Sizlerden

Habibine Ümmet Sana Kul Eyle

News image

Hüzzamdan çalıyor eskimiş plak Her bir sözü alıp tüm dünyayı yak Kabul etmez bizi ne tamu türap Hakkı söylemeyen dilim lal eyle Habibine ümmet sana kul eyle...

Ukde!

News image

Bir imtihan çemberinden daha geçtim Bir hudeybiye daha ekledim defterime Bir ateşten gömlek ki onu ben diktim Üzerime...

Esintiler - Telâmiz

meallİslam’da bütün şer’i meseleler iki büyük bölüme ayrılmıştır: Birinci bölüm, ahireti ilgilendirir ki ibadetlerdir: Oruç, namaz, hac, zekât! İkinci bölüm, dünyayı ilgilendirir ki bunlar da nikâh ve aileye ait hükümlerle muamelat denen mal, borç, dava ilişkileri ve ukubat denen ceza hükümleridir.

 

Kemalizm, ibadetler dışındaki bütün ayetlerin hükümlerini [toplumsal hayatta yürürlükten] kaldırmıştır.

Kaldı ki insan aklı nesih hakkını farzlar üzerine de götürebilir; zekât, kazanış ve gelir vergilerinin bulunmadığı bir devrin mirasıdır. Hac, Kâbe’den faydalanan Mekkelilerin Müslümanlığını sağlamak için konmuştur ve bu döviz çağında Hicaz dışındaki hiçbir yabancı Müslüman halkı buna zorlanamaz. Namaz şekli de iskemle olmayan entarili halkın yaşayışına uygundur. Pantolon, etek ve hele başkasının ayağı değen yere yüz değdirmeyi yasak eden hijyen devrinde yürüyemez. Cenaze namazını neden ayakta kılıyoruz? Camiin dışında olduğu için! Bugünkü hijyen anlayışına göre Camiin içi ile dışı arasında fark yoktur.”(15)

Cumhuriyetin ilk dönemlerindeki Kur’anın Türkçe çevirilerinden maksadın ilmî değil de siyasî olduğunu en açık bir biçimde dile getiren İsmail Hakkı Baltacıoğlu şöyle demektedir: Kur’anı Türkçeye çevirmeye bizi zorlayan sebep din kitabımızı anlama hakkından ibaret değildir. Bu işi zorlayan sebeplerden biri de uluslaşmadır. Kur’anı anadilimize çevirecek olursak şu sonuçlar meydana gelecektir:

1-Anadilimiz Arapçanın geleneklerine aşılanıp yozlaşmaktan kurtulacaktır.

2- Türkler kendi dillerini Arapçadan aşağı görmekten kurtulacaklardır.”(16)

Bu ideolojik arka plan ile 1932 Ramazanında İstanbul’da başlatılan uygulama; hutbelerde ayetlerin Türkçelerinin okunması, Türkçe ezan ve tekbir olmuştur. Yeni statükonun ikonunu tam tatmin eden bir müzikalite Türkçe tercümeyle yakalanamadığından, namaz sonrası kıraatlerde Kur'an'ın Türkçesi "hitabet" seklinde okunmuştur. Siyasi iradenin estiği yönü yakalayan bazı imamlar namazları da Türkçe tercüme ile kıldırmaya başlıyorlardır. Halen süren ve 28 Şubat Sürecinde denetiminin sıkı tutulması istenen diğer bir uygulama da başlamıştır: Merkezden belirlenen hutbelerin okunması. Diyanetin yayımladığı hutbelerin başlıkları söyle şeyler: Vatan Müdafaası; Tayyare Cemiyetine Yardım; Askerliğin Şerefi; Sağlığın Başı Temizliktir; Çalışan Mükâfatını Görür; vs.

1935 yılında Elmalılı M.Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı eseri neşredilmiştir. Elmalılı M.Hamdi Yazır’ın bu kıymetli eseri, Türkçe “Kur’an çevirileri” tarihi içerisinde önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü her şeyden önce, bu tefsir (daha sonra sadece meal kısmı da müstakil olarak basıldı) harf devriminin yanı sıra, ezanların ve hutbelerin Türkçe okunması, namazların Türkçe kılınması gibi reform(!)ların hayata geçirildiği nazik bir dönemde yazılmıştır. Binaenaleyh bu eserin önem ve itibarını arttıran, sadece Elmalılı Hamdi Yazır'ın ilmî mevkii ve kudreti değil, siyasî iktidarın bu eserin diliyle (özellikle tercüme kısmıyla) ilgili beklentilerini boşa çıkarmasıdır. Elmalılı, hazırladığı eserin, siyasî iktidarın tatbikata koyduğu dinî reformların bir vasıtası olarak kullanılmasına -hiç değilse dil ve üslup bakımından- alet olmamıştır. Kendisinin, "Kur'anı tercüme etmeyip mefhum tarzında bir Meal yazdığını" söylemesi, hatta daha önce yapılmış tercümelere "Kur'an Tercümesi" yerine "Türkçe Kur'an" denmesini şiddetle eleştirip bu kimselere "Türkçe Kur'an mı var behey şaşkın?" diye ta'rizde bulunması, daha da önemlisi eserine Yeni Meâlli Türkçe Tefsir adını vermesi, o dönemin siyasî şartları dikkate alındığı takdirde esasen muhalif bir tavrın ifadesi olarak görülmelidir.(17)

Birkaç teşebbüs istisna edilecek olursa, Elmalı’nın Yeni Mealli Türkçe Tefsiri’nden sonra "Türkçe Kur'an" sözü pek rağbet bulmayacak ve artık Kur’an tercümelerine Meal isminin verilmesi başlı başına bir teamül halini alacaktır.

İsmet İnönü döneminde de "Türkçe İbadet" ve "Türkçe Kur'ân" meselesi gündeme getirilmiştir. Bu dönemde, aynı zamanda meallKur'ân adına talihsiz bir sürecin yaşandığı da tarihî bir vakıadır. CHP'nin 1945 yılında yapmış olduğu kurultayda alınan kararlar arasında, Kur'ân-ı Kerim'in Türkçe okunması, ibadet usûl ve zamanının yeniden tanzim edilmesi gibi "yeni" ve "değişik" kararlar alınır. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, "Türkçe Kur'ân" ve "Türkçe Resmi İbadet Dili" projelerini İnönü'ye kabul ettirmek konusundaki ısrarlarına rağmen, İnönü, bu işe yanaş(a)mamıştır.(18)

Elmalılı M. Hamdi Yazır’dan sonra meal yazımında diğer önemli bir isim; Hasan Basri Çantay’dır.(19) Hasan Basri Çantay, “Kur’an-ı Hakîm ve Meâl-i Kerim” adını verdiği kıymetli eserini 1953’de neşretmiştir. Meali, Türkçe Kur’an tercümelerinin en önemlilerinden birini oluşturmaktadır. Eserde harfi tercüme usulü kullanılmıştır. Bununla beraber Türkçe cümle yapısı esas alınmıştır. Tercümede çok sayıda parantez ve açıklayıcı dipnot bulunmaktadır. Şüphesiz ki bunlar, Kur’an mesajının daha iyi anlaşılmasında katkı sağlamaktadır. Eser belirli Kur’an tefsirlerinden istifade etmektedir. Bunlar da daha ziyade, Ehl-i Sünnet anlayışına sahip insanların yayıldığı çevrelerde kullanılan kaynaklardır.

Bu iki meal çalışması; Türkçe Kur’an çevirileri tarihinde birer zirvedir. Bu iki mealden sonra yapılan meal çalışmaları sayılamayacak kadar çok olsa da, Elmalılı Hamdi Yazır ile Hasan Basri Çantay'ın çevirilerinin gölgesi altında yazılmış olup, dil bakımından da onların iyi ya da kötü birer redaksiyonu durumundadırlar. Biçim yönünden ise, hemen hepsi, Standart Meal Formunu esas almayı sürdürmüşlerdir. Son yıllarda yaygınlaşmakta olan bir mizanpaj türü, mevcut standartlarda basılan küçük boy ve Arapça metin olmaksızın neşredilmesinden ibarettir.

1980 sonrası başlayan ve günümüzde de devam eden dönem; “Meal enflasyonu” diye de adlandırılan bir dönemdir.(20) Çevirilerin önemli bir kısmı, ehil kimseler tarafından yapılmış olmadığı gibi, arzu eden hemen herkes Kur'an-ı Kerim'i çevirmeye teşebbüs edebilmiştir. Arapçası dâhi tartışmalı kimi cesur (!) kalemlerin mealleriyle karşı karşıyayız bugün. Mehmed Lûtfi’nin 1962’de yazdığı şu satırlar, günümüze ne kadar muvafıktır: ”Eğer siz de müfessir olmak isterseniz; Cemil Sait nüshasını daktilo edip yeni kelimelerle bazı yerlerini değiştiriniz. Kitab haline sokup bastırırsanız sizi de alkışlarlar.”(21) Mevcut çeviriler içerisinde, Batı dillerinden yapılanların yanı sıra, ta önce yapılmış Türkçe çevirilerden hareketle hazırlananları tahmin edilenin çok üstündedir. Bu tespit, çeviri işine girişen kimselerin sadece biyografileri incelenmek suretiyle değil, ortaya koydukları eserlerin seviyesine bakılarak da tahkik edilebilir.(22)

Türkiye’de hazırlanan meallerle ilgili bu olumsuzluklar bizleri meal okumaktan alıkoymamalıdır. Arapça metninden Kur'an-ı Kerim'i okuyup anlamak büyük bir nimettir. Ancak Arapça bilmeyen ve arınmak isteyen Müslümanlar için meal okumanın Kuran-ı Kerimi anlamada büyük bir öneme sahip olduğunu hatta onu okumanın ibadet olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye'de özellikle uluslaşma sürecinin başlamasıyla dilde de arınma gündeme gelmiş ve şovenizmin etkisiyle vahiy dili Arapça "eskiler şöyle derlerdi" diyerek aşağılanmış bir bakıma eskiler böyle masal anlatırlardı denilmek istenmiştir. Maalesef Anadolu'da Arapçaya olan aşinalık zorlama yönelimlerle Türkçedeki ağırlığını yitirmiş ve sahip olduğumuz dini birikimin devamlılığı bir bakıma kesintiye uğramıştır.

Dine samimi olarak bağlanmak isteyen insanlar haklı olarak vahyi anlama çabasına girişmişlerdir. Ancak genel manada, var olan vahyi Arapça metinden anlama yoksunluğu, haklı olarak Müslümanları Kur'an-ı Kerim'i mealinden okumaya itmiştir. Kur'an-ı Kerim meali okumak hurafelerle karışmış mevcut din anlayışını Kitabımızla sorgulama şeklinde etkili olarak başlamışsa da zamanla hurafeleri sileceğiz diye vahyin mealinin ötesinde bir kişi veya eser tanımamaya kadar varmıştır. Bu hal Robinson Crusoe'nun adaya düştüğü gibi bir Müslüman’ın bir yerde sadece vahiy ile baş başa kalması şeklinde tezahür etmiştir.

Ehil âlimlerce yapılmış mealleri okumalıyız. Âcizane siz kardeşlerime şu mealleri tavsiye etmekteyim:

Ahmet Ağırakça ve M. Beşir Eryarsoy’un beraberce hazırladıkları ”Açıklamalı Kur’an-ı Kerim Meali”, Buruç Yayınları,

Hasan Tahsin Feyizli’nin hazırladığı “Feyzul Furkan Kur’an-ı Kerim meali”, Server Yayınları

Diyanet Vakfının neşrettiği Ali Özek başkanlığındaki bir heyet’in hazırladığı “Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali”

Talat Koçyiğit’in hazırladığı “Kur’an-ı Kerim Meali”, Hüner Yayınları

Meal okumak Kuranın anlaşılmasına ilk adımdır. Size farklı bir dünyanın kapısını açmaktadır. Ama mealde takılıp kalmak ve hüküm/sonuç vermek her zaman doğru olmayabilir. Mutlaka muteber tefsirlere bakılmalı, konunun teferruatı ve incelikleri oralardan öğrenilmelidir.(23)

Sözlerimizin başı ve sonu; Yüce Allah’a hamd etmektir.

Mehmet İmamoğlu

Dipnotlar:

(15) Atay, Falih Rıfkı, 1961,  Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar) http://www.arastiralim.net/tag/kemalizm

(16) İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu,Kuranın Ana Dilimize Çevrilmesi/kur’an Nedir, A.İ.F.D., sh.33-61, Ankara,1952.

(17) Dücane Cündioğlu, “Türkçe Kur’an Çevirileri ve Yöntem Sorunu”, 2.Kur’an Sempozyumu, s.194-196,Bilgi Vakfı Yayınları, Ankara, 1996

(18) Burhan Bozgeyik, Meşhurların Son Anları (TÜRDAV, İstanbul 2000), s. 240.
(19) Hayatı ve eserleri hak. Bak: TDV İslam Ansiklopedisi, c.8, s.218-9, İstanbul, 1993

(20) http://www.timeturk.com/serdar-demirel-nedir-bu-meal-enflasyonu-14042-yazisi.html

(21) Mehmed Lûtfi, Kur'an "Çevirileri ve Çevirenlerine" Dair, İslâm, V/4, Yıl. 6, Ocak/1962

(22) Recep İhsan Eliaçık ve Mustafa İslamoğlu’nun hazırladıkları meallerde bu bariz bir biçimde ortadadır. Bu iki eser, Muhammed ESED’in ”Kur’an Mesajı” adlı eserinin kopyası gibidir. Bu modernist kimlikli kişilerin hazırladığı meallerden –inşallah- ileride bahsedeceğiz.

(23) Rıfat ORAL; Kur’an’la buluşmak (Mealler ve Okuma Yöntemleri), Konya -2008, İrfan-der Yay.

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile