Çarşamba, 12 Ocak 2011 15:13
Yaşlanmak da yaşamak gibi her insanda farklı tezahür ediyor. Yaşlanmanın en güzel yanı bence, insanı “sitem”sizleştirmesi, gençlikte feveran ettiğiniz, sizi çileden çıkaran davranışların aslında sizinle alâkalı olmadığını, bu sebeple çileden çıkmak için bir sebep olmadığını fark ediyorsunuz.
İslamoğlu takvayı , “sorumluluk bilinci” diye açıklar. Kulun Rabbi’sine karşı sorumluluk bilinci. Noktadan türeyen ilim gibi, bu sorumluluk bilincinin, “zina etmemek, hırsızlık yapmamak, adam öldürmemek v.s.” gibi haramlar ve “namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek v.s.” gibi emirler zincirinde alt başlıkları da dahil binlerce dala ayrıldığını görebiliriz.
Bir kaynaktan gelen ışığın tüm cisimlere nüfuz etmesi gibidir aslında bu bilinç. Kaynak tektir. Tezahür ettiği ve kendi kendisine gösterdiği ise ins
anın farkında olarak veya olmadan ilişki halinde bulunduğu her eşyadır. Bu kaynaktan mahrum olanın “doğru”lardan olması ya da bir işinde doğru bir işinde eğri olması düşünülemeyecek kadar muhaldir. Ruhundan bîhaber kılınan namazın, insanı fahşiyattan alıkoymaması, namazın yetersiz kalışından değil, işlerin bütününü kapsayan bilinçsizliktendir. Bu kaynaktan mahrum olan, en tabii pozisyonlarda bile fire vermektedir, annelik, babalık, eşlik, evlatlık, arkadaşlık gibi…
Bu kaynaktan mahrum olan ne iyi bir dost, ne iyi bir anne, ne iyi bir baba , ne iyi bir eş olabilir. “Sevip sevilmeyeninizde hayır yoktur” hadisi ilk etapta “sevip sevilmek dinimizce önemlidir” diye anlaşılabilirse de, Ben bu hadisi , “bir muhabbet tesis etmeye irade ve başarı gösteremeyenin, sorumluluk bilincinden mahrum olması sebebiyle, hiçbir işinde hayır göremezsiniz” diye anlıyorum. Tıpkı, “kul” olmanın pek çok tanımı ve tasnifi yapılmasının ancak cehaletten kaynaklandığının ve tüm sırrın “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna verilen, “Belâ”da yattığını düşündüğüm gibi.
Sena ŞAHİN
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






