Sizlerden

Çocuk!

News image

Çocuklar meleklerin çeşmesinden su içerler. Ne zaman ki büyürler, Merak ederler bu su nerden ...

İç/im/den

News image

Şekersiz, açık bir bardak çay / Şimdi ellerini süsleyen, Çayın ne kadar sıcak olduğunu / Parmak uçlarında ...

Esintiler - Telâmiz

anlamveozgurluk“İnsan, yaşamın koşulsuz anlamlılığını ussal terimlerle kavrama yetisinden yoksundur. Anlam mantıktan daha derindir.”

[Filibeli Ahmet Hilmi]

İnsan, hür, binaenaleyh mesul varlıktır.  Dünya hayatında davranışları mesuliyet içeren insanın hakiki mesuliyeti, yaradılışından kaynaklanan hürriyetinin sonucu olan metafizik mesuliyettir. İnsan; yüklenmiş olduğu hürriyetin ağırlığı altında sırtı kamburlaşan, bacakları titreyen varlık.

İnsan devlet kurar, kanunlar çıkarır, yasaklar koyar ve koyduğu yasaklara uymayanları cezalandırır. Dünyevî hürriyeti ve eylemsel mesuliyeti kabul eden insan, neden uhrevî mesuliyeti kabul etmek istemez? İnsan; içinde bir asiyi barındıran varlık.

Uhrevî mesuliyeti kabul ediş salt bir inançtır, evet ama uhrevî mesuliyeti reddediş de salt bir inançtır; zira ölümün bir son olduğu bilimsel olarak ispatlanabilmiş değildir. Ölüm bir sırdır, can bir sırdır da ondan.

Ve hayatın anlamı, nedir hayatın anlamı?

Tanrıyı ve uhrevî mesuliyeti reddederek hayata bir “anlam” yüklemeye çalışan söylemler bizce çelişkilidir, binaenaleyh katiyyen makbul değildir. Kişinin kendine ait olmayan bir şeyi aşırmasını “hırsızlık” olarak tavsif eden “din”dir, nikâhsız olarak karşı cinsle beraber olunmasını “zina” olarak tavsif eden “din”dir, bir anneden doğan bir erkek ve bir kızı “kardeş” ilan eden ve onları birbirlerine “haram” kılan yine “din”dir. Hâsılı yaşamımıza dair temel birçok değerin menşei dindir. Ateist söylem hangi “mantıkla” bir anneden doğan kız ve erkek çocukları “kardeş” ilan edecek ve onları birbirlerine “haram” kılacak ya da böyle bir evliliği hangi mantıkla gayri ahlakî olarak tavsif edecek. “Ahlaklı ateist olabilir ama ahlaklı ateizm olamaz. Din dışı insanın ahlaklı olmasının kaynağı da dindir”[Aliya İzzetbegoviç].

Tanrıyı ve uhrevî mesuliyeti reddedip hayatın da hiçbir anlamı olmadığını söyleyenlere gelince; bunların tavrı hiç değilse tutarlıdır. Yaşamı temel hayvanî gereksinimler olan “beslenmek, barınmak ve üremek”ten ibaret gören bu zihniyete söyleyebileceğimiz tek şey şudur; yeryüzünün otlaklarında ölünceye kadar otlamaya ve öldükten sonra bir leşe dönecek olan bedenlerinizi semirtmeye devam edin…

Bizce hayatın anlamı tanrı ve ahiret inancındadır.  Ahiret gerçeği reddedilerek salt Tanrı inancı ile insanın varlığını anlamlandırmak da mümkün değildir. Buna göre, tanrı evreni yarattı ve evren kurulu bir saat gibi tıkır tıkır işlemektedir. Bu durumda insanın özgürlüğü bir yanılsamadan ibarettir. Peki ya tanrı; gökyüzündeki mekânından tıkır tıkır işleyen bu âlemi seyretmektedir. Sonuç tanrının elinde oyuncak olan bir inan ve sadist ve oyun oynayan bir tanrı!

Mümkün mü? Gariptir ki insan, insanı mesul tutarken ve insan insanı cezalandırırken aynı insan, uhrevî mesuliyeti ve hür yaradılışı olumsuzlayan birçok teolojik ve felsefî söylem geliştirebilmiştir. Oysa hayat ve hareket insana hürriyetini haykırmaktadır.

Mümkün mü, oyun oynayan bir tanrı? Helvadan put yapıp önünde diz çöken insanın böyle bir tanrı tasavvuru geliştirmesi bir gelişme sayılabilir ilkel düşünüş için. İnsan kendini değersizleştirebilir ama tanrıya eli uzanamaz.

İnsan; tanrının egemenliğini kabule yanaşmayan varlık. Tanrının egemenliğini reddederken kendini değersizleştirdiğinin, anlamsızlaştırdığının farkına varamayan varlık.

İnsan, inkâr eden varlık; midesini doldurmak, bedenini semirtmek ve nefsânî arzularını sınırsızca yaşamak adına. “Heva ve hevesle az dost ol. Çünkü seni tanrı yolundan çıkaran yolunu şaşırtan heva ve hevestir” [Mevlana].

Ve anlam ve özgürlük;

İnsan niçin yaratıldı? Bu soruya bir cevap aramazdan önce var olmak iyi midir kötü mü sorusuna bir yanıt arayalım.

Var olmak:

Birisi kalkıp; “acı ve ızdırap, kan ve gözyaşının var olduğu bu lanet(!) dünyada var olmak hiç de iyi değildir” diyebilir. Diyebilir tabi ki.

Ama biz demiyoruz. Demiyoruz çünkü insanın var oluşunun bu dünya ile sınırlı olduğuna “inanmıyoruz”.

Soruyu mutlak bağlamda ele alalım. Var olmak “bir şey”dir, yokluk ise “hiçbir şey”. Var olmak ışıktır, yokluk ise karanlık. Var olmak mutlak surette iyidir. Var edilmiş olmak ise lütuftur, ihsandır, in‘amdır.

Ve hiçbir yaratılmış bir başka yaratılmışın var olma hakkından mahrum edilmesini talep edemez.

Öyle ise var olmak mutlak anlamda iyidir. İnsanın yaratılmış olması da onun için bir lütuftur, ihsandır ve iyiliktir.

Ve bir defa var olmuş bir şey bir daha yok olmak istemez. Var olmak arzusu bütün arzuların kendisinden zuhur ettiği en temel arzudur.

Yine birisi kalkıp; “ben yaratılmadan önce niçin sorulmadı bana var olmayı isteyip istemediğim” diyebilir. Diyebilir tabi ki ama bu defa iyiden iyiye saçmalamış olur. Zira bu suale “muhatap bir varlık” olabilmen için bu suale muhatap olmazdan önce yaratılmış olman gerekir. Ve daha da önemlisi ey insan; sen bu dünyada var olmakla zaten bu sualin “muhatabısın”.

Özgür olmak;

İnsan cüz’î iradeye yani eylem hürriyetine sahip bir varlıktır. Eylem hürriyetine sahip anlamveozgurlukbykolmak, şahsiyet sahibi olmak demektir. Tanrı, şahsiyet sahibi olarak yarattığı bu varlığa-insana- değer vermiş, ona hitap etmiştir.

Ama neden -kan ve gözyaşının olduğu- bu dünyada? Neden yeryüzünde kötülük var, kan var, kavga var, savaş var? Özgürlüğün bedeli! İnsanın özgür, dolayısıyla mesul bir varlık olmasının hakikati, onun kötülük işleme kudretine sahip olmasındadır. “Seni her kötülüğe yeterli görüyorum; iyiliği bunun için istiyorum senden” [Nietzsche].

İnsanı ahlakî varlık kılan, eylemlerinin iyi ve kötü olarak değerlendirilmesini mümkün kılan, sahip olduğu bu eylem hürriyetidir.

İyilik işleme kudretine sahip olmak “iyi olmak” olmadığı gibi kötülük işleme kudretine sahip olmak da, “kötü olmak” anlamına gelmez. İnsan, “yaratılıştan/tab‘an” iyi olarak yaratılmıştır. Mevcudat içerisinde yaratılıştan/tab‘an kötü olan hiçbir nesne yoktur. İnsanın yeryüzündeki varlığının almamı ise onun, “aynını” belirleyen varlık oluşundadır.

Cennet ve cehennem;

O birisi kalkıp yine; “cehennem tehdidi varken insanın özgürlüğünden bahsetmek beyhudedir” ve “cennet için iyilik yapmak hiç de ahlaki değildir” diyebilir. Diyebilir tabi ki.

Cennet ve cehennem insanın elinin emeği, alnının teridir, eylemlerinin sonsuzluktaki karşılığıdır. Eylem sîret ise cennet ve cehennem onun suretidir. İyi bir amel, cennette bir köşk suretini alırsa, kötü bir amel de cehennemde nâr suretini alır.

İnsan niçin yaratıldı? Ey insan, sorup durursun niçin yaratıldığını. Niçin yaratıldığını öğrenmek dilersen ne iş yaptığına bak. “Kişinin kendi yolundan yürüyüp yürümediği adımından belli olur” [Nietzsche]. Sen sendeleyip durursun ya, yürüdüğün yol yol değil de ondan. “Eşeğin midesi saman çöpünü ister, adem oğlunun midesi buğday ve suyu. Kıptîler Firavun’u arzular, Musa Benî İsrail’in arzusu. Hele bir bak senin arzun neyedir” [Mevlana].

Saim Erduru

Anlam ve Özgürlük - 1 için tıklayınız..

Saim ERDURU'nun Köşesi için tıklayınız..

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorumlar  

 
0 #1 Ziyaretçi 04-05-2009 18:04
Y0K

Gelecem de dermanım yok
Kime gülsem şu yüzümü
Diyemez oldum sözümü
Yok...
Sözüm yok
Yok...
Dökecem de gözyaşım yok
Silebilsem tüm her şeyi
Ateşe atsam kendimi
Yok bişey yok
Son kere olsun duyan yok mu
Hallerimi gören yok mu
Giderim bu yolu kanım aksın
Canım yansın yanan yok mu
Yok...
Gidecem de yollarım yok
Sabahı yok mu gecenin
Yürüyemem ki düşerim
Yok gücüm yok
Yok...
Diyecem de dillerim yok
Varamam ki nasıl özledim
Bakamaz ki gözlerim
Yok bişey yok..

ÇaMuR
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile