GEZİyorum
Hayallerin Şehri New York'a Yakından Bakın II![]() New York yemek kültürü açısından da karışık bir şehir. Her türlü yemeği ama özellikle orta-doğu yemeklerini bulmak gayet kolay. Bagel ve Pizza New York denildiğinde akla gelen iki vazgeçilmez. ... |
İlahiyatçı Gözüyle 'Uyumayan Şehir' New York - I![]() Burası New York. Banliyolarla birlikte yaklaşık 21 milyon nufusuyla Amerika’nın en kalabalık şehri. Frank Sinatra’nın meşhur New York şarkısındaki ifadeyle “uyumayan ... |
Pazar, 20 Şubat 2011 12:29
Yemen Gezi Notları I : Yemen Ah Yemen!
Yemen Gezi Notları II: San’a Sana Geldim
Dil Fakültesi
17 sularında sınav mahalline gittim, 1 ve 3 bir arada, 2 ve 4. sınıflar bir arada sınav oluyor, fakülteden bir tane mümeyyiz hanım var, İngiliz dili bölümden nikaplı, bu arada dekan yardımcısı ve bir iki kişi daha girdi içeri, kontrol yapıyorlar. Bazen nikaplarını kaldırıp yüzlerine bakıyorlar. Sınav sorularını yaklaşık bir hafta önceden kapalı zarfta idareye veriyormuşlar, sınav günü alıyorlar ve imza karşılığı teslim ediyorlar. Beraberce dekan yardımcısının odasına gittik, ana baba günü içerisi.
Hocayla bir önceki gün tanışmıştık ayaküstü, Iraklıymış. Çok Iraklı hoca var. O kadar ki, üniversitenin ana giriş kapısının yanındaki gazete büfesinin camında dört tane Saddam posteri hala asılı duruyor. Yemen bu tarafgirliğini Suudi Arabistan’ın bir milyon Yemenliyi hiçbir tazminat ödemeden sınır dışı etmesiyle büyük bir ekonomik sıkıntıya girmişti. Irak işgaliyle öğretim üyelerinin çoğu diğer Arap ülkelerine gitti, Yemen de bunlardan biri galiba diye düşündüm. Anlamadığım taraf, Suudi Arabistan ve Umman ile komşu, yani petrolün burada da çok olması lazım. Nitekim üretimde dünyada 37.miş. Batıda verimli toprakları var, altın az da olsa varmış, niye ekonomik sıkıntıdaysa, neyse bunlar beni aşan sorular. Hala iki ülke arasında önemli gerilimler var, neyse dekan yardımcısının odası küçük ve içeride oturan nikaplı üç dört bayan var, ayrıca İngiliz olduğu her halinden belli bir hoca hanım daha vardı.
İngilizce, Fransızca ve Almanca bölümleri oturmuş. Ayrıca İtalyanca, Türkçe ve İspanyolca bölümleri varmış. Türkçe bu sene mezun verecek, ilk defa Faruk Bozgöz kardeşim başlatmış buradaki hizmeti. Onunla Ürdün’de bir yıl beraber kalmış ailecek beraber umreye gitmiştik. Onun kurucu hoca olduğunu duyunca ilk bilgileri ondan aldım ve sürekli merak ettiğim Yemen’e gelmeye karar verdim. İspanyolca bölümü bu yıl açılmış, Fransızca bölümünde Fransız ve Türkiye vatandaşı Levent diye bir arkadaş da varmış. Yani her ülkenin ilgisi yoğun Yemen’e. Nasıl olmasın, en önemli enerji merkezlerinden birinin tam kavşak noktasında bulunuyor. Yemen’in tam karşısında Körfez’in Afrika kesiminde Cibuti devletçiği kurulmuş; burada Fransa ve ABD’nin askeri üsleri var. Cibuti’nin yanındaki Eritre’de İtalyan üssü bulunduğu söylersem küresel güçlerin ilgilerinin derecesini anlamış oluruz.
İhsan hocamla bendenizin mekanına geldik, hemen bir çay demledim, Murat hocamı da çağırdık, Çorum leblebi ve çekirdek eşliğinde harika bir sohbete başladık. MEB, TİKA ve YUNUS EMRE VAKFI Türkiye Türkçesinin bütün dünyada öğretilmesi için elinden geleni yapıyor; yaklaşık 71 ülkede kürsü veya bölüm olarak Türkçe öğrettiğini, dil ve düşünce arasındaki irtibatı konuşmaya başladık. Edebiyatın medeniyet tarihin en önemli kısmını oluşturduğunu, bir milletin nasıl düşündüğü, nasıl yaşadığı, ne hissettiğini o milletin yazdıklarından anlaşılacağı üzerinde durduk. Türkçenin dünyada önemli dillerden biri olması Türkiye’nin ekonomik gücünün artmasıyla paralel, bu da siyasi istikrardan geçiyor. Ortadoğu’da son yıllarda artan Türkçe ve Türkiye ilgisi bundan dolayı diyor arkadaşlar. Devlet bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı düzeyinde yapılan ziyaretlerde bu çok net olarak hissedilmiş bölgede.
Ağız, şive, lehçe ve dil üzerine sohbet, bir süre sonra Özbekçe, Kırgızca, Kazakçanın dil mi lehçe mi olduğuna kay
dı. Her boyun lehçesini ayrı bir dil olarak gördüğü akademik temelli olarak konuşulurken niye Özbek Türkçesi veya Kırgız Türkçesi değil de Özbekçe, Kırgızca olarak kabul ettikleri meselesine geldi. İhsan hocam, “Bir tek biz Oğuzların Türk üst kimliğiyle ortaya çıktığını, diğer boyların ise bu üst kimliği kabul etmediğini, Özbekçe ve Kırgızca dil değil de lehçe olarak kabul edildiği zaman Türkiye Türklerin hükümranlığına girileceğini” söyledi. Yani “Oğuz olarak kalınsaydı bütün Türk boylarının birleşme ihtimali daha güçlü olabilirdi” deyince birden heyecanlandım. Kırgızistan da bir tek Türkiye’de yaşayanlara (boyu, ırkı, dili, dini ne olursa olsun) Türk dediklerini ve tanıttıkları zaman “Türkiyeli ağay” dediklerini söyledim. Berberde Önder ve Hakan da “Tiyeli Arap” olduklarını söylemiştiler dedim.
Şaşırdı önce, bende bunun üzerine 6 Şubat 2011 Pazar günü Star gazetesinde çıkan yazıyı verdim ve bunu bir okuyunuz ve müzakere edelim dedim. Buradaki dersler sizin katkılarınızla talebelerimizin yanı sıra kendimin de bir eğitim öğretim sürecine tabii tutmak, dil ve düşünce arasındaki irtibatı dilci kardeşlerimle geliştirmek, çünkü Arap yarımadasının ucunda Hataylı Arap kardeşim, Yeni Türk Berberi adı altında bir dükkan işletiyor, içeride televizyon da Türk kanalı açık, soruyorum bura vatandaşlığına niye geçmiyorsunuz diye, olur mu, ben Türkiyeliyim diyor. Arapçayı sadece konuşuyor ve okuyamıyor yazamıyor, ama niye böyle diyorum, öğrensene, yok ihtiyaç duymuyorum diyor. Türkçe okuyup yazmanın ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın yeterli olduğunu belirtiyor. Vakit epey geçmiş, akşam ezanı okundu ve dışarıda vaaz sesi geliyor, bu neresi diye sordum. İhsan bey, Çarşamba günleri Edebiyat Fakültesi İslam kültürü dersleri veren bir hocanın vaaz verdiğini isterse tanıştırabileceğini söyledi, o sorulur mu hocam dedim ve evden çıktı.
ENSAR MESCİDİ
Kampus civarında iki mescid var, biri Zeydilerin diğeri de Sünnilerinmiş. Hızlıca gittik, Sünnilerin mescidine, temiz bir yer. Genç biri vaaz ediyor, on beş yirmi kişi dinliyor, bazıları Kur’an okuyor, bazıları yaslanmış duvara ayaklarını uzatmış öyle dinliyor konuşmacıyı. Fasih ağırlıklı ama hızlı konuşuyor benim çokça gelmem gerek, temrin için. Genç on altı yaşlarında biri ezan okuyor, mihraplar içeri doğru ve aydınlatılmış, imam da genç, her ikisi de eteklik gibi Hindilerin çokça giydiği bir altlık var. Farzdan sonra bir bakıyorum cemaat dolu, bir kısmı hemen çıkıyor, öyle farz sonrasında müezzinlik falan yok o arada biri çıkıyor ve bir hadisten hareketle konuşuyor. Ne oluyor dedim, burada farzdan sonra tesbihat sessiz yapılır, bir kısmı da çıkar, vitir pek mescitte kılınmaz diyor İhsan bey. Bir süre sonra imam iki rekat son sünneti kılıyor ve çıkıp gidiyor.
Biz de vaaz veren hocayla tanışıyoruz, Dr. Salih imiş adı, Mekke üniversitesinde lisans ve doktorasını yapmış, Edebiyat fakültesinde çalışıyormuş, bende konuşmaya ve Arapçamı geliştirmeye ihtiyacım olduğunu söyledim, elinden geleni yapacağını belirti. Aslında şaşırdım buradaki Sünni mescidi ve çoğunluğu Şafii. Zeydiler de var önemli miktarda. Devlet başkanları da Zeydi, ama son dönemlerde Suudi Arabistanla ilişkilerini geliştiriyormuş. Acaba gene Zeydi ama Haşimi kabilesinden olduklarını söyleyen ve yönetimle çatışma içinde olan Husilere karşı bir ittifak mı bu bilemiyorum. Bölgede Şiilerin önünü açmak için Husileri İran’ın desteklediği iddiaları karşısında bu ihtimal olabilir. Çünkü Husiler, Suud sınırına yakın yerlerde oturuyorlarmış ve altı kez ciddi çatışma olmuş, şu an sulh yok, ama ateşkes varmış.
Neyse hoca benim ilahiyatta felsefe çalışmamı biraz yadırgadı, kimleri okutuyorsunuz dedi, bende saydım Kindi, Farabi, İbn Sina vs diye. Ha unuttum söylemeyi, geldiğim ana kapının karşısında “el-Mağhad el-Kindi el-Akademi” yazıyordu, çok sevindim hızla tabelanın yanın gidince, bir de baktım üstte Latin harfleriyle “Assocation Canadian Akademi” yazıyor, ne bozuldum ama!
İyi de bunlar felsefe bölümünde değil mi deyince, buradaki ilahiyatı dilim döndüğünce İhsan beyin yardımıyla da anlattım. Temel İslam bilimleri, İslam tarihi ve Felsefe diye bölüm olduğunu, diğer dersleri lisansta aldığımı söyledim. Hatta hadis dersinde Hatipoğlu hocamın “Hilafetin Kureyşliliği Meselesi” makalesini hatırladım Zeydi Husilerin Haşimilikten dolayı gene Zeydi ama Haşimi olmayan devlet başkanına itiraz ettiklerini anlayınca, aslında lisansta ne kadar önemli bir ivme kazandığımızı bir kez daha anladım ama seslendirmedim tabiî ki.
Gazali üzerine olan çalışmamı anlatmakta epey zorlandım. Dedim, bir iki ay sonra geniş müzakere ederiz, şimdi pek olmuyor, çünkü İhsan ve Murat beylerin de pek felsefeyle araları yok gibi, az biraz şaşırdılar onlar da. Öyle ne yapayım, felsefeyi seviyorum, onun yolda olmak, sürekli sorgulamak ve kaygıları paylaşmak demek olduğunu, onun vesilesiyle nereleri gördüğümü anlatsam ayıp olur. Tam çıkacakken farz sonrası vaaz veren adam geldi elinde iki fotokopiyle, meğer o görevli değilmiş, İslam’ın şubelerinden anlattı üniversitedeki hocaya, o da dinledi garibim ne yapsın.
Bu manzara bana hiç “garip” gelmedi nedense! Bir keresinde Çorum Mogaz da oturuyoruz şenlikli bir sohbet dönüyor, biri geldi ilahiyat anlatmaya başladı bende dinliyorum. Hakkı abi, hoca ilahiyatta profesör dedi ama adam hiç tınmadı, ha bire anlatıyor bende dinliyorum, tık yok. Hakkı abi dayanamadı hocam hani şuraya gidecektik, diyerek beni çıkarttı dükkândan ve az biraz da kızdı, niye müsaade ediyorsun diye, ne deyim abi, siz söylediniz, adam bana tebliğde bulunuyor demiştim.
Bunları düşünerek lojmanlara yönelmiştim ki, Murat bey yürüyüşe çıkıyor, meğer şimdi izinli olan İsmail hocayla akşamları yürürlermiş, dur yoldaşlık edeyim, diyerek hızla üstümü değiştirip indim. Çorum’da Aygün, Sefer, Adem ve Nizamettin beylerle yaptığımız yürüyüşleri anlattım yolda. Şimdi yürüyüş de tamam olduğuna göre geriye yemeği azaltmak (ki mecburen öyle olacak) ve meyve ağırlıklı beslenmek ve (Enes biraz bozulacak ama) göbeği biraz daha küçültmek kalıyor. Hayat bir tuhaf, Çorum nere, Sana nere, İstanbul’dan 3200 km uzaktasın, ama zaman ve mekan farklılıkları kalu beladan kalma dostlukları yaşatıyor insana birebir. Ya selam!
10.02.2011:01
Prof. Dr. Mevlüt UYANIK
8 Rebiu’l-evvel 1432
Yemen-Sana’a üniversitesi lojmanı
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






