Pazartesi, 07 Mart 2011 20:30
Fakültemizde büyük tartışma yaratabilecek bu konuda arkadaşım yazmayı teklif edince düşündüm. Olumlu yönde hiç beklemesem de menfi eleştiri dozunun bir hayli yüksek olacağını tahmin ederek yine de yazmaya karar verdim.
Okula geldiğim andan itibaren karşılaştığım şeyleri kendi bakış açımla anlatmaya çalışacağım.
Her genç gibi farklı hayaller ve beklentilerle fakülteden adımımı attığımda hala neyle karşılaşacağımı bilmiyor merakla etrafı gözlüyordum. Kopuk Amerikan filmlerindeki üniversite hayallerinde olmasam da kendimi sosyal hayatın içinde koşturmaktan bıkıp usanacak mezun olduğumda ise Türkiye’nin en iyi İlahiyatı olan Marmara’dan mezun olmanın gururuyla hemen bir iş ve aşın başına geçebiliceğim modlarına girmeye başlamıştım. Oysaki zaman geçtikçe anladım ki! [demeden önce; ‘HAYATTA KEŞKELERE YER YOKTUR!’ sözü bir kenara kaydedelim] keşke! o adımımı atmasaydım diyeceğim günler çok uzak değildi. Okul’un beklentilerimin hemen hemen çok dışında olacağını ilk sezmem derse girdiğimiz sınıftaki sıraların yemekhane masasından farksız oluşuydu. Oysa ben kocaman amfi hayalleri kuruyordum. Okulun bir üniversiteden çok bir inşaat şantiyesine benzemesi (ki bahçedeki kamelya ve çimler daha yenidir onlar yoktu), koridorlardaki ağır kanalizasyon kokuları..vs vs tahmin edilebileceği gibi tam anlamıyla hayal kırıklığıydı ki neyse zaten konumuz bu değil.
Asıl konumuza gelirsek; okuldaki kız ve erkekler arası iletişim mi diyelim ilişki mi diyelim bilmiyorum ama ben ilk geldiğimde kızlardan, erkekle merdivende karşılaşınca adeta yapışırcasına duvarın dibinden giden tipler gördüm ve korktum, nereye geldim ben! o ne bu ne şu ne Cem Yılmaz’ın dediği gibi konudan haberi olmayan kabile reisi gibi kalakaldım. Sonraki zamanlarda yine hiçbir arkadaşımızın da birebir veya grup içinde uzun süreli konuşma ve tartışma olaylarına girmediklerine şahit oldum.
Bütün bunlardan sonra lisede çok farklı bir durumum söz konusu olmasına rağmen bende içime kapanmaya başladım. Erkek arkadaşlarımın çoğu zaten yalnızca erkeklerin olduğu liselerden mezun oldukları için karşı cinsle diyaloğa girmekten kaçınırlardı sanırım erkeklerin çekingenliği kızlara göre daha fazlaydı. Sadece sınav dönemlerinde küçük not alış-verişleri haricinde her şey rutin bir durumdaydı. Yanlış anlaşılmasın burada kızlar erkekler kaynaşsın diğer üniversitelerdeki gibi olsun falan demiyorum. İslâmî çerçevede selamlaşma, ilmî konularda fikir alış-verişi ve tartışmaların olması okunulan okulun en azından ortaöğretim kurumundan farklı olduğunu ortaya koyulmasında önemlidir zannımca. İlk iki yıl sonunda içine kapanık, okuduğu okuldan memnun olmayan bir halde, ne ufku genişletecek girişimler ve çalışmalar içinde yer alabildik ne de okulu bırakıp gidebildik. Üçüncü sınıfın başlarında aslında durumun trajikomik bir halde olduğunu fark ettim öyle ki birçok arkadaşım kız-erkek iletişiminde karşı tarafın geri durmasından şikayetçiydi ya da görünen öyleydi. Sanki herkes kendi halinde bir ilahiyatçı kimliğine bürünmüş insani bir halden ulvî bir hale geçmiş gibiydi. Görünen öyleydi dedim ya, sonradan anladım ki aslında herkeste var olan bu hal ilahiyatçı için biçilmiş bir elbiseydi herkes geliyor onu giyiyor ve ona göre davranmaya çalışıyordu herkes açıkçası kendini kasıyordu. Çok ilginçtir ki sınıfa girerken verilen selamlar bazen karşılıksız kalıyor cevap verilirse de sanki sıra dışı bir şey yapmış gibi herkesin gözü selamı veren ve alan kişinin üzerine çevriliyordu. Bizzat kendim sınıfa girince kız arkadaşlara selam verdiğim için erkek arkadaşlar tarafından uyarıldım. Farklı bir şey değil bildiğimiz “selamün aleyküm” ; Allah’ın selamı yani, ters karşılandı, yanlış anlaşılır dendi. Evet haklılardı selamı alan arkadaş’a arkadaşları şaka falan takılmışlardı. Aynı yakıştırma erkek arkadaşlar tarafından bana da yapıldı ama takılmadım bence doğru olanı yaptım ve selam vermeye devam ettim. İşte selam vermeyi bile bu kadar büyütebilen insanlar oldu herkes karşı cinse bir şeyler sormaktan ne olursa olsun bir diyalogtan çekindi.
Oysa durum reelde bir hayli farklıydı sonradan edinebildiğim bilgilere göre kızlar erkeklerin giyim tarzı saçları hal ve tavırları konusunda konuşuyorlar aynı zamanda erkekler kızlar konusunda bir takım eleştirilerde bulunuyorlardı. Bunda garip bir durum yok niye herkes bir kasıntıya girip selam vereni, hal hatır soranı yaftalıyordu ki. Son iki yılda ise birlikte helal daireden çıkmadan faydalı işler yapılabileceği birlik olunca yakıştırmalar yapılmadan sosyal düzeyde bir şeyler başarılabileceği kanıtlandı. Her şey olması gereken yere gelmeye başlasa da bunun için bir hayli geç kalındı. Eğer başta önyargı ve özellikle diyanet ve ilahiyat camiasında çokça şahit olduğum farklı görünme kasıntısı olmasaydı…
Melih Şah
Marmara İlahiyat
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için