Sizlerden
Habibine Ümmet Sana Kul Eyle![]() Hüzzamdan çalıyor eskimiş plak Her bir sözü alıp tüm dünyayı yak Kabul etmez bizi ne tamu türap Hakkı söylemeyen dilim lal eyle Habibine ümmet sana kul eyle... |
Ukde!![]() Bir imtihan çemberinden daha geçtim Bir hudeybiye daha ekledim defterime Bir ateşten gömlek ki onu ben diktim Üzerime... |
Gün yine geceye bıraktı kendini… Kopkoyu bir sessizlik süzülmekte semada… Koyulardan da koyu bir hüzün kaplamakta yüreğimi... Gönlüm ârafta çırpınmakta, bir yanım öteleri arzularken öbür yanım fani olana bağlanmakta. İşte ne zaman ki bu yanım ağır basmakta irtifa kaybetmekteyim. Koyu karanlıklar içinde gecelemekteyim.
Kim bilir bu kaçıncı sayıklayışım “bu dünya bana göre değil!” diye. Kaçıncı feryadım bülbül misali ayrılıktan. Kaçıncı haykırışım gönlüme: “Ey gönül! Sen de bu dünya evinden kaç git; bu kirli ev seni rahatsız ediyor, seni sıkıyor! Aslında bu ev bizim evimiz değildir; bu ev bize yabancıdır! Aklını başına al da, döşemesi gökyüzü olan bir gül bahçesine bir eyvana git!” [1]diye.
Bilirim değildir ne bu âlem, ne de bu can baki. Elbet bu gecenin bir sabahı vardır. Öyleyse Ey Gönlüm tenim seni alıp götürmeden koyu karanlıklara sen onu götür hakiki aydınlıklara!
“Bu dünya yaşanacak bir yer değildir. Bu dünyanın sabahı bile yalancıdır. Çünkü sabahın arkasında gece gizlenmiştir, burada sonsuz sabah yoktur. Sen varlıklara can bağışlayan, arkasında gece bulunmayan gerçek sabahı ara! İşte o gerçek sabahtır ki binlerce ermişe “Mansur şarabı” sunar, binlerce hak aşığına aman verir, kurtuluşa ulaştırır.” [2]
Can kuşum dünya zindanında, ten kafesinde figan etmekte; zulmetten nura açılan kapıyı aramakta… “Allah iman edenlerin dostudur, onları zulumattan nura çıkarır.”[3] ilahi kelamı ona nefes sunmakta. Gölümün yarasına şifa, nur ile olmakta. “Gerçekten de insanın asıl gıdası Allah’ın nurudur”[4] fermanı kulaklarımda yankılanmakta…
Öyleyse acele et ey gönlüm! Sana sıkıntı veren içindeki zehri kus ve nur ile dol ki yabancılıktan kurtulup özünü bulasın, zindan-ı dünyadan kurtulup bostan-ı cinâna konasın.
Ya Münevviru’l-qulûb, Nevvir Qulȗbenâ…
Tuba HACILARLI
Erciyes İlahiyat 3.Sınıf Öğrencisi
[1] Şefik Can, Divan-ı Kebir Seçmeler,c.1 452.beyit
[2] Şefik Can, Divan-ı Kebir Seçmeler, c.1 452.beyit
[3] (Bakara 2/257)
[4] Şefik Can, Konularına Göre Mesnevi Tercümesi, c.1-2 s. 342.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








Yorumlar
Akşam her nefesime esmer hüzünler katar
Kahrolurken bir yanım bir yanım Leyla çarpar
Çıkmaz sokak bir yanım, bir yanım sona çıkar
Hırpalar karanlığı yanıp sönen lambalar
Martı çığlıklarını öper hırçın dalgalar
Sanki matem soluğu esip duran rüzgârlar
Hangi ağaç kovuğu bir öksüzü kucaklar?
Gülüp geçemem öyle, her gam beni yakalar
Bir masumun yüreği gelir bende konaklar.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.