Cumartesi, 02 Ocak 2010 23:36
İslam tarihçiliğinin numune tarihçilerinden belki de en önemli olanlarından biri Mesûdî’dir (öl. 345/957). O, tarihi Kuran-ı Kerim endeksinde konu edinir ve tarihe Kurânî açıdan değer atfeder.
O rivayetçi gelenek içerisinde anılmasına rağmen olayları ve olguları değerlendirirken yorumlama ve kıyaslamalarda bulunmayı bir metot olarak kabul etmiş ve bu konuda da öncü kabul edilmiştir. Fakat günün alanında önemli eserler vermesine ve renkli bir sima olmasına rağmen Mesûdî’nin bazen eleştirdiği tarihçilik anlayışının etkisinden kurtulamadığı da olmuştur. Özellikle İsrailiyyat konusunda Vâkidî gibi titiz davranmamış ve peygamberler tarihine ait bilgileri zikrederken konuya dair abartılı rivayetleri sunma ve kaynak vermeden olayları aktarma yoluna gitmiştir. Yine Emevilere karşı dile getirdiği sert ithamları Abbasi halifelerine karşı pek zikretmemiş ve bu konuda objektiflikten de uzak kalmıştır.
İran asıllı olan Belâzuri (öl. 284/892) ise, tarihi geçmişin bilgisi olarak tarif etmekte, metot açısından rivayetlerin sadece aktarılması ile yetinmeyip rivayet kaynaklarının incelenmesi, sebep-sonuç açısından siyâsî, ictimâi ve iktisâdî olay ve olguların objektif bir biçimde ele alınması gerektiğini ifade etmektedir. O’nun rivayetleri ele alışında da zikrettiği metodu uyguladığı görülmektedir.
Kendinden önceki birçok tarihe konu olacak kaynakları kullanan ve konulara dair kaynakları özet halinde sunarak rivayetçi tarih metodunu terk eden bir diğer önemli İslam tarihçisi de Yakubî’dir (öl. 292/905). O, Kuran-ı Kerim, hadisler, Tevrat, İncil, Hind ve Yunan kaynakları, nesep kitapları, şiirler ve seyahatlerinden edindiği bilgiler ile tarihi yorumlamayı ve olayların aktarımında hikâyemsi anlatımı ön planda tutmayı yeğlemiştir. Bunların yanında genellikle tarihinin ardında bulunan bilgilerinin gençlik yıllarından kalma bilgiler ihtiva etmesi, birçok muhaddis tarafından eleştirilerek sika bir kişi olarak tarif edilmemesi, kaynaklarının birçoğunun Abbasi taraftarlarından olması hasebiyle objektifliğini yeterince koruyamamış olması, bazı kaynaklarının şüyu bulan kaynaklar olmaması, çoğu Şii olan kaynaklardan beslenmiş olması gibi yönlerden de eleştirilerin odağında olmuştur.
Zikrettiğimiz bu ilk devir İslam tarihçileri ve tarihe bakışlarıyla oluşan metotları günümüze kadar devam eden tarihçilik anlayışının ilk nüvelerini teşkil etmiştir. Dönem itibariyle İbn Sad (öl. 230/845), İbn Kuteybe (öl. 267/889), Bürdî (öl. 874/1469), Makrizî (öl. 845/1442), Ebu’l-Fidâ (öl. 732/1331), es-Subkî (öl. 777/1370), İbn Kesîr (öl. 774/1373), İbnu’l-Esîr (öl. 630/1233), ez-Zehebî (öl. 748/1348) vb. gibi adını daha zikretmediğimiz birçok tarihçi de bu oluşuma kendi bilgi ve kabiliyetleri ölçüsünde yenilikle katmışlardır.
Her şeyden önce İslam tarihçilerinin tarihçilik anlayışları kısaca dînî bir anlayış üzerine inşa edilmiş olup tarihin kavram olarak tanımı bakışında geçmişin bilgisi; tarih ilmi de bu mana itibariyle geçmişin bilgisinin irdelenmesi şeklinde anlaşılmıştır. Fakat kimi tarihçiler metotlarında farklılıklar arz etmek suretiyle rivayet metoduna sıkı sıkıya bağlı kalırken kimi tarihçiler de rivayetlerin yanında kendi yorumlarını da katmak ve diğer kaynaklardan tashih etmek yoluna gitmişlerdir. Böylece her biri bir ekolün içerisinde yeni açılımlar gerçekleştirmiştir. Tüm bu oluşumlar ise tarih ilminin hadis, kutsal kitaplar, şahsî deneyimler, nesep kitapları, şehir tarihçeleri gibi birçok kaynaktan etkilendiği ve yararlanmış olduğuna da açıkça işaret eden bir durum olmaktadır.
Hüseyin Sarıkaya
İslam Müverrihlerinin “Tarih” Tasavvuru I için tıklayınız.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






