Sizlerden

Çocuk!

News image

Çocuklar meleklerin çeşmesinden su içerler. Ne zaman ki büyürler, Merak ederler bu su nerden ...

İç/im/den

News image

Şekersiz, açık bir bardak çay / Şimdi ellerini süsleyen, Çayın ne kadar sıcak olduğunu / Parmak uçlarında ...

Esintiler - Telâmiz

Mecâzi aşkına karşılık bulamayan âşık ise,  bir kuyuya düşmüş kişidir. Kuyudan çıkmaya çalışır, finâle ramak kala bir karınca misali tepe noktasının en keskin yerinden kuyunun dibine sırt üstü geri düşer. Kuyudan çıkmayı defalarca dener, sonuç hep aynıdır. Ancak, kuyunun dibinde gizli ve esrarlı kapılar vardır. Bunlar,  diğer aşklara açılan kapılardır. Âşık, kurtulmak için bu kapılardan birini bulmak zorundadır. Kuyunun sırlı kapılarından ..

İnsanlar hayatları boyunca diğer insanlarla ve nesnelerle ilişkilerinde genellikle duygularıyla hareket  ederler. Sevgi duygusunu diğer duygularla karşılaştırırsak;sevgi insanın en yoğun duygusudur diyebiliriz. Tabi ki yoğunluk kişiye göre değişecektir, bu yoğunluğu karakter ve sonraki yaşantı belirler. Bu duygunun ilk deneyimi,  çocuğun dünyaya gelmesiyle birlikte annesini sevmesidir. O dönemde bebeğin dünyası annesinden ibârettir, her şeyi ondan ister, her şeyi onda bulur. Böyle olması onun sadece ihtiyaçlarına dayanmaz, büyük çoğunlukla annesine sevgi bağıyla bağlanmasından kaynaklanır. Bu da ilâhi kudretin insanoğluna bahşettiği büyük mucizelerdendir.

Sevgi,  insanı doğumdan ölüme kadar hayata bağlayan şey. . . Nitekim şöyle açarsak konuyu;hiçbir çocuk yoktur ki ben bu dünyada hiçbir şeyi sevmiyorum, hayat benim için anlamsız, dolayısıyla benim yaşamam da anlamsız desin. Ama ne oluyorsa bundan sonra oluyor, insanı kendisinin ve diğer insanların boş ama çılgınca ihtirasları, kişinin aradığı sevgiyi bulamaması gibi envâi çeşit saıkıntılar insanı buhrânlara sokuyor ve buhrânlarla insanın gözünün önüne inen perde onun diğer sevebileceği şeyleri görememesine sebep oluyor, sonunda bir yudum suya muhtaç çiçeğin boynunu bükmesi gibi o da boynunu büküveriyor. Bazen kendisine yapmaması gereken şeyi revâ görüyor, kötü durumlara istemeden sürükleniyor. Ancak, hayatına son vermeye çalışan, fakat buna ilâhi irâde tarafından müsâade bulamayan kişiler yaşamanın ne güzel bir şey olduğunun sonradan farkına varıyor, hayat ipine daha sıkı tutunuyor ve dünyada sevecek çok şeylerin olduğunu idrâk ediyor.

Evet, insan için hayatında sevecek çok şey vardır,  en basit nesneden en aşkın varlığa  kadar…Bunlara duyulan sevgi içerisinde insan hayatında iki sevgi öne çıkıyor ve çıkmalıdır da:İnsan sevgisi,  Hâkk sevgisi. İnsan için bunlar büyük bir öneme sahiptir ki,  zaten insan bunlar için yaşar ya da herhangi birisi için. Bu iki sevginin yoğun bir boyutu vardır ki,  o da aşktır. Aşkın tanımını yapmanın zor olduğunu hepimiz pekâlâ biliriz. İnsanlara aşk nedir diye sorulduğunda herkes farklı tanımlar yapar. Çünkü herkes bildiği kadarıyla onu tanımlar. Aşkı bilmek için de onu yaşamak gerekir. Yani,  aşkı yaşadığım ölçüde tanımlarım. Biraz tanımlayalım bakalım, ne kadar yaşıyoruz. Aşk,  kelime mânâsından hareketle,  insanı baştan aşağı saran bir alevdir. Aşk, sevginin şiddetli hâlidir, âşığı çarpar,  çünkü aşırıdır. Aşk,  ulaşılması istenen şeye beslenen mübâlağalı bir duygudur. Bu dünyevî bir nesneye –örneğin paraya-olabileceği gibi genelde ya bir sevgiliye ya da Hakk’adır. Buna klasik tabirle mecâzi ve hakîkî aşk diyorlar. Aşık kişi sevdiğinden karşılık bekler, onun da kendisini sevmesini ister. İnsan için hayatın mânâsı severek yaşamaktır, mutluluğun mânâsı ise severek sevilmektir.  

Aşık, mâşukunu binlercesinin içinden seçer yani diğerlerinden vazgeçer.  Aşk, ne çirkin ne güzel bilir, ne zengin ne fakir tanır, o sadece bir ruh oyunudur. Yenilerin tabiriyle aşk bir elektriktir. Aşk, kalpten kalbe yol alan, ruhları zevk ve huzur alevi ile saran her gönüle girebilen, acı ve ızdıraplarla da mutluluk bahşeden bir kudret helvasıdır. Aşk, kalpten başka emir, irâde dinlemez. Eğer aşk karşılıklıysa her iki tarafta aşkına yanıt bulduğu için mutlu olur, özgüvenler artar, çevresindekilere pozitif enerji yayarlar, işlerinde daha başarılı olurlar. Ancak karşılık bulamazsa kişi kara sevda sendromuna tutulur ve karşılık bulmak için sabırla ısrar eder. Onun sabrı, acıyı sessizce içine yudum yudum çekmektir. Bu da en ağır delikanlıyı bile yıkar. Delikanlı,  dalgalanıp beton kıyıya çarpan su akıntısıdır, betona çarpar,  ancak ona tesir edemez. Halbuki  kendisini feda etmiştir onun için ve onunla hemdem olmayı arzulamıştır.  Fakat beton mahiyeti sebebiyle kabul etmemektedir onu.  Daha sonra su,  kendisini kabul edecek topraktan bir kıyı bulacaktır. Ama onun arzusu beton kıyıda kalmaktır. İşte karasevda bu.  Böyle bir kişi gördüğünüzde onun ne umutlanmasını sağlayın ne de acı gerçeği yüzüne vurun,  ebediyen susun.

Hakîkî aşk ise tam ve kusursuz olan tek varlığa duyulan aşkların en yücesi,  en büyüğüdür. Kişi kendisine göre sevdiğinin en güzel olduğuna inanır, kusurları varsa görmezden gelir. Dolayısıyla insan güzel olan şeyi sever. Allah (cc. ) ise varlıkların en güzeli, kusurdan en uzak olanıdır. tüm güzellikleri yaratan ve zâtında barındırandır. Bu sebeple sevgilerin en büyüğüne lâyık olan da odur. Fakat onun sevgisini gönle yerleştirmek zordur ve uzun bir çaba gerektirir, buna uzanan yollar çetrefilli ve çetindir. Bu yolda insanlar çeşitli imtihanlara tâbî tutulurlar. Bütün bu zorluğuna rağmen,  insan aşkına  en mükemmel şekilde karşılık bulduğu için , bu aşk; aşkların en yücesi olur.

Mecâzi aşkına karşılık bulamayan âşık ise,  bir kuyuya düşmüş kişidir. Kuyudan çıkmaya çalışır, finâle ramak kala bir karınca misali tepe noktasının en keskin yerinden kuyunun dibine sırt üstü geri düşer. Kuyudan çıkmayı defalarca dener, sonuç hep aynıdır. Ancak, kuyunun dibinde gizli ve esrarlı kapılar vardır. Bunlar,  diğer aşklara açılan kapılardır. Âşık, kurtulmak için bu kapılardan birini bulmak zorundadır. Kuyunun sırlı kapılarından biri de,  ilâhi aşka açılan kapıdır. Bu kapıyı bulup, girebilen hayatının en büyük, en yüce işini yapmış olur. Mecâzi aşk karşılık bulur ise,  ömrü kısadır, vuslat gerçekleşince tılsım kaybolur, aşkın yerini sevgi alır, bu da çok doğaldır. Fâni olan aşk, kişiyi hakikî aşka hazırlar, bu bağlamda mecâzi aşk,  ilâhi aşkın ilk mektebidir.

Ahmed Erkan Yavuz

Marmara Din Kültürü

3. Sınıf

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile