Hocalarımızdan
İnternetten Alim Çıkar Mı?![]() “İnternetten âlim çıkar mı?” sorusu bize ne anlatır, bizden nasıl bir cevap bekler? Soruyu yanlış sorduysanız, muhatabınızın vereceği en mükemmel ve kendince en doğru cevap, “yanlış bir soruya verilmiş yanlış bir cevap” olmaktan öte bir mana ifade etmeyecektir.... |
Keramet ve İstidraç II![]() Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ... |
Pazar, 29 Mayıs 2011 12:49
13 Mayıs 2011 tarihli Cuma’nın adı Cum’atu’l-Hasm. Burada “Husam” kılıca deniliyor ve arkadaşım bu terimin ne demek olduğunu ayrıntılı bir şekilde anlatıyor, oradan hareketle Cuma’ya bu adı verdim. 19 Mayıs tarihli Cuma’nın adı, “Yemen Halkan Birliği”, çünkü 22 Mayıs İki Yemen’in Birleşme günü.
“Nasıl olsa günlük tutuyorum, iki Cumayı yazayım ve bekleyeyim, çünkü her ikisinde pek bir umut yok, belki Bayram, güzel bir haber vermeme vesile olur” diyerek yayın için göndermeyi erteledim.
Cumalara geleceğim ama biz biraz daha yakın günlere gelelim; yani 21 Mayıs Cumartesi gününe. Sabah mutlu bir şekilde kuş sesleri eşliğinde uyanıyorum. Hemen hazırlanıp hafif bir kahvaltıdan sonra Enstitü’ye geçiyorum. Yöntem belli, Sokrates amcadan mülhem, neşeyle başlıyoruz, önce bir fıkra anlatıyorum, heybesini kaybeden Hoca’nın gayet neşeli arama yaptığını merak edenlere, “şuradaki tepenin arkasına da bir bakayım, orada da yoksa siz bendeki feryadı seyredin” demesini dilim döndüğünce anlatıyorum. Tabii bunu yaparken aynı zamanda Arapçayı da geliştiriyoruz. Ardından Türkiye’den bahsediyorum, “orada ders aralarında çay içeriz, Enstitü’de yok, nerede içebiliriz” diye soruyorum. “Şurada, burada, orası, burası, neresi, neyin yanında, hangi dükkânın karşısında” falan diye havadan sudan konuşur gibi epey sıkıştırıyorum. Ders sonuna doğru, “yahu ne yaptınız hiç ders işlemediniz, beni avara kasnağa aldınız galiba” diyorum, yani mealen tabiî ki, çok hoşlarına gidiyor.
***
Akşamüzeri eve geldiğimde arkadaşlar, muhaliflerin anlaşmayı imzaladıklarını ve Reis’in de bu gece imzalayacağını söylediler, sevindim. Gece yarısına doğru haberleri dinledim, gündüz yapılan “Birlik Bayramı” törenlerinde Reis’in yaptığı konuşmayı dinleyince o kadar kolay olmayacağı kanaatine vardım. Çünkü muhaliflerin ülkeyi kaosa sürüklediğini, başta Körfez ülkeleri ve İhvan-ı Müslimîn ile ihrabî, terörist el-Kaide’nin ülkede muhalifleri desteklediğini, oysa yapılacak olanın seçimlere gidilmesi olduğunu, ama muhaliflerin bunu kabul etmediklerini belirterek, orası değişim meydanı değil, kötülük ve yalancıların, yol kesicilerin merkezidir, demokrasi bu değil ki, dedi. Tunus’tan başlayan; Mısır, Suriye, Bahreyn ve Yemen’deki olayların uluslararası büyük güçlerin desteklediğini, özellikle vurguladı. Değişim isteyenlerin merkezinin İman Üniversitesi ile Bilim ve Teknoloji Üniversitesi olduğunu söyledi. Ancak bunlara bir de Müessetü’l-Eytam’ı ekleyince birden şaşırdım. Bu teşkilat, bizim ders verdiğimiz öğrencileri Türkiye’ye meslek edindirmek için gönderen teşkilattı. Yani bizim için durum kritikleşti. İkinci kez dinledim, evet, aynen böyle söylüyor. Allah kerim.
***
22 Mayıs: el-‘îdu’l-Vahde
Geç yatmış olmama rağmen sabah erkenden kalkıyor ve hazırlanıyorum. Saat sekiz sularında kurstan bir arkadaş geldi, beraberce yürüyerek Sittin caddesine gittik. Halk, ellerinde bayraklarla bayram için yollarda. Orada öğreniyorum ki, Reis, bir tüpgazı 120 riyale Kore’ye satarken, iç piyasada bunun on katına kendi halkına veriyormuş. Tabii bu gösterilerden önceymiş, şimdi 3-5 bin riyal arasında. Yemen, Katar’dan sonra en zengin gaz yataklarına sahipmiş. Caddede yürüyoruz, Cuma namazı kıldığım yerden bu sefer Mezhah Köprüsü’ne, yani Üniversitenin diğer kapısına doğru yürüdükçe, alan iyice kalabalıklaşma başlıyor, çünkü bayram standı orada. Arkadaşların yönlendirmesi ve yardımıyla beni de gazetecilerin alanına alıyorlar.
Büyük bir coşku var, “Putsuz İlk Birleşme Bayramımız” pankartı dikkatimi çekti. “Sensiz biz barış içinde yaşıyoruz”, “Ne Doğu Ne Batı; Yemen bir Bütün” şeklindeki pankartlarla her bölgenin insanı geçiş yapıyor. Bu arada konuşmalar da ısrarla muhalefetin barışçıl yöntemi devam ettireceği vurgulanıyor. Bir bayan İngilizce konuşarak, Avrupa Birliği ve Obama’ya
şöyle seslendi. Ben 22 yaşındayım Arabım, Yemenliyim ve Müslüman’ım. Bundan da gurur duyuyorum, ama ben terörist değilim. Devrimimiz tamamen barışçıldır, bunu duyun ve sesimize kulak verin, dedi.
Çocuklar, ilk ve ortaokul öğrencileri, üniversite gençliği ve askerler geçiş yaptılar. Balonlar havaya uçuruldu ve her bölgeden gelmiş insanlar, kesinlikle ayrılık diye bir şeyin olmadığın vurguladılar. Yemen halkının terörist olarak gösterilmesinin mevcut düzenin bir oyunu olduğunu, bunu bozmak için her şeye rağmen sivil itaatsizlik yoluyla barışçıl yöntemlerden asla taviz vermeyeceklerini vurguladılar. Öğle ezanı okunurken biz yavaş yavaş alandan çıktık ve Üniversite’ye doğru yürümeye başladık. Aldığımız ilk habere göre Başkan, antlaşmayı imzalamış. İyi olur, ama keşke dün imzalasaydı da bugün biri Seb’în, diğeri de Sittîn caddesinde iki tane birlik bayramı olmasaydı diye düşünüyorum.
13 Mayıs 2011: Cumatü’l-Hasm
Muhaliflerin Sittîn caddesinde kıldığı Cuma namazı, Üniversite’nin diğer büyük ikinci kapısının önündeki Mezbah Köprüsü’nden başlıyor ve neredeyse Başkan vekili Abdurrabi’nin evine kadar uzuyor. Yani yaklaşık beş altı kilometrelik ve altmış metre enindeki çift şeritli yol, kadın, çoluk çocuk tarafından dolduruluyor. Nerden biliyorsunuz diye mi sordunuz? Bu sefer gideyim, bakayım, Britanya İmparatorluğu’na diz çöktüren sivil itaatsizlik, burada nasıl başarısız olmuş, yerinde göreyim diye gitmek istedim. Çünkü Cumartesi ve Çarşamba günü Sana’a’da sivil itaatsizlik eylemi olacağını, saat 8’den itibaren 4 saat hayatı kilitleyeceklerini belirtiler. Güney illerinde önemli oranda başarıya ulaşmışlar.
Halk, gösteriler başladığından beri elektrik, su ücretleri ile diğer vergileri yönetim gidene kadar ödemeyeceklerini söylüyorlar. Bunun sivil itaatsizlikle ilgisi olmadığını söyleyince, arkadaşım biraz bozuldu. Ama hükümete destek vermek istemiyoruz, diye itiraz edecek oldu. Yok, Threoau öyle yapmadı dedim. Su, elektrik ücretlerini veya vergileri ödememek diye bir şey yok; komşunun hayatını etkileyecek, bir diğerinin hayat tarzını örseleyecek tutum ve davranışlarda bulunulamaz, dedim, ama fazla da ileri gitmedim, çünkü bıçak kemiğe dayanmış buralarda. Sivil itaatsizlik eylemini organize edenlerin çoğu tahsilli insanlar, Taiz ve Aden’de başarılı olmasının ardında bölge insanların Sana’dakinden daha kültürlü olmaları yatıyormuş. İyi de “Bilgili insan, diplomalı olan değil, istediği her şeyi başkalarının hakkını çiğnemeden elde edebilendir” demiyor mu, kalb ile düşünmeyi Batı’da temellendiren Blaise Pascal.
