Çarşamba, 01 Şubat 2012 15:29
"İnsan, küçük bir sandık gibidir ve içerisinde büyük bir âlem gizlidir."
Yükümüze karşı öyle korkağız ki bakma cesaretini bile gösteremiyoruz, bırakıp gitsek diye düşünürken, "geri döndüğümde nasıl kaldırırım" diye korkuyoruz. Kimselerden yardım isteyemiyoruz, çünkü o kimselerle paylaşmaktan çekiniyoruz. Birine omuz ver diyemiyoruz, çünkü taşıdığımız şeyin ağırlığını bilmiyoruz. Ve öyle bir şey taşıyoruz ki, bizi her geçen gün biraz daha ezer ezer, un ufak eder, ama nasıl bir şeydir ki yine de kimselere söyleyemeyiz. Belki de paylaşamadığımız için bu kadar ağırdır ya da başkalarıyla paylaşılamayacak kadar harikadır.
Hayat yolcuğumuzda büyük bir sevinçle taşıyorsak bu yükü, iyi bir yürüyüş olacaktır, sonuçta biz nasıl bakarsak, o yük hayat aynamıza öyle yansıyacaktır. İçimizde saklayıp, sinelerimize çektiğimiz için bu kadar zorlaşıyor yükümüz. Bizi bizden alıp götüren, bu yükün altında bizi rüzgarda uçuşan yaprağa çeviren şey şu sorunun cevabında gizlidir. Sahip olduklarımıza şükretmek mi yoksa sahip olmadıklarımıza sabretmek mi zordur?
Adı her neyse; Yük işte, bu bazen umut bazen de hüzün olacak, bir zaman sevgiyken bir zaman yerini nefret dolduracak. Uzaklara kaçsak bile,
kimselerin olmadığı diyarlara gitsek de o yük hep bizimle olacak. Kimselerle paylaşamam, kimseye yük olamam, beni anlamazlar deriz ve ben yalnız kaldırabilirim, dediğimizde hiçbir şeyi yetiştiremez ve hiçbir şeye yetişemeyiz.
Yükünü paylaşmazsan, sen bir şey'sindir; ama yükünün adını koyduğunda, en çaresiz anında başını birinin omzuna yasladığında, artık sen her şey'sindir. Rengini, hacmini, ağırlığını, daha ne kadar bizimle olacağını bilemezken farklı bir iklimde, şimdi olmaz dediğimiz bir zaman diliminde o yük gelir, bulur bizi. Yaradan "OL" demiş ise mevzu bitmiştir.
Adı her neyse; Yük işte, paylaşamadığımız, anlatamadığımız için zorlaşıyor, bizim olan her şey için şükretmek varken sahip olamadığımız bir şey için sabredemediğimizden bu kadar ağır geliyor...
Esra EKİNCİ
Sakarya İlahiyat
| Sonraki > |
|---|






