Sizlerden

Habibine Ümmet Sana Kul Eyle

News image

Hüzzamdan çalıyor eskimiş plak Her bir sözü alıp tüm dünyayı yak Kabul etmez bizi ne tamu türap Hakkı söylemeyen dilim lal eyle Habibine ümmet sana kul eyle...

Ukde!

News image

Bir imtihan çemberinden daha geçtim Bir hudeybiye daha ekledim defterime Bir ateşten gömlek ki onu ben diktim Üzerime...

Esintiler - Telâmiz

eski-beyogluBelde-i Galata’yı vü Meydân-ı Maksemi Vasf Zımnında Vilâyât-ı Müttahide Reis-i Cumhûrı Obamâ’nun Sitânbul Ziyâreti Esnâında Neler Vukû’ Buldu Ânı Beyân İder…[2]

Sene-i Îsevî’nin şehr-i nîsânunun evâilinde kadîm yârânumdan ü mülkiye-i frengî me’zûnı ANKARALU EMRE ÇELEBİ hakîri arayub didi kim: “Çelebim, haydi gel bugün Pera dimekle ma’ruf semt-i kadîme varalum, kahve şürb idüp sahhâfânı geşt i güzâr eyler dahî ayş ü işret iderüz.”

Hakîr dahî Emre Çelebi’nün da’vetine ale’r-ra’si ve’l-ayn deyûben ahsen-i kabûl ilen kabûl idüp belde-i Üsküdâr’dan yola revân oldum.

Bu Galata, şehr-i Sitânbul’ın üç beldesinden biri olub, tâ ezmine-i kadîmeden ü Devlet-i Âl-i Osmân rûzigârundan berû şehrün cümle işrethâne, meyhâne, bilumûm kârhâne vü kerahathâneleri anda cem’ olmuşdur. Tule’l-edvâr, nice zimmîler anda meyhânacılık ü kârhânacılık itmüş, nice zevât-ı gavat ü nice ricâl-i gulampâreler gelüp geçmiş, nice vukûât ü hâdisâta meâl olmuşdur. El yevm ol cümle kerahathânelerin ashâbı ekseriyâ ehl-i İslâm olan âdemlerdür ki ve mine’l-acâib…

İş bu Perâ dimekle de meşhûr Galata semtinün, mübtedâsu Hâmid-i sâni ahdinde münşâ tünel, müntehâsu ise meydân-ı maksem olan bir cadde-i kebîri vardur kim ol meydâne bugün Taksim meydânu, ol caddeye dahî Cadde-i İstiklâl dirler.

Galata da mukîm bilcümle zimmî vü Ermeniler dahî Urumlar, asâkir-i düvel-i i’tilâfun, işgâlin ibtidâunda İslambol’a ol caddeden çıkarma yapdığu sırada ol asâkiri, garîk-i bahr-i heyecân hımâr misillû ellerinde düvel-i işgâl bayraklaru vü alem-i Yunânîler ile istikbâl ü hoş amedîcilük edüp küfrân-ı nimetde bulunmuşlardu. Ol manzara nice üdebâ ü şâirânı, mütefekkirîn ü münevverânı teessüre gark itmüş, hattâ Süleymân Nazîf el-‘Âmidi –Kastamoni, Basra, Trabzon, Musul, Bağdat vilâyâtında vâlilik itmüş olub, vatanperverân-ı izâmdan ü Tasvîr-i Efkar nâm cerîdenün Ebu’z-Ziyâ Tevfîk ilen müessisi, büyük Türkçü dahi edîb-i şehirdür.- Cerîde-i Hâdisât’da “Kara Bir Gün” başlıklu bir yazu kaleme almışdur. İlle okumak iktizâ ider. İşte ol bu cadde işgâlin hitâmunda cümle tabasbus ehli vü şakşakçılara nazîreten Cadde-i İstiklâl deyû tesmiye olunmuşdur. Gâyetle tavîlü’l-kâme olan Cadde-i Kebîr’ün hitâmunda ise su maksemlerinün ü şerâyîn-i şebekenün olduğı bir sahan-ı vâsi’ vardur kim âna da Taksim Meydânu dirler. Bilumûm nümâyişler ve rüsûm bu meydânde cereyân ider kim vukûatsız ü mazarratsuz bir nümâyiş hattel’ân meşhûd değildürür. Zâbitân ü ihtisâp ehli, kolağalaru vü asâkirin dahî müdâhil olup dağıtduğu ol nümâyişlere lisân-ı cedîdde PROTESTO dirler kim Pür-deste’den müştâk ü muharref bir lafızdur. PÜR-DESTE zebân-ı Fârisî üzre mürekkeb bir lafızdur. Ma’lûmdur kim ‘deste’ hem Türki hem Fârisî bir kelime olub zebân-ı Etrâk’de onluk dimekdürür. Zebân-ı Farisi de ise râfızîlerün Muharrem-i Şerif merâsimleründeki rüsûm alayuna dirler. Hal böyle olıcak ‘çok kalabaluk’ anlamuna gelür. Kelime ger Türkiyyü’l-asl kabûl olundukda ise ‘mahzâ deste’, ‘külliyen deste’ anlamuna gelür. Acep neden böyle dimişlerdür? Bâlâda zikrolunduğu vechile zâbitân ü muhtesipler ol kalabaluk mazarratluğa vü edepsizlüğe teveccüh itdikde harekâta geçüp ol denlü hiddet ü şiddet üzre ehâlî-i nümâyişe dalarlar kim ol gürûhtan kimi dutarlarsa alup der-dest idüp desteler hâlinde kelepçe vü selâsile urup nezârethâneye fırladurlar; onlar dahî birbirlerüne yapuşûben ayrulup gendüye gelmeleri müşkil hâle gelür. Kimisi dahî BİBER GAZI tesmiye olunan şecere-i meğâfirden eşed ü zehr-bû vü bed-bû gazın şerrine ma’rûz kalurlar ü a’mâ kesülirler. Anlarun bu ahvâlinden mülhem bu nümâyişlere ‘Pür-deste’ dinmiş, ale’l-inhirâf PROTESTO deyû telaffuz idilir hâle gelmişdür. Lisâniyat ulemâsu dahî bu îzâhu tasvîb ü takrîr eylemişlerdür.

Hakir iş bu meydân-ı makseme vâsıl oldukda gördüm ki meydân rûz-i mahşerden nişân virür ü Cadde-i Kebîr hezârân âdem ü Havvâlar ile memlû’ olup ânların kimisü âyende kimisü râvendedür. Ol gürûh-ı inse nazar kıldukda gördüm ki kiminin sûreti eğrice, kimi uğruca, kimi aylak, kimi mehyûr, kimi mest, kimi hûşyâr; kimisi dahî puşt-meşrebe benzer idi… Ol denlü acâib bir gürûhdır kim ricâli nisâdan, Türki Acem’den ü Arabi’yi Frenk’den, mecûsîyi nasârâdan ü yehûdîyi müselmândan ihtirâ itmek hayli müşkildürür…

Şiir:

“Zikr-i lisân bugün deyyûs teresdir,

Cümlesi fâsıkdır; şehvet-perestdir,

Fi’l-i fücûr husret oğlu merestdir;

Ta’mîr eylemişler dâr-ı hüsrânı…

Hakir bu ahvâli vü cem’-i mahşeri göricek; imdi Emre Çelebi’yi şol kalabalukdan ayırtlamak muhâldür deyû takdîr idûben, hemân hâtif-i cevvâl ilen Emre Çelebi’yü arayub nirde idüğin süâl eyledüm. Nitekim kudemâ buyurdılar kim: “İrtibâtsuz ittihâd muhâldürür.” Ol dahî hakîri FLORYA-CİNS KAHVE nâm makhâ-i frenge da’vet eyledü. Bu makhânun ismü aslâ müsemmâsuna muvâfık olmayup ikrâm olunan kahvelerin ba’zusı şunlardur: KAHVE BATTI, LEŞ-KAHVE, KARA AMELLİ MUHHA, KAHVE EZ-PIRASA… ilâ âhirih. Emre Çelebi hakiri bir masaya oturdup, Çelebim, imdi sana gayrıdan olmaz teselli deyuben kahve Türki ısmarladu.

Ammâ ba’d; bu FLORYA-CİNS KAHVEye gelince… Ma’lûmdur ki FLORYA İslambol’ın kurâ-yı aksâsından Makri Karye’ye murâbıt bir mahaldir. Bu mahal sevâhil ü kasırlaru ile şöhret bulmuşdır. Ve lâkin kütüb-i tevârih ü coğrafya vü seyyâhanı kirâm ne ol mahalde kahve zirâat idildüğinden ne de ol kahve ile ma’rûf bir semt olduğından bahseylemişlerdür. Bu kahvehâne-i frengiyi neden böyle tesmiye itmişlerdür ânı fehm idemedüm…

İşte ol kahvehânede musâhibet ider iken salât-ı zuhr vakti olmağın Hüseyin Ağa Câmi-i şerîfünden uşşâk makâmunda ezân-ı Muhammedî okunmağa ser-ağaz eyledi. Ol esnâda şürfe-i makhâdan taşrayu müşâhede ider iken gözüm bir kalabaluğa dûş oldu kim velvele vü ğulğuleleri savt-ı cahîmin fokurtusu misillû işidilir idi. Anlaru müşâhede idicek Emre Çelebiye teveccüh idip didim ki: “Bak a karındaşum! Memleketimüz nice harb ü darbler vü âfât-ı araziyye ve semâviyye geçirmekle kalmayub âfât-ı ma’neviyyeler dahî görmüşdür kim bu cümlesünden eşeddür. Dahi nice edvâr-ı istibdât ü ihtilâller, nice darbe-i hükûmetler ü işgaller vukû’ bulmuşdır. Hamdü lillâh cümlesi berîde kalmuş milk ü millet sulhe vü sâhil-i selâmete irmişdür. Öyle kim İslâm olanlar hadd-i hisâba sığmayup tedeyyün kesret ü vefret bulmuşdur. Ya bu meydâne neden bir mescid inşâ olunmaz kim taşrada şol hezârân âdemler saf dutup nemâza duracakdur. Begâyet nizâmi kıyâm itmişlerdür. Ya bu ehl-i îmâne mescid ü secdegâh tahsîs itmemek insâfe sığar tahrîre uyar mu?”

Ben böyle digeç Emre Çelebi acîb nazarlar ile sûretim süzüb didi kim, “Be hey Ziyâ bürâderüm! Tecâhül mi idersün ya benimlen istihzâ idüp eğlenir misün? Yâhut pinhân bir şeyler mi îmâ idersün? Şol nemâza duracak didiğün âdemlere nazar-ı pur-dikkat bakasun, elleründeki levehât ü a’lâmu görmez misün? Anlarun câmi ilen savm ü salât ü Yezdan ilen işleri yokdürür…”

obamadefol2Ya bu ellerindeki levehât ü kırtaslarda ne mektûbdür ü alem-i ahmerler neyi temsîl ider didikte, ânı dahî îzâh eyledi kim, ol kızıl bayraklarun cümlesi inkılâb-ı belşefîyi vü Rusya devlet-i azîmesünü temsîl iden alemlermiş. Fi’l-asl ol kalabaluğın cümle müntesiplerü dahî Hizb-i Ummâl ü Fırka-i İştirâkiyye a’zâlaru imiş kim meydân-ı maksemdeki sebeb-i ictimâlaru BARAK HÜSEYİN OBAMA nâm Amerika vilâyât-ı müttahidesi reîs-i âmmınun İslâmbol ziyareti imiş.

Nitekim dikkatle nazar kıldukda şâhid oldum ki ellerindekü levehâtda “Ôbamâ def’ ol” “Ôbâmâ’yu istemezük..” “İşgalci Amerika şark-ı evsatdan def’ ol!” nevinden itâb cümleleri mektûbdur. Anlarun cümle velvele vü yek-dehen bağırtularuna dahi SLOGAN savurmak dirler. (bu lafız dahi SİLLE-İ GAM dan münharif olub gamın sillesinü yiyen âdemin izhar eyledüği ca’ca’ayu temsîl ider.) Vaktâki ezân-i Muhammedî hitâm buldı, iş bu sloganlaru savurmaya şuru’ eyledüler.

Ol bu gürûhın redditmeğe geldikleri OBAMA nam herifün, kim kendüsi siyahi bir zencidür, ecdadu müselmanlar olmağun anı Barak Hüseyin tesmiye itmişlerdür. OBAMA ise zebân-i Fârisi de Û-BE-MÂ deyu yazulur; ‘ôbemâ’ lisân-ı Fars’de “O bizimlen…” dimekdür. Halk-ı İrân olan revâfızdan kimisi dahî bu îzâhâtü kabullenüb herifün ismi dahi Hüseyin olmağın ol herif-i zencîye mehdi nazarıylan bakub takdîs ü hurmette bulunur olmuşlardur. Min garâibi’d-dünya… İş bu hususu da Emre Çelebiye îzâh eyledikde begâyet mesrûr olub, irşâd olmağun hakîri tahsinledü.

Ol gürûh dahî ise bağırup ü çağurdıkdan sonra cümle müşâhidûn ü hâzirûna “hâzâ şey’ün u’câb!” didirecek neviden bir sükûnetle dağılup gittiler kim ol sahanlıkda vukuâtsız cem’ olmadığu sâbiku’z-zikrdür. Hakir ü Emre Çelebi vü yârân ise kahvelerimizü şürb itdükden sonra Cadde-i Kebîr’e dühûl idüp sahhâfân sokağuna vü Nev’îzâde sokağuna teveccüh eyledik kim oralarda dahî neler olduğun başka vakt yâd ü hikâyet ideriz vesselâm……

Seyyâh-ı Hayrân Ziyâ Çelebi

Cevelânnâme I için tıklayınız.

Kaynak: http://melekgirmezsokagi.blogspot.com/2010/01/cevelanname-ii-seyyah-hayran-ziya.html

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile