Cumartesi, 01 Kasım 2008 00:58
“O’nun arzusuna muhalif tüm
arzulara ket vurmadıkça halimiz nice ola?”
Maddenin esiri olan ve
dünyevileşen insan, -dikkat buyurun mümin veya müslüman demiyorum- O’nun aşkını
kaybettiğini çok geç fark etti. İşin aslı O her yerde idi ama maddiyatın
girdabında kaybolan âdemoğlu, O’nu bulmaktan acze düştü.
O’nun yerine maddeyi, çoluk çocuğu,
işi, aşı, eşi, meskeni ve sair birçok şeyi ikame eden insan, O’nu bu girdabın
içinde bulmaktan tabiatiyle acze düştü…
Kalbinin değil aklının, vicdanının
değil nefsinin, rehberinin değil şeytanın emrine ve yoluna tabi olan, O’nu
nasıl bulabilsin?
Dinin ve de yaratılışın
hakikatinin aşk olduğunu unutan, aşkını kaybetmiş ve akıl putuna ram olan bir
benliğin, O’na vuslata mani olan putları kırmadan, O’na, O’nun aşkı ile vasıl
olması ne mümkün?
O, “ben” ve “sen”
mefhumunu her daim izhar eden, bu mefhumun O’na vasıl olmak için birer mani
olduğunu idrak edemeyen bir insan için elbette ulaşılmazdır…
Hâlbuki O, “bana doğru bir adım
atana, ben on adım atarım” derken, “ben” putundan sıyrılmış bir
surette yüzünü O’na döneni kastetmiştir, yoksa nefsinin esiri olanı değil…
Mevcudiyetinin ve mevcudatın
biricik Sani’i ve Hâkim’ine, sade ve sadece mevcudiyetini borçlu olduğu için
dahi yönelmekten imtina eden bir nefis, O’na nasıl vasıl olabilir?
Konuşmasında “aklın ve bilimin
ışığı” diyen birisi ile bilmem kaç
yılını “din” yoluna sarf ettiğini iddia eden ve bu sürede yazdığı
eserler ile böbürlenen kimse arasında, ilahi aşka mesafe hususunda bir fark
olduğu iddia edilebilir mi? O’na vasıl olmanın biricik yolu olan aşk ve ihlâs
nimetinden bihaber bir surette; “bu din akıl dinidir, aklı rehber etmez isek
bağnazlığa düşeriz, binaenaleyh ayet ve hadisler de aklın süzgecinden
geçirilmelidir” diyen kimse için, vâesefâ! O aşk isterken O’na aklın
rehberliğinde ulaşabileceğini düşleyenler için; vâesefâ!
Nefis ve şeytan putunu Lâ baltası
ile parçalayıp toz haline getirdikten sonra aşk hamurunu O’na sevdalı ve O’na
müteveccih bir surette yoğurup muhabbet denizine giremeyen için; vâesefâ!
Bu hususta Sehl b. Abdullah
Tüsterî Hazretleri de şöyle buyurmakta ve meseleyi özetlemektedir:
“Hiçbir yolun, insanı Allah’a
ihtiyaçtan (iftikardan) daha fazla yaklaştırmadığını ve hiçbir perdenin
iddialarda bulunmaktan (da’va) daha kalın olmadığını gördüm. İblis’in yoluna
bak; iddiadan başka bir şey göremezsin. Sonra Âdem’in yoluna bak; bu kez de
ihtiyaçtan başka bir şey göremezsin.” Yani insanlar kendilerinde varlık ve
bağımsızlık buldukları ve kendilerini iyi gördükleri sürece Allah aşkından boş
olacaklarıdır.
O, O’na muhabbetsiz bir surette
sadece aklı ile gelmek isteyeni ne yapsın? Aklın O’na varmada perde olduğu
hakikati ayan beyan ortada iken, aklı aşka tercih niye?
Resul-u Zîşan efendimiz, O’na olan
muhabbetinden olmasaydı, felahı teminat altında olmasına rağmen O’na taat ve
ibadet hususunda sınırları zorlar mıydı?
Can, cânânı için
canından geçmedikçe, candan ve canandan hakkıyla bahsedilebilir mi? Candan geçmeyi akla ve mantığa muhalif gören
bir zihniyetin de O’na, O’nun istediği bir muhabbet duyması mümkün müdür?
Şairin de ifade
ettiği gibi:
Gözde O gönülde O’nda
iken ne güzeldik,
Ondan ayrı
düşünce hep üst üste devrildik,
Aç ellerin yönel
O’na ol kullukta müdâm,
Ol ki budur ancak
hilkati insandan meram…
Ez cümle O, O’na
olan aşk ve muhabbetini hakiki manada izhar eden biricik kulunu muhabbet
ocağına alarak ona muhabbetin huzur, neşve ve manasını tattırır.
O neşve ve
muhabbeti henüz tatmayan, tadamayan bir kimsenin O’nun aşk ve muhabbetinden
hakkıyla söz edebilmesinin imkânsızlığını elbette takdir edersiniz. Öyleyse
dilimizden düşmeyen duamız şu olmalı; Rabbim; bizi senin rızan ile sana vasıl
olan ve şu fani dünyada ilahi aşktan nasiplenenlerden eyle!
Vesselam…
Abdurrahman
Mıhcıoğlu
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







Yorumlar
güzel bir diyalektik oldu sayın falay teşekkür ediyorum.
> â??oysa geceyi,gündüzü,güneşi ve ayı yaratan Oâ??dur.bunların â??her biriâ? birer â??yörüngedeâ? yüzüyorlar.
Felsefe â??sorgulamaktırâ? demiştiniz. Sorgulayalım;
Güneş bir â??şeyâ? dir
Ay, o da bir â??şeyâ?dir.
Gece ve gündüz â??olayâ?dır. Bu olay nerde â??ger çekleşirâ?? â??dünyada. Nasıl ger çekleşir? Dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi ile.
Ayette â??bunların her biriâ? dendiğine göre buradan çıkacak sonu ç â??gece ve gündüzün-dolayısı ile dünyanın- da bir yörüngede yüzdüğü anlamına gelir.bu ayet sizin â??iddia ettiğinizâ? gibi â??dünyayıâ? â??merkezeâ? koymuyor. Bilakis her ü çünün de birer yörüngelerinin olduğunu ve bu yörüngelerinde â??yüzdükleriniâ? ifade ediyor.(( â??bu günküâ? (ki bunun altını çiziyorum,zira bugünkü bilgi â??nihaiâ? bilgi değildir) astronomik bilgimizle ifade edersek dünya da ay da güneş de â??Samanyoluâ? galaksisinin etrafında â??yüzmektedirl erâ? hem de saatte yaklaşık 720 bin km. hızla!))
>bilimsel tavır ile istihza asla bir şahıs üzerinde toplanamaz. Bilimsel tavır bir tezi de antitezini de â??doğrulamaâ? prensibini gerektirir. İstihza ise ya â??aczinâ? neticesi ya da â??ideolojik dogmatizminâ? neticesidir.
Üzgürlüklerden özellikle â??fikir özgürlüğündenâ? dem vuran Avrupa! Nasıl oluyor da bir şahsı â??fikirlerindenâ? dolayı mahkum edebiliyor. Hem de mahkeme zoru ile! Birileri â??evrim teorisineâ? â??inanabilirâ?, bu inan çlarının â??propagandasınıâ? yapabilir ama bir başkası â??evrim teorisinin sa çmalığına inanamazâ? ve kendi inancının propagandasını yapamaz. Bu ancak bir tek şeyle a çıklanabilir herhalde â??patolojik İslam düşmanlığıâ?.
> â??â?¦evrimi 'teori' diye ge çiştirmek ancak önceki yorumumda zikrettiğim gibi 'iman esaslarına itikad' üstüne kurulmuş ve aklın ışığından yoksun bir düşüncenin yansıması-)ır.â?
Evvelen ben evrimi sadece bir â??teoriâ? diyerek ge çiştirmiyorum. Sizin â??..yaradılış inan çları 'aklın ışığı' ile yanlışlanmış ve evrensel kabul görmüştür.â? Sözünüzün â??asılsız ve gayri ilmiâ? olduğunu söylüyorum.
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/index.php?kategori_id=2&soru_id=332. Herhalde bu ifadeleri de â??'iman esaslarına itikad' üstüne kurulmuş ve aklın ışığından yoksun bir düşüncenin yansımasıâ? olarak değerlendirme zsiniz umarım. Yani demek istemem o ki bu â??teoriâ? sadece bir â??teoridirâ?, bir â??kanunâ? değil.
>okumak gereklidir ama daha gerekli olan doğru bir â??okuma keyfiyetineâ? sahip olmaktır. â??aklı selimâ? ve â??muhakemeâ? melekesinden yoksun bir okuma-ki konusu ne olursa olsun- kuru bir ezbercilikten öte bir anlam ifade etmez. Ben de size-bir ilahiyat çı olarak- okuma keyfiyetinizi â??sorgulamanızıâ? tavsiye ediyorum.
>bütünü anlama noktasında â??aklın ışığıâ? da yalnızca bir â??pencereâ?dir. Bu ifademizden aklı olumsuzladığımız manası çıkmaz bilakis, bütünü anlama çabasında â??bütün çülâ? bir yöntemin kullanılmasının gereğine işaret vardır. Siz hakikatin bilgisine ulaşmada â??indirgemeciâ? bir tavır sergiliyorsunuz . Oysa â??indirgemeci bir zihniyetâ? ile â??bütünün bilgisineâ? ulaşılamaz.
> â??dinâ? mefhumunu â??kilise dogmalarıâ? bağlamında değerlendirip sonra da kuran ve İncil-leri mukayese etmek metodolojik bir hata olur.
> galileonun beyanı â??dinin bir hakikatiniâ? değil â??kilisenin bir dogmasınıâ? yanlışlamıştır. Ki esasen vakıa şudur; ilk ü ç İncil yunancadır, yunan felsefesi ve mitolojisinden bir takım öğeleri alması da ka çınılmazdır. Yani galileonun başkaldırısı â??esasenâ? aristotelesin â??niteliksel kozmolojisineâ? karşı geliştirdiği â??niceliksel kozmolojiâ? tasavvurunun başarısı-)ır. Ki modern bilim de bu esas üzerine kurulmuştur.
> â??yaradılış inancınıâ?nın â??aklın ışığıâ? ile yanlışlandığı ve â??evrim TEOR İS İâ?nin evrensel kabul gördüğü â??yargınızâ? bence hi ç de â??aklın ışığıâ? ile verilmiş bir yargı değil. Bir defa evrim teorisi sadece bir â??teoridirâ?. Bilimsel olmaktan öte â??ideolojikâ? ve â??mitolojikâ? bir teori. Bunun tartışmasına girmeye gerek yok.eğer kurallara uygun ise sadece şu linki vereceğim, aklı selim ve muhakeme ile â??okumanızıâ? rica ederek;http://www.evrimbelgeseli.com/anasayfa.html
ayrica bir ilahiyatci felsefenin alasini okur diyebilirim, meslek derslerinden cok felsefe dersi okutulur ilahiyatlarda, lutfen ilahiyat mufredatini inceleyin ve oyle konusun..
Bir kimse müminim, Müslümanım diyor ve Resul'un öğretisine harfiyyen tabi oluyorsa elbette düşüncesi ve düşünme yolculuğu da tabii olarak belli hududlar dahilinde olmalı-)ır. İsmini zikrettiğiniz filozoflardan birisinin "aklın ışığında" fasit teorileriyle dünyanın ifsadına direkt veya dolaylı olarak yol a çtığının bilmem farkında mısnız (bkz. 2. Dünya harbinin arka planındaki ideoloji, gü çlü-zayıf metaforu)? Orta çağ-)a (ki durum pek değişmemiştir, o zaman farklı doğması olan kilise, bugün dünyadan elini eteğini çekmiş, o alanı Allah'a değil de Sezar'a! bırakmıştı ki işin aslı tarih boyunca bu fikri arka plan da kökeninde mevcuttur) Hıristiyanlığın i çinde bulunduğu durum göz önüne alındığında İslam- Hıristiyanlık kıyası yapmanın manasızlığı kabul edilmesi gerekn bir vakıadır.
Mesele, Hakk'a esir olmayı kabul etmek ya da nefsin veya aklın esiri olamyı kabul etmektir. Biz müminler olarak şu emre amadeyiz; Hakiki hürriyet Hakk'a hakiki manada kul olmaktır. Ondan sonradır ki kulun hürriyeti başlar. O'na kul olmak, kainatın biricik yaratıcısının arzularına muğayir iş yapmamayı gerektirir, yani her fiil ve düşüncenin O'nun belirlediği hududlara dahilinde olmasının... Tabi ki Allah'a hakiki manada kulluğu kabul ve tasdik etmeyen ve aşk odunda yanmayanların, yanmak istemeyenlerin bunu anlaması gü çtür Rabbin Kur'an'ında ifade ettiği üzere ... Vesselam...
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için