Hocalarımızdan
İnternetten Alim Çıkar Mı?![]() “İnternetten âlim çıkar mı?” sorusu bize ne anlatır, bizden nasıl bir cevap bekler? Soruyu yanlış sorduysanız, muhatabınızın vereceği en mükemmel ve kendince en doğru cevap, “yanlış bir soruya verilmiş yanlış bir cevap” olmaktan öte bir mana ifade etmeyecektir.... |
Keramet ve İstidraç II![]() Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ... |
Pazar, 13 Mayıs 2007 18:56
Ne kadar rahmet ve cemal sıfatı varsa hepsinin billurlaşarak kendisinde tecelli
ettiği kadın biz erkekler için, biz insanlar için ne değil ki: Ama öyle bir
kadın var ki, hepimize nispetle hep aynı: Ana.
Dokuz ay karınlarında yattık, varlığımızı özlerinden aldık, tekmelerimiz,
kıpır kıpırlarımız garip bir his verdi onlara, bastırılarak okşayan şefkat dolu
bir elin üzerimizdeki varlığını daha o anda hissetmeye başladık. Ölümle burun
buruna geldi bizi kucağına alabilmek için, buram buram ter döktü, acılı
çığlıklar göğe ağdı, bizi indirebilmek için, kâh kendisinden geçti, kâh yarı
yoldan döndü, ama duyduğu ıngalar yüzüne al oldu, allık oldu, gözünde parıltı,
geleceğe umut oldu,
Tanrı’nın eşsiz rahmetinin hâlâ üzerimizde olduğunun inancıyla yüzü mutlu oldu, kaybettiği kandan ağaran yüzüne can, fersiz gözüne ışık geldi ve her şeyi unuttu, Bunca acı ve ızdırap dinmiş, bunca zahmet rahmete dönüşmüştü. Selam sana ey anne! Artık sen sıradan bir insan değilsin, ilahî rahmetin özel himayesinde, nahif ve latif bedenin, Latîf ve Vedûd olan Yüce kudretin özel korumasındadır. Sen, bu nahif halinle o kadar yüceldin ki cenneti bir halı gibi senin ayaklarının altına sermek gerekti, öyle bir payeye erdin ki, bütün insanlar cennete ermek istiyorlarsa, bunun yolunun senin ayaklarına kapanmak, senin hoşnutluğunu almak olduğunu öğrendiler kutlu peygamberin dilinden.
Ve sen ey anne! bunca yüceliğinle yavrularının hiçbir zaman ayaklarına
kapanmasına razı olmadın, ama hep sen onların üzerine kapandın, şefkat
kanatlarını her zaman onların üzerine -anaç tavukta somutlaşan örneğindeki
gibi- gerdin, sıcacık kucağında besledin büyüttün, Varlığı bir parçaydı
bedeninden, gıdası da oldu bedeninden. Minik bedeni müşfik ellerinle bağrına
basıp, yüce kudretin itina ile donattığı
besin deposunu emmesi için ağzına verdin, copur copur emerken, karnında
tekmeler attığı sırada duyduğun hisse benzer garip duygular duydun, canından
can emen bu yavruyu gözlerinle sevgiye, gülümseyen yanağınla güzelliğe, yanaklarına
dokunan parmaklarınla sıcaklığa boğdun. Karnını doyurmadın sadece, ruhuna
erdin, özünden öz, canından can kattın.
O seninle iken hep senin gibi yumuşak, latif, müşfik idi. Senin kadar
saf ve temizdi. Kartlaşması, sertleşmesi, saflığını kaybetmesi hep senden
uzaklaşmasıyla başladı, sana uzak kalmasıyla yerleşti ve kalıcı oldu. Ne zaman
sana döndüyse, o eski safiyetini, masumluğunu, yumuşaklığını bulmak için döndü.
Ama heyhat geçen zaman her dem kaybettiğimiz şeyleri geri getirmiyordu.
Ve sen ey anne! Hiç üşenmedin, uyku nedir, tünek nedir bilmedin, eşin
rahat döşeğinde horul horul uyurken sen geceleri kalktın, karanlıkları aydın
ettin, yeter ki yavrum ağlamasın dedin, aç kalmışsın, susuz kalmışsın
aldırmadın, yeter ki yavrum huzurlu olsun dedin, altı hep kuru olsun istedin.
Hiçbir insanın gördüğünde hoşlanmadığı, çoğunun tiksinti duyduğu manzaraları
sen hiç yüzünü buruşturmadan karşıladın ve ortadan kaldırdın.
Bir gün değildi bu yaptıkların, katlandıkların, bir ay da, bir sene de.
Bir ömür boyu hep böyle gidecekti.Nice ninniler söyledin başucumda, gözlerinden
uyku akıyordu elbet, sen de insandın, nice memen ağzımda iken üzerime
düşecekmiş gibi yapmıştın yatak içinde, beşiğimin kenarında. Hele ateşim
yükseldiğinde şaşırmıştın ne yapacağını ve ey anne çok sürmeden dilimden
anlayan tek kişi sen olmuştun. Bir ağıttan dilim vardı benim, her ihtiyacımda
aynı telden çalardım, ama sen onu ihtiyacıma göre tercüme eder ve anlardın.
Dilim yeni yeni dönmeye başlamıştı, ilk söylediklerim ba ba demek
olmuştu. Sanki karnında taşıyan, memesini çeşme gibi ağzıma dayayan, kucağını
beşik yapan oymuş gibi, ama sen hiç alınmadın, yavrum konuştu dedin, Bak babası
yavrumuz konuştu diye sevgine, sevincine onu da katmak istemiştin. Ve sen ey
anne! Hani bacaklarıma güç geldiğini hissettiğinde beni day daya
alıştırıyordun. Bir adım önüne koyup, ellerine sarılan ellerimi boşandırmaya
çalışıyor ve sana doğru ayaklarımı atmamı istiyordun. Ama ben kendimi atıyordum
ey anne, o kadar sıcaktın, o kadar müşfiktin ve senden ayrılık o kadar
dayanılmazdı ki, ayaklarımı değil özümü atıyordum sana ermek için. Ama daha
yığılmadan özüm, yere kapanmadan yüzüm, yetişiyordu gene o müşfik ellerin ve
sonunda ey anne niyetini anladım ve sana ulaşmak için ayaklarımı da
kullanabileceğimi keşfettim. Ne kadar sevinmiştin o zaman ey anne, bir türlü
anlayamamıştım. Oysa benim ayaklanmam, ayaklarımın üstünde durabilmem senden
uzaklaşabilmem demekti.

Ben olmazsam ne yapacak, bağrına ne basacaktın ey anne. Ve ey anne
sonra öğrendim ki benim olmadığımda, yokluğumda kucağına meğer taş basarmışsın,
gülen gözlerinin arkasında bu hazin sonu bilen bir gönlün varmış ve sen hiç
belirtmedin. Kucağından inen yavrunu ölünceye kadar orada taşımak üzere
yüreğine bindirdin, ciğerinin bir parçası eyledin.
Ve ey anne duydum ki insanlığını kaybetmiş canavar ruhlu bir adam kendi
öz annesine kıymış, o kadar canavarmış ki hatta yüreğini yerinden sökmüş, Yürek
elinde giderken ayağı takılmış, düşmüş ve canı yanmış. Can havliyle “Anam!”
deyince elindeki ana yüreği dile gelmiş ve “Kuzuuum!!” demiş. Ve ey anne ve ey
anneler! Siz bize ne yaptınız ki biz size bunları yaptık. Hangi adaletin
tecellisidir bu ey Allahım! Annelerimiz neden ağlar, neden ağlatırız
annelerimizi. Hangi suçlarının karşılığıdır bu! Canımıza can katmak mıdır
suçları? Bu ezilmek, bu horlanmak nedendir? Varsa bir izah edecek ne olur
gelsin beri.
O zamanlar ben de seni, senin beni sevdiğin gibi, senden öğrendiğim
gibi seviyordum. Bazen birileri -Babam da olsa- en çok kimi sevdiğimi
soruyorlardı ve beni konuşturmaktan büyük zevk alıyorlardı. Ben hiç münafıklık
yapmadan hep seni sevdiğimi söylerdim. Çünkü senden başkasını sevmem ancak
seninle mümkündü, sevgim sendin ve senin sevdiklerine uzanırdı ancak. Sen
olmadan sevemezdim ki kimseyi.Ve ey anne, sende öğrendim sığınmayı, Ben nasıl
sığınırsam sana, sen de O’na sığınırdın, anlayamazdım ama hissederdim hep.
Ninnilerinde hep bir isim anardın, belli ki Yüceydi ve Yüceler Yücesi. Ben
kendimi senin sanırdım, sen ise kendini kucağındaki benle O’nun bilirdin. Ve
sende öğrendim özümün derinliklerinde O’na seslenmeyi, O’ndan cevap duymayı.Ve
sen ey anne, senden öğrendim fedakârlığı, diğergamlığı, paylaşmayı ve
savaşmayı. Nice anaç tavuk gördüm, civcivlerini koruma güdüsüyle kedileri önüne
katıp kovaladığını. Aynı güdüyle senin de yapamayacağın hiçbir şey yoktu ey
anne ve ben huzuru işte bu duygunda bulur ve yaşardım.Ve sen ey anne! Hani bir
gün sevgili peygamberimizin yanına gelmiştin.
Yanında iki çocuğun vardı, açtılar ve sen de açtın. Sana bir hurma
ikram etmişlerdi. Aldın, itina ile ikiye böldün yanındaki yavrularının ağzına
koymuştun ve senin payın onların yüzlerinin ışıltısını görmek olmuştu.Hangisini
anlatsam ki ey anne! Nice kez ben hasta olmuştum, hep başımda beklemiş ve
derdimi üstüne almayı ne kadar da çok istemiştin. Hep bana dua ederdin yavrum
kurtulsun diye. Aradan seneler geçti ve ey anne yıllar bizi de büyüttü ve
şakaklarımıza aklar düştü. Ve sen gücün tükendi ve yatağa düştün. Bu kez ben
sana dua ediyordum, annem kurtulsun diye. Bir ara annemin duası ile benim duam
ne anlama geliyor diye düşündüm ve yüzüm kızardı.Ne kadar yücesin ve bu gücü
sana kim verdi ey anne!
Selam sana, seni hoşnut eden insana!Selam cenneti ayaklarının altına seren
Peygamberi zî şana
Ve övgüler kuşkusuz her dem Yüce Allah’a
18.11.2001 Ferah/İstanbul
İlahiyat Fakültesi
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







Yorumlar
Böylesi güzel, böylesi i çten bir yazıyı kalbinden kalemine damıttığı ve bize lutfettiği i çin hocamıza; yıllar öncesinden bir yazıyı bize ulaştırdıkları i çin arkadaslarımıza çok tesekkür ederim.
Efendimiz aleyhissalatü vesselam buyuruyor ki:
"Rabbin rızası anne-babanın rızasında, Rabbin gazabı da anne-babanın gazabındadır"
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için