Sizlerden

Çocuk!

News image

Çocuklar meleklerin çeşmesinden su içerler. Ne zaman ki büyürler, Merak ederler bu su nerden ...

İç/im/den

News image

Şekersiz, açık bir bardak çay / Şimdi ellerini süsleyen, Çayın ne kadar sıcak olduğunu / Parmak uçlarında ...

Esintiler - Telâmiz

hat.jpg    Bir zamanlar gülerdi gözler, susardı diller ve haykırırdı yürekler. Umutlar vardı sevda denizlerinde yüzen ve dalgalar vardı korku gemilerini alabora eden. Hüzünler vardı ama damlaydı denizde… Çünkü kimse hüznü içmezdi, çünkü herkes kanardı sevince… Çiçekler vardı sevgilere lisan olan, çiçekler vardı renklere ışık olan, çiçekler vardı kokulara reis olan ve çiçekler vardı etrafa huzur yayan… Sonra kuşlar vardı kanatlarını sevdalara çırpan ve kuşlar vardı özgür hülyalara dalanlara tercüman olan… Ağaçlar vardı yıllarca hatta asırlarca korkuları, hüzünleri ve acıları alıp dallarına gölgesindeki sevdalardan onları uzak tutan… Şelaleler akardı huzur nehirlerine, sevgi denizlerine… Korkardı bulutlar huzuru gölgelemekten, ağlardı bulutlar ama neşeyle ve zevkle o berrak gözyaşlarına muhtaç toprak üzerine. Toprak ise bu sevinç gözyaşlarına rengârenk ve leziz hediyelerle hoş geldin derdi.

Her şey mutluydu, her şey güzeldi, her şey yolundaydı ve her şey her şeydi. Çünkü hiç bir şey kendisi değildi, çünkü yürekler birdi ve her şey her şeydi… Umutlar; sevinç, sevinçler; neşe, neşeler; hayat ve hayat ise yine umuttu. Bu döngü her şeyin her şey olmasında bir sebepti. Çünkü bunun tohumu sevgiydi ve bu tohum hep yeşil kalırdı.

İnsanlar da vardı elbette ve onlar da her şeydi. Çünkü kimse “ben varım” demiyordu; “biz varız” diyordu. Herkes mutluydu çünkü herkes hep beraberdi. Herkesin umudu daha mutlu ve daha huzurlu beldelere ulaşmaktı. Sevgileri herkese, her şeye ve herkesin ve her şeyin Sahibi’ne idi. Gönüller sevgi diyarının gülşeni idi. Ruhlar bu gülşenin bekçileri idi. Bekçi biliyordu gülşenin solmaması için gerekeni ve biliyordu gerekenin sevgi ve birlik olduğunu… Çünkü herkes “bizdi”, biz ise bu gülşenin cansuyu idi.

İnsanlar bu günlerde, bu devirlerde, bu bahçelerde, bu yollarda ve bu her şeyde güvenle adım atmaktaydı. Çünkü onlar “biz”di… Onlarda “ben” yoktu çünkü onlar “biz” suyunun damlalarıydı. Sevinçleri “biz”le başlar, umutları “biz”le sürer ve yürekleri “biz”le atardı. “benlik” onların yanından geçmeye bile cesaret edemezdi.

Bir gün geldi ki bir insan bu beldelere girdi. Çok kibirliydi ve çok “bencil” idi. Benlik onun bedeni ve kibir de onun ruhuydu sanki. Kimse bu kötü kokan insandan hoşlanmamıştı. Ne kadar da pis kokuyordu. Evet, kötü kokuyordu çünkü “benlik” bataklığındaydı yüreği; acıydı dili ve sözleri…

Herkes bu insandan uzak duruyordu. Ama kokusu tüm ülkeye yayılmıştı ve kimse artık rahat edemez olmuştu. Toplanıp hep beraber düşündüler. Herkes bir söz söyledi ve herkes ilk kez ayrılığa düşmüştü. Birileri onun ülkeden çıkmasının en iyisi olacağını söyledi. Onunla konuşmak faydalı değildi. Çünkü onun dili bir iğne gibiydi ve batırdığını kendisine benzetirdi. Üstelik öyle de ustaydı ki iğneyi batırdığını kimse anlamazdı. İşte bu yüzden bu insanları ülkeye sokmamak gerekirdi. Huzur ve sevgi tehlikeye girerdi. Ama kimse bu görüşü tasvip etmedi. Ülkelerine yeni birisi gelmişti ve bu insanı kendilerine benzetebilirlerdi. Bu kokuların üzerine miskler sürülebilirdi. Öyle yapmaya da karar verdiler ama bir şeyi unutuyorlardı: Asıl konuyu kökünden değiştiremeden üzerine miskler sürmek sadece kendini kandırmaktı. Eski koku dururken misk de kötü kokardı.

