Salı, 22 Mayıs 2007 11:01
Bir zamanlar gülerdi gözler,
susardı diller ve haykırırdı yürekler. Umutlar vardı sevda denizlerinde yüzen
ve dalgalar vardı korku gemilerini alabora eden. Hüzünler vardı ama damlaydı
denizde… Çünkü kimse hüznü içmezdi, çünkü herkes kanardı sevince… Çiçekler
vardı sevgilere lisan olan, çiçekler vardı renklere ışık olan, çiçekler vardı
kokulara reis olan ve çiçekler vardı etrafa huzur yayan… Sonra kuşlar vardı
kanatlarını sevdalara çırpan ve kuşlar vardı özgür hülyalara dalanlara tercüman
olan… Ağaçlar vardı yıllarca hatta asırlarca korkuları, hüzünleri ve acıları
alıp dallarına gölgesindeki sevdalardan onları uzak tutan… Şelaleler akardı
huzur nehirlerine, sevgi denizlerine… Korkardı bulutlar huzuru gölgelemekten,
ağlardı bulutlar ama neşeyle ve zevkle o berrak gözyaşlarına muhtaç toprak
üzerine. Toprak ise bu sevinç gözyaşlarına rengârenk ve leziz hediyelerle hoş
geldin derdi.
Her şey mutluydu, her şey
güzeldi, her şey yolundaydı ve her şey her şeydi. Çünkü hiç bir şey kendisi değildi,
çünkü yürekler birdi ve her şey her şeydi… Umutlar; sevinç, sevinçler; neşe,
neşeler; hayat ve hayat ise yine umuttu. Bu döngü her şeyin her şey olmasında
bir sebepti. Çünkü bunun tohumu sevgiydi ve bu tohum hep yeşil kalırdı.
İnsanlar da vardı elbette ve
onlar da her şeydi. Çünkü kimse “ben varım” demiyordu; “biz varız” diyordu.
Herkes mutluydu çünkü herkes hep beraberdi. Herkesin umudu daha mutlu ve daha
huzurlu beldelere ulaşmaktı. Sevgileri herkese, her şeye ve herkesin ve her
şeyin Sahibi’ne idi. Gönüller sevgi diyarının gülşeni idi. Ruhlar bu gülşenin
bekçileri idi. Bekçi biliyordu gülşenin solmaması için gerekeni ve biliyordu
gerekenin sevgi ve birlik olduğunu… Çünkü herkes “bizdi”, biz ise bu gülşenin
cansuyu idi.
İnsanlar bu günlerde, bu devirlerde,
bu bahçelerde, bu yollarda ve bu her şeyde güvenle adım atmaktaydı. Çünkü onlar
“biz”di… Onlarda “ben” yoktu çünkü onlar “biz” suyunun damlalarıydı. Sevinçleri
“biz”le başlar, umutları “biz”le sürer ve yürekleri “biz”le atardı. “benlik”
onların yanından geçmeye bile cesaret edemezdi.
Bir gün geldi ki bir insan bu
beldelere girdi. Çok kibirliydi ve çok “bencil” idi. Benlik onun bedeni ve
kibir de onun ruhuydu sanki. Kimse bu kötü kokan insandan hoşlanmamıştı. Ne
kadar da pis kokuyordu. Evet, kötü kokuyordu çünkü “benlik” bataklığındaydı
yüreği; acıydı dili ve sözleri…
Herkes bu insandan uzak
duruyordu. Ama kokusu tüm ülkeye yayılmıştı ve kimse artık rahat edemez
olmuştu. Toplanıp hep beraber düşündüler. Herkes bir söz söyledi ve herkes ilk
kez ayrılığa düşmüştü. Birileri onun ülkeden çıkmasının en iyisi olacağını
söyledi. Onunla konuşmak faydalı değildi. Çünkü onun dili bir iğne gibiydi ve
batırdığını kendisine benzetirdi. Üstelik öyle de ustaydı ki iğneyi batırdığını
kimse anlamazdı. İşte bu yüzden bu insanları ülkeye sokmamak gerekirdi. Huzur
ve sevgi tehlikeye girerdi. Ama kimse bu görüşü tasvip etmedi. Ülkelerine yeni
birisi gelmişti ve bu insanı kendilerine benzetebilirlerdi. Bu kokuların
üzerine miskler sürülebilirdi. Öyle yapmaya da karar verdiler ama bir şeyi
unutuyorlardı: Asıl konuyu kökünden değiştiremeden üzerine miskler sürmek
sadece kendini kandırmaktı. Eski koku dururken misk de kötü kokardı.
Çalışmaya başladılar; umutlarını,
hayallerini, zevklerini, sevgilerini ve en önemlisi “biz”liklerini arkalarına
attılar. Artık tek hedef bencil insanı düzeltmekti. Ama unutuyorlardı, yılana
ne kadar güzel yaklaşsan da zehir ondadır ve ne yapacağı bilinmez. Üstelik bu
yılan insanları farkında olmadan zehirliyordu. Günlerini onunla geçiren
insanlar onun kokusundan rahatsız olsalar bile hepsi görev bilinciyle bunu
yapıyorlardı.
Zamanlar böyle geçiyordu ve her
geçen gün bencil insanın kokusu azalıyordu. İnsanlar seviniyorlardı kokusu
gittiği ve düzelmeye başladı için bencil insan adına belki ama artık birlikte
değillerdi sevinçlerini tek tek yaşıyorlardı. Çünkü artık bizliklerini
kaybediyorlardı. Aslında bencil insanın kokusu azalmıyordu artık bizlik
ülkesinin insanları da kokuyordu. Fark etmiyorlardı bunu, çünkü hala
zehirlendiklerini bilmiyorlardı.
Bencil adam çocuklarla ve
gençlerle konuşmayı daha çok seviyordu. Çünkü onlar onun kokusunu çok
beğeniyorlardı. Diğer insanlar ise onun kokusundan az da olsa daha rahatsızlık
duyuyorlardı mutlaka.
Bizlik ülkesi değişmişti. Artık
çiçekler daha cansız açıyordu, renkleri daha soluktu ve bakışları hüzünle
yoğruluyordu. Kuşlar artık benlik korkularına ve nefis karabulutlarına kanat
çırpıyorlardı. Onlar böyle tutsak olunca hülyaların da özgürlüklerine gem
vurulmuştu. Çünkü artık insanlar “biz” değil “ben” idiler.
Bencil adamlar olmuştu çocuklar…
İnsanlardan biz olanlar artık bir avuç kadardı. Kokular ve korkular dallardan
inmiş sevgileri ve sevdaları gölgelerden kovmuşlardı. “Biz” olanlar artık bir
şey yapamayacaklarını anladıklarında ülke çoktan çöle dönmüştü. Kafalarındaki
tek yol onlara uymaktı ya da en kötüsü ülkeden kaçmaktı. Onlara uymaktansa
ülkeden kaçmaya karar verdi bu bir avuç “biz” olanlar. Ama aslında tek çareleri
olmadığını düşünemediler. Düzeltmek için hala fırsatları vardı sevgi nehirleri
daha kurumamıştı. Ama “benlik” onlara da sıçramıştı belki çünkü sadece
kendilerini kurtarmayı düşündüler.
Bencillik böyle bir yılan
gibidir. Sokar ama kimsenin ruhu duymaz zehir zamanla yayılır. Anladığınızda
çoktan zehirlenmişsinizdir. İş daha yılan sokmadan onun başını ezmektir.
Zehirlenenlerden kaçmak ise çıkar yol değildir; çünkü onlardan her yerde var.
Elimizde panzehirimiz olmalı… Onlardan olmamak için “benlik” hamuruna; biraz
sevgi, biraz huzur, biraz güven ve biraz da düşünce katmalıyız. Bu hamuru ise
Allah sevgisi ile pişirip insanlara sunmalıyız.
Rabbim hepimize önce “biz” olmaya
yetecek marifet ve sonra “biz” yapmaya olanak sağlayacak panzehirler versin. Âmin…
Gülbeyaz GÜVEN
Selçuk Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
3. Sınıf
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







Yorumlar
kalemine sağlık
ne güzel şeylere vurgu yapmışsın ne güzel seyleri yitirmişiz de haberimiz yok hala..
mecnun gibi dolanıyoruz ama leylamız bile yok..
B İZ i ben yapan duygulardan kurtarsın bizleri rabbim..
selametle
* Ya Rab bana ver hep bana! " ربÙ?ا Ù?ب باÙ?ا "
** "Ya Rab bize ihsan, ihsan et bize ya Rab." " ربÙ?ا Ù?ب بÙ?ا "
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için