” diyor ve “Son Fırsat”ında kaçtığını kamuoyuna ilan ediyor. Hıdırellez, baharın, neşenin, mutluluğun günü değil, ayrılığın, gölgeli bir geleceğin anına dönüşüyor.
İnşallah hayırlara tebdil eder, Mevlam. Tekrar şerleri hayr eyler ve mutlu, huzurlu, müreffeh bir ortam oluşur. Niye olmasın ki, herkes elinden geleni yapıyor! Hıdır ve İlyas’ın birlikteliği hürmetine, olabilir, gerçekleşebilir. Kaderin üstündeki kader hükmünü icra edebilir.
.
Prof. Dr. Mevlüt UANIK
08.05.11: 10.18/ Yemen; Sana’a
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