Çalışmaya başladılar; umutlarını, hayallerini, zevklerini, sevgilerini ve en önemlisi “biz”liklerini arkalarına attılar. Artık tek hedef bencil insanı düzeltmekti. Ama unutuyorlardı, yılana ne kadar güzel yaklaşsan da zehir ondadır ve ne yapacağı bilinmez. Üstelik bu yılan insanları farkında olmadan zehirliyordu. Günlerini onunla geçiren insanlar onun kokusundan rahatsız olsalar bile hepsi görev bilinciyle bunu yapıyorlardı.

Zamanlar böyle geçiyordu ve her geçen gün bencil insanın kokusu azalıyordu. İnsanlar seviniyorlardı kokusu gittiği ve düzelmeye başladı için bencil insan adına belki ama artık birlikte değillerdi sevinçlerini tek tek yaşıyorlardı. Çünkü artık bizliklerini kaybediyorlardı. Aslında bencil insanın kokusu azalmıyordu artık bizlik ülkesinin insanları da kokuyordu. Fark etmiyorlardı bunu, çünkü hala zehirlendiklerini bilmiyorlardı.

Bencil adam çocuklarla ve gençlerle konuşmayı daha çok seviyordu. Çünkü onlar onun kokusunu çok beğeniyorlardı. Diğer insanlar ise onun kokusundan az da olsa daha rahatsızlık duyuyorlardı mutlaka.

Bizlik ülkesi değişmişti. Artık çiçekler daha cansız açıyordu, renkleri daha soluktu ve bakışları hüzünle yoğruluyordu. Kuşlar artık benlik korkularına ve nefis karabulutlarına kanat çırpıyorlardı. Onlar böyle tutsak olunca hülyaların da özgürlüklerine gem vurulmuştu. Çünkü artık insanlar “biz” değil “ben” idiler.

Bencil adamlar olmuştu çocuklar… İnsanlardan biz olanlar artık bir avuç kadardı. Kokular ve korkular dallardan inmiş sevgileri ve sevdaları gölgelerden kovmuşlardı. “Biz” olanlar artık bir şey yapamayacaklarını anladıklarında ülke çoktan çöle dönmüştü. Kafalarındaki tek yol onlara uymaktı ya da en kötüsü ülkeden kaçmaktı. Onlara uymaktansa ülkeden kaçmaya karar verdi bu bir avuç “biz” olanlar. Ama aslında tek çareleri olmadığını düşünemediler. Düzeltmek için hala fırsatları vardı sevgi nehirleri daha kurumamıştı. Ama “benlik” onlara da sıçramıştı belki çünkü sadece kendilerini kurtarmayı düşündüler.

Bencillik böyle bir yılan gibidir. Sokar ama kimsenin ruhu duymaz zehir zamanla yayılır. Anladığınızda çoktan zehirlenmişsinizdir. İş daha yılan sokmadan onun başını ezmektir. Zehirlenenlerden kaçmak ise çıkar yol değildir; çünkü onlardan her yerde var. Elimizde panzehirimiz olmalı… Onlardan olmamak için “benlik” hamuruna; biraz sevgi, biraz huzur, biraz güven ve biraz da düşünce katmalıyız. Bu hamuru ise Allah sevgisi ile pişirip insanlara sunmalıyız.

Rabbim hepimize önce “biz” olmaya yetecek marifet ve sonra “biz” yapmaya olanak sağlayacak panzehirler versin. Âmin…


Gülbeyaz GÜVEN

Selçuk Üniversitesi

İlahiyat Fakültesi

3. Sınıf

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorumlar  

 
0 #3 boşver 24-05-2007 13:47
teşekkür ederim gülbeyaz hocam güzel bir yazıydı.Rabbim cümlemize birlik beraberlik şuuru versin..benlikten kurtulmayı nasip etsin inşallah..
Alıntı
 
 
0 #2 ilham 24-05-2007 10:14
teşekkürler sevgili hocam..

kalemine sağlık

ne güzel şeylere vurgu yapmışsın ne güzel seyleri yitirmişiz de haberimiz yok hala..

mecnun gibi dolanıyoruz ama leylamız bile yok..

B İZ i ben yapan duygulardan kurtarsın bizleri rabbim..

selametle
Alıntı
 
 
0 #1 MehmetSevgili 23-05-2007 00:18
"Rabbena heb bana heb bana"* dememek lazım dua ederken. E azıcık bencilliği bırakıp duanın doğrusunu okumak lazım di mi: "Rabbena heb bina, rabbena heb bina"**

* Ya Rab bana ver hep bana! " ربÙ?ا Ù?ب باÙ?ا "
** "Ya Rab bize ihsan, ihsan et bize ya Rab." " ربÙ?ا Ù?ب بÙ?ا "
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile