Sizlerden
Habibine Ümmet Sana Kul Eyle![]() Hüzzamdan çalıyor eskimiş plak Her bir sözü alıp tüm dünyayı yak Kabul etmez bizi ne tamu türap Hakkı söylemeyen dilim lal eyle Habibine ümmet sana kul eyle... |
Ukde!![]() Bir imtihan çemberinden daha geçtim Bir hudeybiye daha ekledim defterime Bir ateşten gömlek ki onu ben diktim Üzerime... |
İslam Modernizminin Öncüleri ve Kuranı Yorumlamaları II: İslam modernizminin Mısır ayağında ise öncü, Cemaleddin Afgani’dir. Afgânî’nin gerek kimliği ve kişiliği, gerekse savunduğu fikirleri etrafında pek çok tartışma yapılmış, bu zâtın lehinde ve aleyhinde çok çeşitli yazılar yazılmıştır.(1)
Bunun sebebi, hayatı boyunca çok sayıda ülkelere ve bölgelere seyahatlerde bulunarak muhtelif görüş ve düşüncedeki insanlarla karşılaşmış ve onlarla tartışmış olmasından kaynaklanmaktadır. Kökeni ve doğduğu yer konusunda hakkında yazılan kaynaklarda halen belirsizlik ve tartışmalar söz konusu olan Cemaleddin Afgani, bir İslam âliminden ziyade siyasal bir aktivist ve teşkilatçı olarak görünüyordu.
Başta İstanbul ve Mısır olmak üzere İslâm âleminin birçok yerini ve Avrupa ülkelerini dolaşan Afgânî’nin adı birçok siyasal olaya karışır. İran Şahı Nasıruddin Şah’ın suikaste kurban gitmesi olayına adı karışır. İslam’ın tecdid hareketi adıyla modern düşünceleri yayma faaliyetine girişen Afgânî, Ezher şeyhi olan Muhammed Abduh’u etkisi altına alır.
Mısır’da iken Sadrazam’ın himayesiyle el-Urvetu'l-Vuska mecmuasının çıkardı. Mısır, İstanbul, Hindistan, Bağdat, İran gibi birçok yeri dolaşan Afgânî, ilk önceleri, başta Osmanlı yöneticileri olmak üzere, birçok idareciden destek bulur, hatta önce İstanbul'da sonra da Mısır'da mason localarına müracaat ederek mason da olur. Mason âleminde aktif bir rol üstlendiği mason kaynaklarından anlaşılan Afgânî, Mehmed Emin Yurdakul gibi son dönem Osmanlı entelektüellerinin bazılarının mason olmasını da sağlar.(2)
Mason kaynaklarına göre 1871'de İstanbul'da Proodos Locası'nda tekris edilerek Masonluğa alınan Afgânî, 1875 yılında Mısır'da iken oradaki Şarkın Yıldızı Locası'na bir mektupla müracaat ederek bu locaya girer. En aktif masonik faaliyetlerini Mısır'da iken gerçekleştirir. Ancak, adının Nâsıruddin Şah’ın katli olayına karışması dolayısı ile gözden düşer. Hatta daha önce ona destek veren Sultan II. Abdülhamid de ona cephe alır. Batılı devletlerin sefir ve misyon şefleriyle gizlice yazıştığı ve Osmanlı Devleti aleyhinde bazı siyasal projelere dahil olduğuna dair istihbaratın Padişaha ulaşması üzerine Sultan II. Abdülhamid tarafından İstanbul'a davet edilir. Davete icabet ederek İstanbul'a gelen Cemaleddin Afgânî, kendisine maaş bağlanarak Maçka'da bir köşkte göz hapsine alınır bir süre sonra ise dış çevrelerle özellikle yabancı çevrelerle ihtilatına, yazışmasına son verilir. 1254/1838 doğumlu olan ve Houranî'nin deyimiyle, mekânı kesin olarak belirlenemeyen uzak bir yerden gelip, bir meteor gibi bir ülkeden diğerine geçen Afgânî, 5 Şevval 1314/9 Mart I897'de bu köşkte çene kanserinden muzdarip olarak vefat eder.(3)
Hareketli bir ömre sahip olan Afgani‘nin elimizde doğru dürüst bir eseri olmamıştır. Ancak başta Muhammed Abduh olmak üzere Kâsım Emin, Ali Abdurrazık, Sa’d Zağlul gibi talebeleri yoluyla fikirleri İslam dünyasında yayılmıştır. Batıcı, Türkçü, İslamcı olarak farklı ideolojilere mensup birçok Osmanlı münevveri onun sohbet ve yazılarından, ya doğrudan yahut da dolaylı olarak faydalanmış ve etkilenmişlerdir. Bazı Yeni Osmanlılar, Jön-Türkler, M. Emin Yurdakul, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu gibi Türkçüler, Mehmet Akif, A. Hamdi Efendi, Said Nursi gibi İslamcılar, Seyyid Bey, Şemseddin Günaltay gibi değişimci/yenilikçi şahıslar bunlar arasındadır. Cemâleddin Afgani’nin Türkiye’de öyle hayranları vardır ki, mesela eski başbakanlardan Şemseddin Günaltay onun hakkında şu cümleleri kullanma gafletinde bile bulunmuştur: “Şeyh, Peygamber kadar şayân–ı hürmet; ona itiraz edenler Ebu Cehil kadar lânete müstehaktır. Çünkü şeyh, peygamberin zamanındaki İslamlığı yeniden diriltemeye kalkışmıştır.”(4)
Taraftarlarınca Afgani'nin masonluğu, davası uğruna yaptığı -ne davasıysa- bir iş olarak yorumlanmışsa da konunun ehlince yapılan tenkidlerle bunun bir safsata olduğu anlaşılmıştır. II. Abdulhamid Han'ın Afgani'yle ilgili söylediği şu sözlere bakarsak Afgani'nin nasıl birisi olduğu daha iyi anlaşılacaktır: "...Hilafet'in elimde olması sürekli olarak İngilizleri tedirgin etti. Blund adlı bir İngilizle Cemaleddin Afgani adlı bir maskaranın elbirliği ederek İngiliz hariciyesinde hazırladıkları bir plân elime geçti... Cemaleddin-i Afgani'yi yakından tanırdım. Mısır'da bulunuyordu. Tehlikeli bir adamdı. Bana bir ara Mehdilik iddiasıyla bütün Orta Asya Müslümanlarını ayaklandırmayı teklif etmişti. Buna muktedir olamadığını biliyordum. Ayrıca İngilizler'in adamı ve çok muhtemel olarak İngilizler beni sınamak için bu adamı hazırlamışlar idi. Derhal reddettim. Bu sefer Blund'la işbirliği yaptı. Kendisini İstanbul'a çağırttım... Bir daha İstanbul'dan çıkmasına izin vermedim."(5)
Abdulhamid Han’ın Afgânî hakkında ‘maskara’ demesi İslâmî çevrelerde kalem oynatan birtakım yazarları rahatsız etmiş olacak ki, Afgânî’yi temize çıkarmak için Abdulhamid Han’a olmadık hakaretler etmişlerdir: "Abdülhamid’in Afgani hakkında “maskara adam” demesinin şerî bir önemi yoktur... Abdülhamid’in söylediği o söz niçin Sultan’ın kendisi için de geçerli olmasın.”(6) Bu gibi sözleri sarf edebilen insanların İslâmî çevrelerde kalem oynatabilmesi gerçekten çok acı verici bir durum... Bugün hâlâ Afgânî’nin davasını öve öve bitiremeyenler vardır. Meselâ son zamanlarda internette de izlenilebilen bir soru –cevap bahsinde Mustafa İslamoğlu aynen şu cümleleri telaffuz etmekte: "Cemaleddin Afgani'yi karalayanlar ona tuvalet bezi olamazlar"(7) Çıktığı televizyon programlarında mütevazı ve edepliymiş gibi görünen İslamoğlu’nun, Cemaleddin Afgani’yi masonluğundan ve bid’at görüşlerinden dolayı eleştiren Mustafa Sabri Efendi, Nebhani, Ahmed Davudoğlu, Sadreddin Yüksel gibi Ehl-i Sünnet âlimlerini bu şekilde terbiyesizce eleştirmesi çok büyük bir zulümdür. Afgani’yi öve öve göklere çıkaran ve hatalarını görmek istemeyen İslamoğlu, bu konuda tövbe etmeli ve pişmanlığını izhar etmelidir.
