Perşembe, 23 Eylül 2010 20:10
“İnsân dilediği gibi yaşamakta hürdür; lâkin niçin yaşadığını bilmezse nasıl yaşadığını idrâk edemez” demiş idi bir mütefekkir. İsâbet buyurmuş!
İnsânoğlu, tefekkür melekesi ile hayvandan âzâde bir fıtratı hâizdir. Tefekkür, zarûrî olarak hayâtın muhâkemesini intâc eyler ve bilâhare insân, hayâtının niçinini keşfetme iştiyâkı karşısında buluverir zâtını. Bu iştiyâk, bir varoluş ve yâhud yok oluşu muhtevî bir netîceye sâhib bir anlam kavgası!..
Hayâtın niçini üzerinde tefekkür, kendi hayâtının mânâsı, yâni bizâtihi insânın mânâsı üzerinde tefekkürle tekemmül eder. İnsânın mânâsı ise yaradılışında mündemiç. Mânây-ı insân, mânây-ı Âdem ile müsâvi ve Âdem’in mânâsı, ilk hikâyesinde arz-ı endâm eyler: o kurulan ilk sahnede!..
Âdem’in hikâyesi, Cenâb-ı Haqq’ın “yeryüzünde bir halîfe yaratacağı”nı (Bakara, 30) beyânı ile başlar. Ne mükemmel bir başlangıç ki, Âdem, henüz yaratılmadan “halîfe” deyû taltîf olunmuştur. Halîfe, yâni kendisine nisbet edilen zâtın mümessili, yâni daha sarîh bir beyânla “Allah’ın temsîlcisi”! Halîfe lâfı üzerine bu ağır emâneti yüklenmenin mümkiniyyetini muhâl gören melâike “Biz, hamdinle seni tesbîh eder ve yüceltirken, sen orada fesâd çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Cenâb-ı Haqq, “Muhakkak ki ben sizin bilmediğinizi bilirim” buyurarak maksada muttali olunamayışın intâc eylediği mezkûr hükmün doğru olmadığını işâretle yetindi..
Sonra yaratıp şekillendirdiği “Âdem’e rûhundan üfledi” (ve nefeha fîhi min rûhihi; Secde, 9) Rûhundan üfleyerek halk eylediği ve dahî halîfe deyû mültefît eylediği Âdem’i, esmâ-i İlâhiyye’sinin ma’kes bulacağı bir varlık olarak tasarladı. Allah, kendi esmâsını (isimlerini) Âdem’de göstermeyi murâd eyledi. Mes’elenin hulâsası, Âdem, Allah’ın murâdı idi..
Âdem’in hikâyesi, kendisine rûh üflenip de can bulduktan sonra daha bir heyecanlaşır! Rabb’i, Âdem’e “isimler”i ta’lim eder ve bilâhare melâikeye “Eğer dâvânızda haqqlı iseniz, şunların isimlerini haber verin” buyurur. Onlar, acziyyetlerini beyân ederken sahneye Allah’ın biricik tasarımı “Âdem” sahneye çıkıverir ve isimleri onlara haber verir. Bunun üzerine melâike, Allah’ın hikmet ve maksadını idrâk edemeyeceklerini itiraf sadedinde Rabb’lerini yüceltirler (Bakara 31, 32)..
Ve Cenâb-ı Allah kendi plânını devreye sokar. Biricik tasarımı ve murâdı “Âdem” için secde taleb eder (qulnâ li’l-melâiketiscudû li Âdeme; Bakara, 34). Melâikeye taleb edilen şey, az evvel isimleri haber vermekle halkolunuş hikmetini izhâr ve isbât eyleyen Âdem’in, yâni Cenâb-ı Haqq’ın bu fevk’âlâde tasarımının önünde tâbir-i câizse “şapka çıkarmak”, ona “alkış tutmak”tır. Melâikenin cümlesi secde eder; amma İblîs hâriç!..
İblîs diretti, çünki kibirlendi (Bakara, 34). Allah’ın kendi esmâsını Âdem ile göstermeyi murâd eylemesini kabûllenemedi ve “Beni ateşten, onu ise topraktan halk ettin” (A’râf, 15) diyerek kendisinin Âdem’den daha üstün olduğunu, Âdem’in Allah’ın emânetini yüklenemeyeceğini iddia etti ve “Eğer bana mühlet verirsen, bunu kanıtlarım” demeye getirdi. Rabb’inden süre istedi: “'Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insânları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım. Sonra muhakkak onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Çoğunu şükredici bulmayacaksın” (A’râf, 16, 17)..
Cenâb-ı Haqq, Qur’ân’da “İblîsin zannının doğru çıktığı”nı (Sebe, 20) haber verse de, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i “Mi’râc” gecesi hiçbir mahlûkâtın ulaşamadığı yere, kendi katına çıkartıp “Âdemoğlu”nu kendine muhatâb kılarak “Âdem”in mânâsını tekmîl etmiştir..
Hikâyenin hulâsası, “Âdem”, bizâtihi ve li’aynihi Allah’ın murâdı, tasarımı ve yansımasıdır. Mükellef olduğu emirlere ittibâ ederek kendini ve Rabb’ini bilen “insân”, kendi yüce mânâsını idrâk ve tatbik makâmındadır. Rabb’ini bilmeyen, secde etmeyen (namaz kılmayan) insân ise, şeytânın “Âdem” üzerindeki iddiasını isbât eylemesine yardım eden ve kendi mânâsını kendisi inkâr eden, kendini bilmezin tâ kendisidir! İşte hayâtın niçini, insânın kendine biçtiği bu mânâda saklıdır!..
Âdem İNCE
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






