Sizlerden

Çocuk!

News image

Çocuklar meleklerin çeşmesinden su içerler. Ne zaman ki büyürler, Merak ederler bu su nerden ...

İç/im/den

News image

Şekersiz, açık bir bardak çay / Şimdi ellerini süsleyen, Çayın ne kadar sıcak olduğunu / Parmak uçlarında ...

Esintiler - Telâmiz

cubbeliahmOn iki asırdan beri Hz. Ali’yi sevme ve onun taraftarı olma gayesiyle hareket eden Şia ve Alevi cenaha mukabil İslam toplumunda çok çeşitli algılar ve tavırlar geliştirilmiştir.

Hicri ikinci asırdan itibaren ümmetin sessiz çoğunluğunun sesi olan Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’in Şia’ya eleştirisini -ki bize göre haklı olduğu tartışma konusu bile değildir- tartışmayacağız. Şiîlik dini olmaktan ziyade siyasi mahreçli olmasından dolayı çok farklı mektepleri olmuştur.

Şiiliğin siyasi yönü ağır bastığından dolayı bölgenin siyasi durumuna göre eleştiri almıştır. Zira Şiîlik propagandası sadece düşünsel bir tavır olmayıp akabinde politik hareketlerin ortaya çıkabileceği bir eylemdir. Özellikle Osmanlı-Safevî ilişkileri bu bağlamda değerlendirilebilir. Bu dönemlerde ulema dış politika ile çok uyumludur.

Cumhuriyet Türkiye’sine gelince artık seküler değerler üzerine inşa edilmeye çalışılan iki devlet görüyoruz. İki kurucu idarecilerin Şah-Atatürk uyumlu politikaları ve Batı medeniyetinin büyük meydan okumasıyla yüzleşmelerinden dolayı Ehl-i sünnet-Şia tartışması çok azdır. 1979 yılına gelindiğinde Ayetullah Humeynî’nin önderliğini yaptığı inkılâp İslam dünyasında olduğu gibi ülkemizde de Şia konusunu Müslüman aydınların önüne getirdi. Ayrıca İran devrimi İslami kökenli olmasından dolayı gerek uluslar arası konjonktür ve gerekse laik cumhuriyet hassasiyeti nedeniyle Türkiye-İran ilişkilerinin soğumasına sebep oldu.

Ülkemizde Hz. Ali’yi sevenlerle (Şiiliğin farklı varyantlarını bu iki kelimelerle tanımlamaya çalıştık) ilgili yaygın olarak bilinen en genel iki şey, İran (İmamiye Şiası-Caferiler) ve ülkemizdeki Alevilerdir.

Devrimden sonra birçok ilahiyatçı, aydın, düşünür ve yazar İran’ı ve Caferiye Şiası’nı eleştirmişler, hatta tekfire varan bir tavır sergilemişlerdir. Aynı kişiler konu ülkemizdeki aleviler olunca ya kaçacak delik aramışlar ya da Caferilere yaptıkları eleştiriden uzak, çok ılımlı bir tavır almışlardır. Biz bu durumun samimiyetten yoksun olduğunu düşünüyoruz. Zira ülkemizdeki Alevilerin itikadî anlamda İran Şiası ile aynı olduğunu söylesek bile –ki bunlar azınlıkta kalmaktadır- ameli yönden aralarında kıyaslanamayacak derecede fark vardır.

Bu satırları yazmamıza sebep Habertürk televizyonu “abonesi” olan Cübbeli Ahmed Hoca’nın tavrı olmuştur. Son zamanlarda medyada çokça yer verilen vaazlarında Hoca’nın Şia’yı eleştirdiğine hatta tekfir ettiğine şahit oluyoruz. Buna ilaveten temel kaynaklarımız yanında bazı Şia eserlerini referans alan M. İslamoğlu’nu gizli Şia propagandası ithamıyla yerden yere vurmaktadır. Ancak Cübbeli Ahmet Hoca, 29.03.10 tarihinde Habertürk Sansürsüz programında Alevilerle ilgili konularda çok ılımlı ve kıvıran bir dil kullanmayı tercih etmesi kafaları karıştırmıştır.  Alevilerin eleştirilmesi veya din dışı ilan edilmesi gibi bir düşüncemiz söz konusu değildir. Bizim eleştirdiğimiz ve anlayamadığımız husus, Aleviliğe tanınan bu müsamahanın neden Şia’ya tanınmadığıdır. Yoksa birilerine yaranma mı, göz kırpma mı söz konusudur? Veya nükleer meselelerden dolayı İran üzerinde kara bulutlar dolaşırken çok stratejik konumda olan Türkiye’yi yanlarına çekmek için hükümete baskı yapanlar içeride kamuoyu oluşturmak için İran düşmanlığını mı körüklüyorlar? Ve farkında olmadan birilerinin ekmeğine yağ mı sürülüyor?

Kanaatimce her Müslüman bir eylemde bulunurken, Müslümanlara zarar mı kâr mı getireceğini iyi hesaplamalıdır. Ayrıca ilmin konusu olan meseleler ilim ahlakı çerçevesinde değerlendirilmeli, konjonktüre kurban edilmemelidir.

Hanefi HAFIZHASANOĞLU

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorumlar  

 
0 #7 Ziyaretçi 19-07-2010 23:06
sn. Siyami Kazan..
Bilmiyorum ne seviyede din eğitimi aldınız. Ancak alimlerin birbirini eleştirmeleri, reddiye yazmaları ilmin gelişmesi için zorunluluktur. Dini düşüncenin gelişmesine katkıda bulunur. bu ilim ahlakı çerçevesinde olmalıdır tabikii.
Alıntı
 
 
0 #6 Ziyaretçi 19-07-2010 18:43
Nasıl ve ne şekilde soracağımı tam bilemesem de şunu özetle sormak istiyorum. Niçin, az çok ilim eğitimi alan ve önemli bir noktaya gelen kişiler dini meselelerde mutabık kalamazlar? Bazı meselelerin alimler arasında mutabık kalamayacağını biliyorum ancak hükümleri kesin ve kati olan meselelerde mutabık kalamamasını anlamıyorum. Bazen öyle enteresan meseleleri savunanlar oluyor ki, onlar kadar ilmim olmadığını kabul etmeme rağmen "nasıl olur da böyle olabilir?!" diye şaşırıyorum. Zira özellikle iman meselesi, katıksız su götürmez bir gerçek değil midir? İsimlere (Alevi, Sünni, Şia v.s.) gerek mi var ki, İMAN şartları değiştiriliyor olsun. Allah cc ve Rasülüne (sav) Kur'an-i beyan gereğince, "iman" neyse odur. Alim bildiğimiz birisi anlattığı meselenin akabinde itirazlar çıkıyor ve bir başka alim bildiğimiz onu haksızlıkla hatta daha ileri giderek küfür ile suçluyor. Anlatan “delillerim var amacım isimleri karalamak değil meselenin aydınlamasıdır” diyor. Yani hep karşılıklı sataşmalar.
Alıntı
 
 
0 #5 Ziyaretçi 06-07-2010 12:53
Cübbelinin sohbetlerindeki tanımlar beni ilgilendirmiyor . Zaten Cübbeli'nin itikadını da sorgulamıyorum. Makalede tartıştığımız husus Tv.de konuşurken, gerek M. kemal ve gerekse alevilerle ilgili naif tavrıdır, kıvırmasıdır. Ayrıca herkesten her konuda tavır almasını beklemiyoruz. Ancak konuşacaksanız, en azından kendinizle çelişmeyeceksin iz.
Rabbim iyi eder inşallah..
Alıntı
 
 
0 #4 Ziyaretçi 04-07-2010 15:28
Siz Cübbeli ahmet hocanın aleviyi nasıl tanımladığını, iyi bilmiyorsunuz o zaman. evvela gidip alevi hakkında ki görüşlerini öğrenin sonra gelin yazın. kuranı, (hepsini olmasada bir kısmını yada işine gelmeyen ayetleri) peygamberi sünneti inkar eden alevi olur mu? geç alevi olmasını müslüman olur mu? bunu bilmeden laf söylemek ne denli doğru. şia lara gelince, iranda olmak üzere, hz. ayşe annemize, ebu bekire ve ömere neler dendiğini halen bilmeyenler varsa biraz araştırsın o zaman. bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak insanları gülünç duruma düşürür... selam ve dua ile
Alıntı
 
 
0 #3 Ziyaretçi 04-05-2010 21:58
Ehl-i Sünnetle Caderiler arasında ufak farklılıklar olduğu ifadesi tamamen su götürür bir ifadedir. İtikadi noktada ehl-i Sünnete en yakın Şia mezhebi İmamiyyeden olan Caferiler değil Zeydi mezhebidir. bizim ilahiyatlarda hümeyniden sonra İran sempatisi olduyğu için bazıları şiaya yöneltilen eleştirilerden gayet rahatsız olmaktadırlar. ancak ehl-i sünnete muhalif dall bir mezheb olarak Şianın itikad noktasındaki yeri bellidir. farak-ı dalleden olan bir mezhebi neden bazıları kollamak ihtiyacı hisseder anlamak zor! vesselam
Alıntı
 
 
0 #2 Ziyaretçi 01-05-2010 16:26
Güzel bir noktayı tespit etmişsiniz sevgili kardeşim. Cübbeli, yıllar önce sohbetlerinde bir televizyona çıksam da diğer hocalar gibi değil, tam olarak dini anlatsam derdi. Meğer kastı, ben de çıksam da sözü kıvırmak nasıl olurmuş bir göstersem imiş. Evet, ehl-i sünnet diye adlandırılan camia ile arasında ufak farklar olan Caferi kardeşlerimize ve de tasavvufun bulanık görüşlerine tepki gösteren Vehhabilere ateş köpüren hoca, ehl-i sünnete onlardan kat kat uzak olan Alevilere daha yakın duruyor. Aslına bakmak gerekirse, bunun nedeni amiyane tabirle "yemiyor" olması. Allah şöhretin fitnesinden cümle müslümanları korusun. Amin.
Alıntı
 
 
0 #1 Ziyaretçi 30-04-2010 22:38
konjonktürle falan alakası yok fırak-ı dallenin dalaletini de mi dile getiremeyeceğiz şimdi! ve islamoğlu değil kim olursa olsun hakikat karşısında boynunun kıldan ince olması kaçınılmazdır. herkes o zaman dediği sözü tartsın sonra gelecek eleştirilere mahal verip te kocunmasın. vesselam.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile