Sizlerden

Habibine Ümmet Sana Kul Eyle

News image

Hüzzamdan çalıyor eskimiş plak Her bir sözü alıp tüm dünyayı yak Kabul etmez bizi ne tamu türap Hakkı söylemeyen dilim lal eyle Habibine ümmet sana kul eyle...

Ukde!

News image

Bir imtihan çemberinden daha geçtim Bir hudeybiye daha ekledim defterime Bir ateşten gömlek ki onu ben diktim Üzerime...

Esra Ekinci

kumSevmek; sadece Allah rızası için sevdiğine gönül vermek… Eşsiz bir muhabbetle iki gönül arasına şeffaf bir köprü sermek… En güzel sözlerle, bitmez denilen seslenişlerle, özlem için yere düşen bir kaç damla gözyaşıyla ne zaman, niçin, nerede diye sormadan gönül köprüsünde yürümek…

Gerçek sevda görmeden sevmektir ve ebediyete kadar uzanan köprüler canı gönülden seven insanların geçebileceği büyüklüktedir. Kimi, kim için seviyorsun? sorusunun en güzel, en samimi cevabını; seninle ey sevgili, seninle ey gönüllerin efendisi, seninle dolduruyorum. Belki farkında değilim yüreğimin en bilinmez köşelerine yazılan sevda sözlerinin. Belki de adın anıldığında kalbim titremeli ve yanaklarım ıslanmalıydı, yüreğime bir şeyler seni fısıldayınca heyecandan dizlerimin üzerine çökmeliydim.

Yalnızlığımda artıp, kalabalıklarda kaybolurken ne tarafa gitsem seni bulmak ümidiyle yürümeliydim. Ama seni görmeden, Allah için sevmeyi, yaşayarak ve baktığım her yerde seni, gittiğim her yerde de gül kokunu arayarak öğreniyorum. Ben seni yaratanın hatırına çok seviyorum. Ben, seni sevmeyi seviyorum, hele ki seni bana sevdireni bir başka seviyorum. Biliyorum, bunu hakkıyla gösteremiyorum. Belki de âlemlerin Rabbine layık bir kul, iki cihan sultanına layık bir ümmet olamıyorum. Ne olursa olsun senin yokluğundan solan yüzler, seni arayan gözler görüyorum, senin için söylenen bir kaç satırla mutlu oluyorum. Her yerde, her şeyde sen varsın biliyorum. Seni ne kadar seviyorsam işte o kadar da özlüyorum. Hayatımın her anına seninle bakıyorum ben..

Bahar geldi iki cihan sultanım, güneş bir başka doğuyor her gün. Bahçeler rengârenk, parklar çocuk sesleriyle cıvıl cıvıl. Her yer öyle güzel ki, her tarafta kırmızı güller dizili. Gökyüzü masmavi bir kâğıt, bulutlar ise bembeyaz bir kalem misali ve semada senin adın gizli. Bir sürü kuş kanat çırpıyor gökyüzünde, belli ki bunlar senin için Ya Resulallah. Aylardan nisan, kıştan kalan bir kaç damla yağmur düşüyor üzerimize. Toprak kokuyor her yer ve senin gül kokunla süsleniyor bütün zaviyeler. Nereden gelip de nerede bittiğini anlayamadığım bir gökkuşağı var gözlerimde, her renginde senin adın çizili. Artık gökyüzüne daha farklı bakıyorum. Mevsimler değişip sonbahar geldiğinde yapraklar sararıp düşse de ağaçlar kökleriyle birlikte hala sapasağlam durabilmekte. Dallar fırtınalara dayanamaz kırılır, yapraklar yenik düşerse bu savaşta gelen her baharla dallar ve yapraklar affeder her şeyi. Artık her yer senin için eskisi gibi. Sana duyduğum sevda da işte böyle, bazen hazan mevsimleri inse de üzerime bilirim boşluklar çiçeklerle süslenecek. Kış karanlık geçer derler, soğuk ve yıpratıcı, ama kar yağınca her şey değişir. Karın bütün beyazlığı sana duyulan tertemiz duyguların, sevginin işaretidir.

Gece sardı her bir yanı, evler ışıklarını kapattı sokak lambaları konuşuyor şimdi. Uyku vakti; yarı ölüyüm yani. Her gece yaptığım gibi başımı yastığa koyuyorum, rüyamda seni görmek umuduyla hafifçe kapatıyorum gözlerimi. Göz kapaklarım ısıtır yorgunluktan üşüyen gözbebeklerimi. Sabah oldu, zaman yine su gibi akıp gitti. Kirpiklerime dokunuyorum sırılsıklam, bunlar gece rüyamda seni göremediğimin emaresi. Aydınlanan odamın penceresine yöneliyorum omuzlarım düşük bir halde, bugün de her gün olduğu gibi sıradan ve aynı derken, gün bütün ihtişamıyla seni hatırlatırcasına göz kırpıyor bana. Seni anarak başladığım bu günün ilerleyen dakikalarına senden öğrendiğim tebessümlerle bakıyorum. Caddelerde insan seli, hepsi telaşlı biraz da endişeli, belki de güne sensiz başladıkları içindir. Sensizlikten arta kalan buruk hislerle hep bir koşuşturmaca var kaldırımlarda. Üç beş çocuk oyun oynuyor gövdesi kalın, dalları uzun bir ağaç gölgesinde. Ama içlerinden biri mazlum ve yalnız gibi. Sen geliyorsun aklıma; o olsaydı ne yapardı şimdi diyorum ve küçük çocuğun yanına yaklaşıyorum, soğuktan nasırlanan ellerini sımsıkı tutup, hafif nemli gözlerine gözlerimi dikip; üzülme, en sevgili hep seninle deyip başını okşuyorum ve gönüllerin sultanı böyle yapardı diye içimden geçiriyorum.

Ben, seni sevmeyi seninle yaşayarak öğreniyorum. Yolum sessiz ve sensiz bir sokaktan geçiyor burada kimse birbirine kumgülümsemiyor, ansızın Taif geliyor aklıma, sen düşüyorsun gönlüme, orada seni nasıl karşıladıklarını ve senin o halde bile tebessüm edişini hatırlıyorum. Hayatımın her yanına seninle baktığımdan, her yerde manen seni görmek istediğimden senin gibi gülümsüyorum bu insanlara. Beni taşlamıyorlar, ama o zaman sen taşlandığın için ''sana nasıl kıydılar bilmiyorum''. İşte bunun acısını yüreğimde hissediyorum.

Ey canımın da içinde canan, seni Allah rızası için seviyorum ya, senin için sevdiğim insanlar da var. Benim için ağlayan, beni tüm kötülüklerden koruyan, hiç karşılık beklemeden beni seven birileri var, hep benimle olan iki melek. Birine babam, birine annem diyorum ben. Seni sevdiğimden ben de onları karşılıksız seviyorum. Ailemle en çok akşam vakitlerini ve bayram günlerini seviyorum. Babamın işten gelme saati yaklaşınca küçük bir çocuk gibi heyecanlanıyorum. Babam bazen elinde bir çikolatayla gelir. Eğer o çikolatayı aldıysa anlarım ki babam işten eve yürüyerek gelmiştir, üzülüyorum aslında bu duruma. Aradan bir kaç saniye geçince seni hatırlıyorum; “sevgi fedakârlıktır”, babam bunları Gönüllerin Sultanı’ndan öğrenmiştir diyorum. Çikolatayı paylaşma vakti geldiğinde en büyük parçayı kardeşlerime veriyor; Güllerin Efendisi böyle yaptığımı görünce çok sevinir diyorum. Bayramlarımı bayram yapan topladığım iki üç tane pembe jelâtinli şekerlerdir. Küçük beyaz bir mendilim var, kenarına kırmızı bir gül işlemiş annem, mendili hep yanımda taşıyorum çünkü o güle ne zaman baksam seni hatırlıyorum. Bayramda topladığım şekerlerin hepsini onda biriktiriyorum. Her şekerden iki tane alıyorum; biri benim biri de Güllerin Efendisi’nin. Annem bazen kızıyor ama kim için aldığımı bilse sevinirdi, biliyorum. Bayramlarda senin için şeker topluyorum ya, bu yüzden her günüm bayram olsun istiyorum. Her anımda sen varsın, ne yöne dönsem seni görebilmek için seninle bakıyorum.

Okul saatlerimi düşünüyorum, anılar canlanıyor gözümde. Sırama her oturuşumda, masama her dokunuşumda, kalemi her tuşumda seni anmanın, seninle ilgili bir şeyler öğrenmenin mutluluğunu yaşıyorum. Ey Güllerin Efendisi, ilim yolunda ilerlemenin, öğrendiklerini başkalarına öğretmenin senin nazarında ne kadar önemli olduğunu hatırlayıp bulunduğum yerin değerini biliyorum. Seni anlatan kitaplara sarılıp sana olan sevdamı gül yapraklarına yazıp her şey Allah rızası için yazan gönül raflarıma kaldırıyorum. Artık kitapları seninle bir başka okuyorum. Hayatımın her yanına seni görebilmek için seninle bakıyorum. Önümde ucu bucağı belli olmayan bir deniz, bu diğerlerine benzemiyor. Seni görmeden, Allah rızası için seven sevdalılar, anlamını daha iyi bilir. Deniz kenarında duran küçük bir sandal var adını “En Sevgiliye” diye yazmışlar. Hemen koşuyorum binip sana gelecekken… Dur, dur, şimdi değil daha var diyorlar… Üzülüyorum bunu duyunca. Sana olan vuslatım biraz daha artıyor. Olsun ben yine denize bırakıyorum sandalı. Dalgalara teslim ediyorum sana gelsin diye. Bu sandal ona gitmeli diyorum. İçinde kimsecikler yok. Senin için yazılan, hasret kokan birkaç satırlık bir yazı, bir de senin için büyüttüğüm üç dört adet gül topladım gönül hanemden, seni anarken geçirdiğim dakikalarla sardım bir demet yaptım. Aylardan nisan demiştim ya, birazcık yağmur çiseliyor, güllerim ve satırlarım ıslanmasın diye gönül rafıma kaldırdığım, senin için yazdığım gül yaprakları vardı ya, işte onlarla üzerini örtüyorum. Çok bir şey değil belki sana gönderdiklerim, zamanla daha güzel olacak her şey, söz veriyorum. Ey gönüllerin efendisi, Ey gül-i Rana. En güzel olan her şey için sana söz veriyorum. Hayatımın en güzel anlarını senin adınla taçlandırıyorum...

Rüzgâr adınla esince bütün varlık kulak kesiliyor. Yaratılan her şey kendi çeşidi içinde hep seni anıyor. İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler yaratanın hatırına seni sevince değer kazanıyor ve karmakarışık olan her şey çözülüveriyor, bütün yaratılış seninle hikmet perdesini aralıyor. Harabe olan her mekân senin sevginle selamete kavuşuyor. Ben seni Allah rızası için çok seviyorum, biz seni çok seviyoruz. Çok da özlüyoruz seni. Seni anışımız, her yere seninle bakıp, seni görebilmek, sevgimize bir misli daha sevgi katarken, “En Sevgiliye” diye yazan küçük sandala binip sana geleceğimiz günü tıpkı bir bayram, bir düğün günü gibi hasretle bekliyoruz… Ey Gönüllerin, Güllerin Efendisi...

Esra EKİNCİ

Bu kategorideki diger yazilari goster.