Hocalarımızdan
İnternetten Alim Çıkar Mı?![]() “İnternetten âlim çıkar mı?” sorusu bize ne anlatır, bizden nasıl bir cevap bekler? Soruyu yanlış sorduysanız, muhatabınızın vereceği en mükemmel ve kendince en doğru cevap, “yanlış bir soruya verilmiş yanlış bir cevap” olmaktan öte bir mana ifade etmeyecektir.... |
Keramet ve İstidraç II![]() Yazının ilk kısmı Keramet ve İstidraç I için ... |
Cuma, 20 Mart 2009 00:26

Hayat, en başında,
kucaklandığın iki koca yürektir.
Ağlayan babansa gülen annendir…
BEBEKLİĞİN
yavaş yavaş hecelerken hayatı,
GENÇLİK,
dörtnala koşturmaca, panik havasında,
YAŞLILIK ise…
her ânı ve anlamıyla geriye
fersiz bir özlem kalır.
Yaşamak,
üç öğünlük bir zaman dilimi mi
beş vakit arasına sıkışan,
yoksa, farenin şerrini def edip,
buğdayı taşıyıp biriktirmek midir ambara?
Hadi geçtik ondan da, koş çabuk ol!
Peynir büyük, mesafe kısa,
fare bir diş atımlık uzaklıkta;
Maksat, yaşaran iki gözle korlaşmış yüreği, döne döne kül edip yakmaktır
çıkarların çıkmazında kalsan da…
Yanmadan önceki her ân,
kadife sesli kılıçtır küffârâ.
Bazen de kalpten gelen bir nefrettir firavunlara…
Kâh Yusuf’un güzelliği gibidir
onu göstermeyen kara kuyuda,
kâh Züleyha’nın yanında gömlek yırtmaktır inat tüm şeytanlara…
Hatta zindanda hülyaya dalmaktır ötelerken seni hayat;
seni çıkarır çivi yazılı tahta…
Veya Musa’nın hicretiyle sonlanır; boğulur rahmetin tam ortasında kimi,
kimine bıkkınlık gelir nimet dolu
çölün patikasında…
Ama daha çok Peygamberimin titremesine bürünür bir örtü altında.
Örtülü Ruh, bedende galip ise aşka,
yoktur mağlubu Mecnun’a, Leylâ’ya.
Sence gelecek, pusulasız yelkenlilerinde mi saklı Nâzım’ın?
“Memleket Çınarının”
altına mı gömülmek ister her insan,
dolu olsa da?
Güzel gün bekleyen çocuk!
Çoktan doğdu güneş bak Âsım’ın Nesli üzerine…
Diplomamı aldım ve hemen koştum sana; sormadan kim gider ileri,
kim kalır geride?
Git artık taze meslektaşım sen de!...
Bil ki yalnızlık, gittiğin yoldan gelir.
Bastığın çimenlerden biter mutluluk.
Gülmek,
çıplak bir ağlamanın arkasından
bir çırpıda dudak büken kocaman bir hiç oluverir…
Ufkun, tuz olup tenine yapışan kalemindeki alın terin olsun…
Sana emânet olmuşsa artık kırışmış, eskimez umutlar.
Mesleğin artık sırtındaki bir torba azık değil, peşinden koştuğun
Âhiret nâmına kocaman bir OKU olsun;
titretsin her ân seni iliklerine kadar.
Ölüm…
geri uyanılmaz uyku kucaklarken
son kez,
tek ve derin bir nefesi kabzetmektir,
geri vermemek üzere yepyeni bilinmezliği.
Gizli kalmaz
seni duymayan imamın tekbir sesinde,
Solmuş tenin toprağa sahiplenirken ortaya çıkacak anlam…
Maktûl ile yatarken belki komşudur makberine, onun idamlık hükümlüsü azıcık ilerde.
Sorgucu meleklerle geçen diyaloğa hazırsan, eskisi gibi
solucan ve karınca kardeşliğine
azık olsun cesedin tüm haşmetiyle…
Sonra…
Sonrası büyük buluşma;
o ilâhî tartıda…
Âhiret, Sonsuz Son, her varana…
Mustafa ALICI
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için