Yukarıda da değindiğimiz gibi Cemaleddin Afgani’nin en baştaki takipçisi Muhammed Abduh’tur.(8) 1849 senesinde Mısır’da doğan Abduh, yüksek tahsilini Ezher üniversitesinde yaptı. Abduh 1877 de “Alim” derecesini kazandıktan sonra, Ezher mezunlarına modern eğitim vermek için açılan “Dârul'-Ulum” da ders vermeye başladı. Orada ve evinde verdiği özel derslerde, İbn Haldun'un Mukaddimesi ve Guizot'un “History of Civilization in Europe” Avrupa uygarlığı tarihinin Arapça tercümesini tahlil ederek milletlerin yükseliş ve çöküş meseleleriyle meşgul oldu ve öğrencilerine bunları aşılamaya çalıştı. Fakat 1882'de Urabi Paşa önderliğinde Mısır'daki İngiliz ve Fransız nüfuzuna karşı başarısızlıkla sonuçlanan milli ayaklanmaya karıştığı şüphesiyle Mısır'dan uzaklaştırıldı ve sürgüne gönderildi. Suriye ve Lübnan'da bir müddet kaldıktan sonra Abduh, 1884'te Üstadı C. Afgani tarafından kendisine katılması için Paris'e çağrıldı. Aynı yıl, Urvetu'l-Vuska adlı derginin yayınına başladılar. Gazetenin yayını yasaklandığında ve Afgani 1885'te Paris'ten sınır dışı edildiğinde, Abduh, aktif bir şekilde ders vermeye ve yazmaya başladığı Beyrut'a döndü. Bazi kişilerin de yardımıyla, amaçlarından biri de İslam, Yahudili ve Hıristiyanlığı uzlaştırmak olan bir dernek kurdu. Mısır'a dönüşünde kadı olarak atandı, On yıl sonra İslam konusundaki yenilikçi fikirlerinden ötürü o kadar popüler olmuştu ki, Mısır Baş Müftülüğü'ne ve de daimi olarak Yasama Meclisi üyeliğine, atandı. Ölümünden önce gücünün zirvesine ulaştığı çok etkin ve üretken altı yıl süreyle bu görevlerde kaldı. Onun özellikle üç fetvası çok meşhurdur: Bir fetvasında o, Müslümanlara Yahudi ve Hıristiyanlar tarafından kesilen hayvanların etlerinin yenilebileceği iznini verdi. Bir diğer fetvasında o, faiz veren posta idaresine bağlı bankalara Müslümanların para yatırmasının caiz olduğunu belirtti. Bu fetvaların üçüncüsünde, Kur'an'ın bir erkeğin dört eş almasına müsaade etmesine rağmen, bu pratiği onaylamadığını ifade etti. Şurası inkâr edilemez bir gerçektir ki, Mısır Baş Müftüsü olarak edindiği etkin konum sayesinde Abduh, İslam modernizminin sadece kendi vatanında değil, tüm İslam dünyasında yayılmasını sağlamıştır. Tabi ki bu husustaki en büyük yardımcıları, o zamanki İngiliz sömürge yöneticileridir.
O zamanki İngiltere’nin Mısır sömürge valisi Lord Cromer’in söylediği şu söz ibretliktir: “Şeyh Muhammed Abduh’un önderi olduğu ekolün fikirlerinin Müslüman cem’iyyet tarafından tasvip edilip edilmeyeceğini zaman gösterecek. Ben şahsen, yavaş da olsa bu fikirlerin taraftar bulmasını çok arzu ediyorum. Kuşkusuz İslâmî reformist hareketin geleceği Şeyh Muhammed Abduh’un çizdiği yolda ümit vaat ediyor. Ve o yolun yolcuları Avrupa’nın her türlü yardım ve teşviklerine lâyıktırlar.”(9) Sömürge valisinin 1905’de söylediği temenni manasında söylediği bu ifadeler maalesef gerçekleşmiş ve bu gün bütün İslam dünyasını M.abduh ve tilmizlerinin fikirleri kasıp kavurmaya başlamıştır. Günümüzdeki Recm, Hz. İsa’nın nüzulü, Kabir azabı, Şefaat vb. konulardaki kafa karışıklığının ve Ehl-i sünnet’i hafife alan bid’at görüşlerin yayılmasında Abduh ve takipçilerinin büyük rolü olmuştur ve olmaktadır.
![]()
(1) Nikki R. Keddie, Sayyid Jamal ad-Dîn "al-Afghâni, A Political Biography, California Üni.Angeles, 1391 (1972), 4-6, (Türkçesi: Cemâleddin Efgânî: Siyasî Hayatı, [trc, Alâeddin Yalçınkaya], Bedir neşriyat, İstanbul, 1417 [1997], 24-26, 29-41, 432-438.S.); Hamid İnayet, Arap Siyasi Düşüncesinin Seyri, 2. bsk., (trc, Hicabi Kırlangıç), Yöneliş nşr., İstanbul, 1417 (1997), 95-97.S.; Albert Hourani, Çağdaş Arap Düşüncesi, (trc, Lâtif Boyacı, Hüseyin Yılmaz), İnsan nşr., İstanbul, 1414 (1994), 128.S.; İsmail Kara, "Türkiye'de İslamcılık Düşüncesi İçin Bir Çerçeve Denemesi", Türkiye'de İslamcılık Düşüncesi (haz., İsmail Kara) içinde, 3. bsk., Kitabevi nşr., İstanbul, 1417 (1997), l.c, 16.s; Hayreddin Karaman, "EFGÂNÎ, Cemâleddin", Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, T.D.V. nşr., İstanbul, 1414 (1994), 10.c,s. 457.
(2) Cemaleddin-i Afgânî'nin Masonluğu ve M. Emin Yurdakul, Namık Kemâl, Ziya Gökalp gibi diğer ünlü masonlara etkisi ile ilgili olarak bkz. A. Uluyazman, "Tanınmış Büyük Masonlar: Mehmed Emin Yurdakul", Mimar Sinan Dergisi, Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Büyük Mason LocasınınYayın Organı, Sayı:5, Mart 1968; Tamer Ayan-Uğur Özcan, "Bir Masonun Biyografisi: Cemalettin Afgani K. (1838-1897)", Mimar Sinan Dergisi, Sayı: 127, Mart 2003, s.11-45.
(3) Müfid Yüksel, Modernleşme Sürecinde 20. Yüzyıl İslamcılığının Serencamı, Ehl-i Sünnet’i Müdafaa ve Bid’atleri Tenkid (Makaleler-İncelemeler) 1.Kitap, s.144-146, Bedir Yayınevi, İstanbul-2005.
Afgani, Maçka'da bugün Swiss Otel'in arkasında yer alan, daha çok Selanikli-Sabetaycı cemaat mensuplarının gömülü olduğu âşıklar mezarlığına sâde bir şekilde defnedilir. Yıllar sonra 1926'da Amerikalı zengin bir Yahudi iş adamı olan Charles Corain tarafından ve Müzeler Müdürü Mason Üstadı Halil Edhem Eldem'in desteğiyle, Afgani’ye süslü bir mezar yaptırılır. 1944’de kemikleri buradan alınarak Afganistan’ın başkenti Kabil’e nakledilmiştir. Bak: Tamer Ayan-Uğur Özcan, "Bir Masonun Biyografisi: Cemalettin Afgani K. (1838-1897)", Mimar Sinan Dergisi, Sayı: 127, Mart 2003, s. 29.
(4) http://aytekinkaya.blogcu.com/cemalettin-afgani-mursit-mi-murted-mi_16919621.html
(5) Abdulhamid Han, Sultan Abdulhamid’in Hatıra Defteri (Haz. İsmet Bozdağ), İstanbul 1986 (8. Baskı), Pınar Yay., s. 73
(6) Yaşar Kaplan, “Afgani Hakkındaki İddiaların Kaynağı”, 30 Mayıs 1994 tarihli Vakit Gazetesi, s. 3’den naklen Muhammed Reşad, Cemaleddin Efganî Etrafında Makaleler, İstanbul 1416/1996, s. 143
(7) http://www.youtube.com/watch?v=4fFF-03xkok&feature=related
(8) Hayatı hak. Geniş bilgi için bak: Dr. Hasib Es-Samarraî, Dini Modernizmin Üç Şövalyesi Ve Türkiye’deki Takipçileri, Bedir Yayınevi, İstanbul. 1998
(9) Muhammed Hüseyin, Modernizmin İslam Dünyasına Girişi, s.91-2, İnsan Yayınları, ( Tercüme Sezai Özer)
İslam Modernizminin Öncüleri ve Kur'an'ı Yorumlamaları I için tıklayınız.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