10 Mayıs Çarşamba günü sabah Türkçe dersine, öğleden sonra da İngilizce dersine gitmiştim. Ayın öğretmeni kutlaması vardı, güzel anlardı, gençler mutluydu. Erken çıktım ve kampus içine girdiğimde silah seslerini duydum. Gece yarısına kadar oldukça yakınımızdan gelen sesleri duyunca, “Son fırsat kaçtı” yazısını hatırladım. Kuveyt hastanesi var, Üniversiteye yakın, orada Başbakanlık ve bazı bakanlıklara ait binalar varmış, çadırların oraya doğru gittiğini gören özel kuvvetler, ateş açmış, 12 ölü onlarca yaralı varmış.
…
Perşembe günü sefirimiz, Osmanlı 7. kolordu karargâhını gezebilmemiz için randevu almıştı, orası halen Savunma Bakanlığı ve Devle Başkanlığı Çalışma Ofisi olarak kullanılıyor, bunca olaydan sonra herhalde mümkün değil artık görmemiz diye düşündüm. Ama sefirimiz bizi bekliyormuş, hemen geçtik oraya ve gezdik, şehitliğimizin karşısındaki kolordu karargâhını.
Orayı ayrıntılı olarak anlatırım size, ama diyeceğim şu, sanki bir gün önce saatler süren çatışmalar olmamış gibiydi. Kolordu’da 11. Mayıs tarihli “es-Sevr” isimli gazetede Ali Abdullah Salih ve Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün resmini görünce, askerin elinden aldım gazeteyi. Devlet Başkanımızın iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine dair bir haberdi bu. Bir gece öncesiyle ilgili haber yoktu ve fitne planlarına dair bir başyazı vardı. Dışarı çıkınca bir de muhalif gazete alalım dedik ve “el-Ula” isimli gazetede şehitlerin resimlerini gördük.
…
“Yemen Times” da (11.5.11) aldım kolordu çıkışında, orada önümüzdeki haftanın önemli olduğunu ve 20 Mayıs’ın son gün olduğunu söylüyordu. Yani “İkna Yürüyüşü” bu sefer doğrudan Başkan’ın sarayına doğru olacakmış.
…
Cuma günü namaz kılmak için meydana erken gittim, Mezbah Köprüsü’nün altında Cuma’ya gelenleri çekiyorum. Askerin biri de benimle resim çektirmek istedi ve kapıda durduğunu, her daim beklediğini söyledi. Diğer Seb’în meydanında bunu görmeniz, resim çekmeniz mümkün değil. Bir amca Türk olduğumu öğrenince bir öptü ki, iliklerime kadar titredim. Onun resmini göndereceğim size. Burada üç kere sağ yanak, bir kere de sol yanaktan öpülüyor ve el öpülecek gibi eğiliniyor, sonra elini ağzına götürerek, hürmet gösteriliyor. Bu amca da aynısı yaparken öptü elimi, ne diyeceğimi, ne yapacağımı şaşırdım, göynüm kabardı gitti, hemen ben de onun ellerinden öptüm; görmesin gözlerimi diye sıkıca sarıldım ona. Bu arada Türklere sürekli hayır dua ediyor, Arap dünyasındaki önemimizi anlatıyor. Siz bir karış toprak satmadınız Filistin’de o zor şartlarda, bunlar koca koca bölgeleri satıyor dedi ve Başbakanımıza övgüler yağdırdı. Amcayı gören gençler de geldi ve onlar da resimler çektirdiler benimle, hemen karşıya geçtim, kendimi toparlamak için.
Sonra üniversiteden bir arkadaşıma rast geldim, onunla yaklaşık üç km yürüdük, Cuma alanını görmek için. Ortada durduk, cemaat daha devam ediyordu. Bütün binalar Ali Muhsin Salih’in askerleri tarafından koruma altına alınmıştı, zaten ilk aramaları da onlar yapıyorlar. Tek yabancı sayılırım, başkalarına daha doğrusu farklı bir simaya rast gelmedim, diyebilirim. Yabancı gazeteciler olduğunu söylediler; onlar belki binalardan çekim yapıyorlardır, ama namaz alanında hiçbirisine denk gelmedim. Gençler, insanlar üzerine su fiskesi tutarak ile serinlik sağlıyorlar. Hanımlar ayrı bir yerde, sloganlara eşlik ediyorlar. Hutbe, direniş ve sivil itaatsizliğin, kansız bir şekilde yönetim değişikliğinin gerekliliği üzerinde duruyor. Silah kullanmayı çocuk oyuncağı gibi gören bunca insanın silahsızlığı vurgulamaları önemli, kardeşin kardeşi öldürmesinin ne olduğu özellikle vurgulanıyor. Cuma kılınıyor, La havle vela kuvvete diye dualar ediliyor. Sonra ayağa kalkılıyor ve sloganlar başlıyor. Sembolik olarak Başkan’ın sarayına doğru dönülüyor ve birer adım yürünüyor. Tekrar sloganlar, ardından ikindi namazı, sloganlar ve ardından bir gün önceki şehitlerin ismi sayılıyor ve cenaze namazı kılınıyor. Sloganlar eşliğinde sakince dağılıyor insanlar.
Diğer tarafta Seb’în caddesinde kılınan namaza verilen isim ise Cum’atü’l-vahde, yani birlik Cuması. İktidar tarafı, gene toptan Allah’ın ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin diyor, fitne ile ilgili hadisleri okuyorlar. Allah’a, Peygambere ve sizden olan Emir’e itaat edin, eğer ayrılığa düştüğünüz bir husus olursa Allah’a götürün ayetini vurguluyorlar. Allah’ın sabredenlerle beraber olduğunu ve ayrılığa düşüp enerjiyi boşa harcanmaması gerektiğini söylüyorlar. İsyan’ul Medeni denile itaatsizliğin hayatı kilitlediğini, yolları kesmenin, gazı kesmenin fitne olduğunu anlatıyorlar. Nitekim Başkan Salih’de, gene muhalefeti yol kesici, terörist ve müfsitler olarak niteledi. Meydan okumalarına aynı meydan okumayla cevap okuyacaklarını söyledi. Kendisine 33 yıl iktidarda olduğunu söyleyenlerin, üç ay içinde memleketi felakete sürüklediğini belirtmesi tam bir paradokstu. Yani mevcut durumun iyi olmadığını o da kabul ediyor, nitekim İstanbul’da dünyanın en fakir 48 ülkesinin durumunu görüşmek için yapılan uluslararası toplantıda Yemen var.
Muhaliflerin Cuma namazı dağıtılan bildirilerden birisi de Sanhan; yani Başkan Salih’in kabilesine aitti. Barışçı devrimi desteklediklerini belirtiyorlar ve düzenin değişmesi için el ele diyorlar. Amran vilayeti gençliği de bildiri dağıtıyor ve Zafere Kadar Barışçı Devrim için gerekçelerini anlatıyorlar. Hür Ses diye dört sahifelik küçük bir bültende, “Kim Zelil Bir Hayat Yaşamak İster” diye bir başyazı var. Üç hedefleri olduğunu söylüyorlar
1.Mevcut yapının (Başkan, Hükümet ve Parlamento) tamamen gitmesi
2. Demokratik, Sivil bir devlet kurulması. Güçler ayrılığı ilkesi üzerine kurulu Demokratik ve sivil bir Parlamenter sistemin tesisi.
3.Ülke ekonomisinin ziraat, sanayi ve ticaret temelleri üzerine kurulması.
Orta boy ve renkli olarak basılmış bir bildiride de Devrim Hakkında Âlimlerin Görüşleri naklediliyor. Abdülmecid b. Abdulaziz Zindani, Yusuk Karadavi ve Süleyman b. Kahd el-Avde’nin resimleri ve dönemin artık gençlere ait olduğunu, bunların siyasi ve ahlaki olarak başarıya ulaşacak güçleri olduğuna dair sözleri yazmışlar. [13.5.2011]
Bir Kartallar; Bir de Yemenliler Bu Kadar Yüksekte Yaşayabilir!
Perşembe günü Anadolu Ajansı Sana’a temsilcisi Sinan Bey’le, Türkoloji son sınıf talebemiz Mehmet Bey aradı, hocam Daru’l-hacer’e gidiyoruz diye.
Hemen çıktık, Mezhah yolunda Sana’a’nın en güzel fahsa; yani sırf etten yapılan güvecini yiyelim de, ondan sonra başlayalım geziye dediler. Daru’l-hacer, şehre on beş km civarında bir yer, dolayısıyla izin almaya gerek yokmuş. Fahsaların siparişini verdikten sonra yan taraftaki fırından bizim ramazan pidelerimizin aynısı olan ekmeklerden aldık, resimler çektirdik. İlginç olan bu fırının aynısının yaklaşık 3 bin sene önce kayalara oyulmuş ve kartalların ulaşabileceği yükseklikteki Taş Saray diye isimlendirilen mekanda olması. Yemekten sonra hemen hareket ettik ve Daru’l-hacer’e ulaştık. Manzara karşısında şok olmamak mümkün değil, yalçın kayalıkların ortasında yemyeşil bir alan. Yeşillikler, gat ağaçları, tek tük de diğer meyve ağaçlarından kalmış. Tepelerin başında eskiden kalma gözetleme kuleleri… Buraya kimse giremezmiş uçak icat edilmeden önce...
Yeşil Vadi denilen yerde kurulan muhteşem bir bina. Bina demek ayıp olur, siz gökdelen deyin, dokuz katlı çünkü düşünebileceğiniz en ince ayrıntılar var. Oturma odaları, misafirhaneler, yatak odaları, yatak odasının içerisinde ayrıca sığınak gibi gizli bölmeler, mutfak, çamaşırhane ve morg. Kim demiş, gökdelenler bu yüzyılın eseri diye, gelin görün bakalım kaç yüz yıl önce yapılmış bu binalar, deyince, Mehmet kardeş, hoca sizi bir Hadramevt’e götürelim, siz o zaman görün kaç yüz yıl önce yapılmış gökdelenleri diye cevap verdi. Bir süre sonra odanın birinde tamiratı yapılan bir gökdeleni gösterdi. Demem o ki, medeniyet beşiği diyorlar ya, gerçekten öyleymiş bir zamanlar. Kur’an’ı Kerim’de geçen Saba Melikesinin memleketi de burası, o dönemin en ileri ülkelerinden birisinin mekânı. İleri dediğin ne, geri dediğin ne, her şey karışıyor burada. İnsanoğlu ölümsüzlüğünü mü ispat etmek istemiş, bu kayaları oyup bu harika binayı yapınca? Üç bin yıl dile kolay. Ama kaç kavim gelmiş geçmiş buradan, bu kadar yükseklikte neler yapar insan, başını göğe mi değdirmek istiyor, gururlanmak mı istiyor, buralar örneği. Hemen aşağıda dumanı tüten yeri gösteriyor Mehmet kardeş, burası Osmanlı hamamı, hala çalışıyor bakın hocam diyor. Taş saraydan gizli yolla hamama gidilirmiş, daha birçok gizli yol da varmış bina içinde. Yani burayı ele geçirmenin imkânı yokmuş.
İmam Yahya’nın misafirlerini kabul ettiği yerdeyiz, babası İmam Ahmed, oğlum, bak Osmanlı yüzyıllardı burayı yekpare tuttu, yönetime de karışmadı, her bölgenin lideri halkını yönetiyor, buralara yatırım yapıyor, sırf Haremeyn-i Şerif hürmetine diye tavsiyede bulununca, elindeki testiyi fırlatmış ve bunun dağıldığı gibi dağıtacağım demiş. Dağıldı gerçekten, ama kendisini de oğlu bazuka gibi bir silahla dağıtmış. Şimdiye kadar ki bütün devlet başkanları öldürülmüş, Başkan Salih’in de korkusu bu galiba.
Taş saraydan çıkıp köy kasaba karışımı yerleşim yerine geçelim diyoruz ama ne mümkün, her taraf çöp, yol diye bir şey yok, şok oluyorum. Devlet başkanının köyü ve evi turistlerin ilgi odağı olan bir yer, ama bir düşünün diyeceğim, düşünmek zor. Niye jeep tercih ediliyor şimdi anladım, burası böyleyse diğer yerleri siz düşünün. Kadim bir mescit buluyoruz, tertemiz, evet yanlış duymadınız tertemiz bir yer, ama dışarıda lağım kokusu var. İkindi namazını eda ettikten sonra kasaba merkezine geliyoruz, buralar taş yollarla kaplı. Yahu bu iş, niye o muhteşem üç bin yıllık ve kaç medeniyete şahitlik etmiş taş sarayın etrafında düzgün bir yol yok diye sormamın anlamı yok tabii. Anlayabilene aşk olsun. Yarın ola hayrola deyip eve geçiyoruz.
20 Mayıs: Halkın Birliği Cuması
Halk ne istiyor, Ali Abdullah Salih diye çağırıyor. Bir hatip, hilmi, sabrı ile onun Yemen’i nasıl koruduğunu anlatıyor. Saat 13.15’de, Başkan konuşmaya başlıyor. 22 Mayıs Bayramını kutlayarak söze başlıyor. Malum bu tarihte güney ve kuzey birleşmişti. Birliğe, emniyete, barışa ve istikrara evet, anarşiye, yol kesiciliğe hayır diyor. Halkımız dört aydır süren bu anarşiye sabrediyor, diyor. Halkın Bayramını kutluyor ve konuşması bitiyor, bu kadar. İki gün önce, yani 18 Mayıs’ta büyük beklenti vardı, çünkü Körfez ülkelerinin yanı sıra bazı Batılı delegelerinde onayı almış yenilenmiş antlaşma metni imzalanacak diye bekleniyordu. Fakat son anda tekrar vazgeçmiş Başkan, yani köşe kapmaca oyunu devam ediyor. Türkiye’ye bir temsilci göndermişler, aklıselimle davranan yetkililerimiz Körfez ülkeleriyle olan çalışmaların devam etmesi gerektiğini söyleyerek girmemişler bu oyuna, çok da iyi etmişler.
Bendenize göre, soğukkanlı reel politik ile bu bölge yeniden düzenleniyor ve küresel güçlere yönelik karşı bilincin etkisi azaltılmaya çalışılıyor, yani öyle demokrasi gelsin, insanlar huzurlu mutlu yaşasınlar diye bir dert yok. Acı ama öyle, en önemlisi de Türkiye’nin bölgede artan etkisi ve kurucu aktör konumuna yükselmesi kırılmaya çalışılıyor. Yani şanlı tarih sendromu diyebilirsiniz belki ama bizatihi görülüyor burada. Sizler, seçim tartışmaları içindesiniz, olanca gücüyle nasıl enerjimizi tüketiriz diye iç çekişmeler öne çıkıyor, ama dışarıdan Türkiye öyle gözükmüyor ve yazık oluyor ülkemize ve geleceğine. Buralarda büyük beklentiler var, orada birbirimizi nasıl bitiririz diye çalışıyoruz. Yani, Osmanlı yöneticisi Fuat Paşa’nın, “Siz dışarıdan biz içerden o kadar uğraştık ama yıkılmıyor” ironisini hatırlarsınız, işte aynı durum söz konusu. Yemen, Arap ülkelerinde bize hiç bir karşı tepkisi olmayan bir ülke. Sömürge güçleri bir türlü yetiştirememiş Türk düşmanlığını. Kendileri de diyor, Yemen, Mekabir-i Anadolu diye, birçok aile kalmış, kana kan, cana can karışmış ve eğer bizim yetkililer karışsaydı bu olumlu etki yıpranırd. Sağ olsunlar, içerdeki karmaşaya rağmen aklı selimi önceleyen yöneticilerimiz.
Hakikaten her iki taraf içinde bıçak kemiğe dayandı galiba. Bakınız, yönetim taraftarları da bunca ay size sabrediyoruz, yol kesiciler diyor. Üniversite önündeki gençler, bu adam bizle alay ediyor, yeter artık diyor. [20.5.11 / 13.31]
Endişemi can yoldaşın tespitiyle ifade edeyim: “Kendini gerçekleştirmeyi sürekli ertelemiş insanların da zembereği boşalıyor hayatlarının bir yerinde. İnsanların içinde tatmin olmamış duygular olunca da neler yapacağını, hangi davranışları sergileyeceğini tahmin etmek mümkün değil” [22.5.11: Yemen, Sana’a]
Prof. Dr. Mevlüt UYANIK
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






