Sizlerden

Çocuk!

News image

Çocuklar meleklerin çeşmesinden su içerler. Ne zaman ki büyürler, Merak ederler bu su nerden ...

İç/im/den

News image

Şekersiz, açık bir bardak çay / Şimdi ellerini süsleyen, Çayın ne kadar sıcak olduğunu / Parmak uçlarında ...

Esra Ekinci

islamPeygamber Efendimiz, Mekke'den Medine'ye yola çıkmıştı. Bu haberi Medine'deki müslümanlar duymuş

 

ve her gün sabah namazına müteakip Medine haricinde Güneş onları gölgeye geçmeye mecbur bırakıncaya kadar Rasûlullah'ı bekliyorlar; daha sonra evlerine dönüyorlardı. Peygamber Efendimiz, halkın evine çekildiği bir anda Medine’ye ulaştı ve O'nu, ilk gören bir Yahudi oldu. Medinelilere seslenip Rasûlullah'ın geldiğini haber verdi. Ensardan yaklaşık 500 kişi Peygamber Efendimizi ve Hz. Ebu Bekir'i büyük bir coşku ve sevinçle karşıladı. Medine'ye ulaşmadan önce dört gün Küba'da kaldı ve burada bir mescid inşa etti. Cuma günü yola çıktı ve Beni Salim b. Avf'ın bulunduğu yere gelerek burada Cuma namazını kıldı. Medine'de kıldığı ilk Cuma namazıydı. Hicretten hemen sonra Medine Mescidi'ni yaptırmıştı. Bunun akabinde kalacağı yeri ve ilim yoluna kendini adamış olan talebelerin barınacağı Suffa'yı da Mescidin hemen yanına yaptırmıştı.

Mescidü'n-Nebi'nin inşası, hurma dallarının kurutulduğu (mirbed) bir yerde oldu. Buranın gözetimi Neccar oğullarından iki yetim çocuğa, Sehl ve Süheyl'e aitti ve bunların başında Es'ad b. Zürare bulunmaktaydı. Bu arsanın yetimler tarafından Rasûlullah'a hediye edildiği veya Peygamberin on dinar karşılığında onlardan satın aldığına dair farklı rivayetler vardır. Mescidin yapılışı, işin maddi ve somut olan kısmıydı, bu işin soyut olan yani manevi tarafı ise Mescitte kılınan beş vakit namaz ve ardından yapılan sohbetler ve derslerdir. İleriki çağlarda insanlığa örnek teşkil etmesi adına sahabe neslinin yetişmesi için yapılan düzenli sohbetler, sabah namazları, cuma namazı, bayram namazlarından sonra olmaktadır.

Dinin direği olan namaz, Allah katında büyük bir yere sahiptir. Bu durumun en güzel ve en bedihi hali Peygamber Efendimizde tezahür etmektedir. Hicretten hemen sonra kalacağı yerden önce mescid yaptırması tabiri caizse ayağının tozuyla, ibadet merkezi ve ilim yuvasının temellerini atması, namaza verdiği ehemmiyete güzel bir işarettir. Namaz, Allah rızasını kazanmak için yapılan diğer birçok ibadetin ibtidâsı niteliğindedir. Namaz anını temaşa edecek olursak, Hikmet ve Kudret sahibi olan Allah'a kulluk, gaflet ve kibir zindanlarından kurtulup teslimiyet ve masumiyet pınarından su içmektir. İçten bir yakarış, duadır; bedenin zekâtını edadır namaz. Kıblemizin Kâbe olması bir nevi hac; dünyevilikten kurtulup uhreviliğe kavuşmadır. İslamiyet'te muteber olan başka bir mevzu ise cemaatle kılınan namazdır. Cemaatle namaz kılmak sünnettir ve sahâbi, Peygamber’e tâbi olduğundan bu sünnetin istimrarı için ellerinden gelen gayreti göstermişlerdir. Rasûlullah, şehir dışına çıktığı zaman mescitte imamlık yapması için Hz. Ebu Bekir'i vazifelendirirmiş. Böylece Hz. Ebu Bekir cemaate imam olup on yedi namaz kıldırmıştır.

