Cuma, 12 Mayıs 2006 22:53
Dümdüz bir soru size: Akşamları evde ne yapıyorsunuz? Koltuğa uzanıp, hiç tanımadığınız Amerikalı dedektiflerle, hiç tanımadığınız Amerikalı haydutları mı kovalıyorsunuz? Yoksa yerli dizilere kaptırıp hiç bilmediğiniz konaklarda yaşanan hayatları mı seyrediyoruz? Dört saat televizyon seyretmenin sekiz saat çalışmak kadar beyni yorduğunu biliyor musunuz?
eİki türlü hayat var:
1. Yaşanan hayat,
2. Seyredilen hayat.
Akşamlarınız
televizyona kilitliyse, bilin ki, hayatı sadece seyrediyorsunuz!
Akşamları evde ne yapıyorsunuz? Akşamlarınızı nasıl geçiriyorsunuz?
"Pek çoğu gibi biz de çekirdek çıtlatıp saatlerce televizyon izliyoruz"
diyorsanız, durup bir düşünün lütfen; dünyaya birkaç kez daha
geleceğinize mi inanıyorsunuz? Böyle bir şey olsaydı, şimdiki
hayatımızın bir bölümünü ziyan etmek şimdiki kadar acı sonuçlar
doğurmayabilirdi belki. Ne çare ki sadece bir hayatımız var. Bu da
maalesef, çok kısa. Ortalama altmış yılın yirmi yılı uykuda geçiyor.
Kalan kırk yılın yirmi yılı çocukluk, eğitim, vesaire... Son yirmi yılı
da ziyan edersek, bize yaşanacak bir şey kalmaz. Akşamlarınızı sadece
televizyona veriyorsanız, sayılı nefeslerinizden bir bölümünü çöpe
atıyorsunuz demektir! Çünkü televizyon izleyen kişi hayatta değildir,
zira hiçbir şey yapmamakta, hiçbir değer üretmemektedir; bu da bir
anlamda yaşamamak sayılır. Ne mi yapmalı?..
1. Ailece kitap
okuyun, sohbet edin: Nasıl tanıştığınızı, ilk nerede görüştüğünüzü,
sıkılıp sıkılmadığınızı, nerede nasıl evlendiğinizi, nikah
şahitlerinizi, düğününüzü anlatın çocuklarınıza, onları hem dinleyin,
hem de okumaya çalışın.
2. Gezin: Gezmek için ille de bir maksat
olması gerekmez, en büyük maksat hayatı paylaşmaktır. Yakınsanız deniz
kenarına inin, ayaklarınızı denize sokun ve becerebiliyorsanız taş
sektirme yarışına girin. Sonra da güneşin pembe gülücükler saçarak
batmasını seyredin. (İnanın televizyon seyretmekten çok daha keyifli
ve dinlendiricidir) Ormanda hep birlikte yürüyün, ağaçlara isim takın,
yol boyu açan çiçekleri sevin ve çocuklarınıza bunlarla sevmeyi
öğretin. (Ama bilin ki hayat öğrenmek ve öğretmekten ibaret değildir.
Dinlenmek, eğlenmek gibi olgular da hayatın bir parçasıdır)
Çocuklarınızla ilişkilerinizde asla öğretmen tavrı takınmayın.
Onlarla arkadaşlık etmek dünyanın en keyifli işidir.
3. Akraba ve komşularla ilgi bağı kurun: Onlara ya gidin, ya da onları size davet edin. Sohbetiniz televizyonsuz olsun ki tadı çıksın. Birbirinizi gerçekten tanımaya çalışın. Bilirsiniz, "Komşu komşunun külüne muhtaçtır."
4. Kültürel ve sanatsal etkinliklere katılın: (Konferans, seminer, sergi, doğru sinema ve tiyatro) Hayatınızı biraz olsun renklendirecek başka şeyler de bulabilirsiniz. Yeter ki isteyin. Bir şeyi çok isterseniz, Allah sebebini halk eder ve çok istediğiniz şeye ulaşırsınız. "Olmaz ki" diye düşünüp taleplerinizi ertelerseniz, hiçbir yere ulaşamazsınız. Aile bağlarının güçlenmesi, paylaşacak şeylerin çokluğuyla mümkündür. Ne kadar çok şey paylaşırsanız aileniz o kadar güçlenecek, o kadar diri duracak ve mutlu olacaktır. Hatıra defterine televizyon dizilerini yazamazsınız. Oraya ancak yaşadıklarınızı yazabilirsiniz. Her gün bir şeyler yaşamalı ve bunları deftere geçirerek geleceğe tarih düşürmelisiniz. Bugün öyle bir hayat yaşayın ki, yarına da kalsın. Torunlarınıza filan anlatacaklarınız olsun. Ayrıca unutmayın ki ; Hayatı biriktiremezsiniz; ya her anını yaşayacaksınız, ya da ziyan edeceksiniz.
Artık cevap gelsin:
Akşamları ne yapıyorsunuz?.. yaşıyor musunuz, yoksa seyrediyor musunuz?
CAN DÜNDAR
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






