Pazartesi, 28 Şubat 2011 17:28

Geleceğin kesin dahi değilken ismindeki kesinlikten ötürü bizi buhranlara sürükleyen sevgili “gelecek”
Yirmili yaşların henüz başında, son ergenlikten yeni çıkmış, ilk yetişkinlikte emeklerken daha, sardı dört bir yanımızı bir gelecek kaygısı…16 yıllık eğitim-öğretim hayatımızın sona erecek olması bizi emekli insan psikolojisine doğru sürükler oldu. Artık öğrenci olmama fikri, tiyatro-sinema bileti alırken tam bilet almak, indirimli akbil kullanamamak, her sabah gitmek zorunda olduğun ve orada senin var veya yok olmanın birilerinin umurunda olduğu okula artık gitmeyecek olmak…
Yirmili yaşlar bunu tecrübe etmiş çoğu tarafından hayata aslında daha ‘yeni’ adım atıldığı, hayatın bize soğuk olan gerçek yüzünü yeni yeni gösterdiği söylenen yıllar. Hani Cahit Sıtkı 35 yaş şiirinde “geç fark ettim taşın sert olduğunu” diyor ya evet diyorum şimdilerde gerçekten geç fark etmiş zira biz güneşin başka rengini şimdiden görüyoruz.
Belirsizlikler sarmış dört bir yanımızı, sisli bir hayatta ömür sürüyor gibiyiz, bulamıyoruz ne tarafa dönsek de yönümüzü. Son sınıfta olmaktan, sürekli gelecek hakkında düşünmekten neredeyse zihnimizin motoru yanacak. Üniversiteden mezun olmak, iş bulmak, yüksek lisans yapmak hâlihazırda zorken ilahiyatta okuyorsanız iki katı zorlaşıyor maalesef. Siz çabaladıkça önünüzü görmeye, yaktıkça bir mum karanlığa küfretmek yerine, söndürüveriyor bir el hiç de umursamadan. Siz çalıştıkça önünüze engeller çıkarılıyor. Hayat bir koşuysa eğer ilahiyatta okumak engelli koşu.

Başörtüsüyle girilen sınavların iptal olması riski, bir dahaki sınavlara başörtüsüz girilme mecburiyeti, alınan formasyonların iptal edilme çılgınlığı ve dahaları.. İlahiyatta güzel bir eğitim aldıktan ve tam da bu ilahi alanı sevdikten sonra hiç de cemaati olmayan camilerde zaten kıldıkları namazı 2-3 kişiyle kıldıkları için maaş alan imamlar. İlahiyatta okuyan herkesin yüksek lisans yapmayı farz sanması sonucu ales puanlarındaki efsane artış. Kpss-ales-yeterlilik-bitirme tezi-staj-formasyon-vize-finaller derken neye uğradığını şaşırmış bir gençlik olduk çıktık. Bir yandan da tabi son sınıfta olmaktan ötürü mezuniyet, yıllık, gezmediğimiz yerler var gezelim muhabbetleri. Belki de buna ilave edilecek kişisel birçok problem, mesele…
Ben kendimi bu süreçte en çok “yorgun” sıfatıyla vasf ediyorum, ruhumuz ve bedenimiz ağır yükler altında eziliyor. Biraz da karamsarım galiba, hiç de geleceğinden kaygı duymayanlar da var çünkü; hayat ne getirirse onu yaşarım deyip gözleri geleceğine uzanmayanlar.
Geleceğe umutla da baksak umutsuz da baksak şu bir gerçek ki hayat çocuklukta hatta öğrencilikte olduğu gibi değil, iş hayatı ve aile hayatı çok daha zor.Boyumuzdan büyük problemlerle işte o zaman karşılaşacağız ne yazık ki.Şu satırlar konuyu hülasa etmeye kafi galiba “Kar yağarken serçeleri seyrettim. Çocuklarım geldi birden aklıma. Sabırsızlanıyorlar büyümek için, Gelmeyin burası derin.” (İbrahim tenekeci)
Rabbim hepimiz hakkında hayr halk eylesin, güzel bir gelecek inşa etmemize yardım etsin.amin.
Merve TARTAN
Marmara İlahiyat
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







Yorumlar
bir kefen aldık döndük mezara...
Hayat, her zaman istediğini vermez insana kimi zaman her şey tersine gitmeye başlar. yani her yer karanlık ve soğuktur. Ama unutma merve tartan kardeşim her zorluğun ardından elbet bir kolaylık vardır ve yaşadıkların senin kaldırabileceği n kadarıyladır...
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için