İslam dinini tebliğ etmeye başlayan Rasûlullah, Mekke'de iken gizli ibadet eder, Müslümanlar, namazlarını evlerinde, vadilerde gizli olarak kılarlarmış. Erkam b. Ebi'l-Erkam’ın evi mescid haline getirilmiş, buraya Daru'l-Erkam denilmiştir. İbadet ve ilim sevdasından dolayı bazı sahabeler evlerinin bir kısmını mescid haline getirdiler. Hz. Ebu Bekir ve Ammar b.  Yasir evlerinin bahçelerini mescid haline getirmeleri buna misaldir. Müslümanlar, mevcud şartlar içersinde ibadetlerini yerine getiremezken hicretle beraber gelen hikmetlerden biri Mescidin inşasıdır.asrsaadet

Mescidü'n-Nebi, Müslümanlar için hidayet kaynağı, sığınak; dağılan yüreklerin Allah'ın nuruyla buluştuğu mekândı. Sahabe ilmi yönden burada yetişti ve ruhi ve akli terbiyeleri Rasûlullah gözetiminde gelişti. Kalpler, Mescitteki ilimle tatmin oldu ve ibadetlerle insanlar sıratı müstakim yolunun müdavimleri haline geldi. Hz. Peygamberin sohbetleri, dini tebliğde kullandığı farklı yöntemlerle, Müslümanlar malayaniden uzaklaşıp Allah'ın hidayetine bürünüp nefislerini ve bedenlerini tertemiz hale getirdiler. Bu Mescid devlet işlerinin de yönetildiği meclis konumundaydı. Dini şuranın toplandığı, vukû bulan meselelerin kur'an ve hadis yoluyla muhâdese edildiği bir mekândı. Mualliminin Hz. Peygamber, talebelerinin ise güzîde sahabe olduğu bu Mescidin muhtevası ta'lim ve tilavet idi. Bu vazife dini tebliğ başlığı altında Hz. Peygamber'e verilmiştir. Bu Mescitte Kur'an'ın okunması tilavet, onun içeriğini anlayıp insanlara anlatmak bir nevi İslamiyeti yaşamak ve yaşatmak mevzusuna da ta'lim denilir. Bu ilmi davete sahabe de büyük önem veriyordu. Uzak yerlerde oturanlar nöbetleşe gelip gidiyorlardı bu sohbetlere. Öncelikle bir gurup sohbete intikal eder ve geri döndüklerinde gelemeyenlere anlatırlardı bu iş dönüşümlü olarak devam ederdi. Namaz kılındıktan sonra Rasûlullah bir meşguliyeti yoksa oturur ashabı ila sohbet eder sorulan soruları cevaplandırır ve ashabın dikkatini çekmek için kendisi bir soru sorar onları tefekkür etmeye yönlendirirdi. Mescitte bütün gün süren sohbetlerde vardı. Rasûlullah'ın az ve öz konuşması, hitabetinin akıcılığı ve insanlar arasındaki samimiyeti, kurduğu güçlü bağ, kendisini dinleyenleri mest eden bir haldi. Ebu Zeyd Amr b. Ahtab el-Ensari'den şöyle rivayet ediliyor: Birgün Hz. Peygamber, sabah namazını kıldırdı ve bize sohbet verdi sonra minberden inip öğle namazını kıldırdı bu böyle bütün gün devam etti. Bu sohbetten en çok yaralananlar hafızası kuvvetli olanlar oldu. Rivayetten de anlaşılacağı üzere ashab, peygamberi sıkılmadan dinlemeleri bu tarz sohbetlerin nadiren yapıldığını ve uzun olsa bile muhakkak içeriğini akıcı ve bedihi olduğunu gösterir. Dinimiz kadın-erkek ayrımı yapmaksızın bütün insanları davet ediyor. Ancak İslamiyet, mekânlardaki kadın-erkek ihtilatını makbul görmüyor, mahremiyete önem veriyor. Hz. Peygamber belli hududlar çerçevesinde bayanların mescitte namaz kılmaları davet etmiştir. Sohbet hususunda ise bayanlara belirli gün ve saatler tayin edilmiştir. Hiç şüphesiz İslam dini kolaylık dinidir. Dinde bahane yoktur. İslamiyet, fikir ve tefekkür, davranış biçimidir.

Hz. Peygamber'in örnek bir kul, hakiki bir rehber olduğunu biliyoruz. O, aynı zaman da örnek bir öğretici, insanlığı Hakk'a çağıran iyi bir davetçiydi. İlimi eğitim konusunda kendine has menheçleri, kişiyi doğru yola ileten sahih yöntemleri vardı. Zorlaştırmayan, aksine kolaylaştıran tarzıyla, kalplerde rehaveti değil manevi bir ferahlığı hissettirerek, Ashab-ı Kiram’ın Asr-ı Saadeti yaşamasına vesile oldu. Mescidde öncelikle iman esaslarını anlatır ve kalplere bu mühür işlendikten sonra Kur'an'ın okunması ve ibadetleri öğretirdi. Bunu tabir olarak ifade etmekle yetinmez, tatbiki olarak icra ederdi. Bizzat kendisi de yaşayarak örnek olurdu. İzlediği bu metot aşamalı bir öğretim tarzıdır. Sohbetlerin aktif ve canlı geçmesi için soru-cevap yöntemini kullanırdı. Muhatapla irtibatını koparmayan, monotonluktan uzak ve beklentilere cevap olan bir yöntemdir. Hem kendisi soru sorar hem de ashabın soru sormasına müsamaha göstererek onların sorduğu sualleri yanıtlardı. Öğrenilecek hususları teorik ve pratik olarak göstermesi de ayrı bir melekedir. İnsanlara namaza öğretmesi bu yöntemle olmuştur. Abdestin nasıl alınacağı namazın nasıl kılınacağı, kaç rekat olduğu neler okunduğunu fiili olarak göstermiştir.

Konuşmaları faydalı kıssalar, nükteler, misal  ve  teşbihlerle doluydu. Dinleyenler büyük bir hoşnutlukla, can-ı gönülden dinlerlerdi. ''İçimden bir ahh geçirip şimdi burada olsaydı da bizlere sohbet verseydi demektense, Hakk'ın ışığı nezdinde, bize mükafat olarak sunulan ebedi ömürde Rasûlullah ile buluşmayı, O'nun sohbetinde bulunmayı Allah (C.C) bütün mü'minlere nasip etsin'' demek daha efdaldir. Şu benzetme çok hoş: Hz. Peygamber'in sohbetini dinleyenler, öyle dikkatli dinlerlermiş ki görenler onların taş kesildiğini düşünürmüş. Dinleyenler o anki kalp alemlerini şöyle anlatırlar: ''Sanki başımızın üstünde bir kuş var da kıpırdarsak uçuverecek zannederdik.''

Hz. Peygamber hiç bir zaman yılmamış, her mekân ve zaman da bu dini tebliğ etmiştir. Buna talib olanlar asla vazgeçmemiştir. İlim, taş üzerine işlenen nakış misalidir. Rasûlullah ve ashabı zoru başarmıştır. Hz. Peygamberin bıraktığı en büyük miras, Ashab-ı Kiram ve onun neslidir. Bize düşen, Hakk'a, önden gidenlerin ardından gitmek, mü'min bir insan olarak yetişmek ve mü'min insanlar yetiştirmek için onları örnek almaktır.

Esra EKİNCİ

Sakarya İlahiyat 1. Sınıf

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile