Toplumsal hayatta ilâhiyatçı misyonunu taşıyorsak, bizden beklentiler doğru ya da yanlış şeyler olabiliyor. Mesela hiçbir alâkanız yokken, gittiğiniz bir cemiyette:
-“Evladım sen ilâhiyatçı mısın?” sorusuna verdiğiniz cevap;
-“Evet” ise, o halde;
-“Haydi, bir ilâhi söyle” olabiliyor. Size bir hayret düşüyor…
Gittiğiniz bir yerde, ilâhiyatçı olduğunuz duyulduğunda, size:
-“Benim dedem de namaz kılardı” deniliyor ve bunu diyene, sadece “maşallah” derken, kendi namazını neden belirtmediğini soramıyorsunuz. Şiirlerde bile geçer artık, ârif olanlar bilir:
“Deme dedem hacı, hoca, Sen nesin?” size bir sabır düşüyor… 
Huzurunuza gelen bir insan size, anlattıklarınızdan ötürü etkilendiğini ve eski hatalarına tövbe ettiğini söylüyorsa ve siz bunu işitiyorken, kalbiniz huşû ile Allah’ı anıyor, O’na şükrediyorsa, size bir sevinç düşüyor…
Sünneti Seniyye’yi anlattığı halde, namazlarını terk edenleri görünce, ahkâm kestiği halde yüreğinizi yaralayacak şekilde davrananları görünce sizi bir hüzün çöküyor… Ama biliyorsunuz ki, hidayeti veren Allah, , size dua etmek düşüyor…
Küçük bir çocuk, rahmete sığınmış gönlünüze sığınıyorsa ve annesinden kaçıp size geliyorsa, bana dini anlat diyorsa ve arkadaşlarını da getiriyorsa sizi dinlemeye, size bir şükür düşüyor…
Siz anlatırken; vesile oluyorsanız güzelliklere, dargınları barıştırıyorsanız meselâ, dertli olana derman bulabiliyorsanız, darda olana bir dost eli uzatabiliyorsanız, ihyâ edebiliyorsanız rûh-u mevtleri ve katılaşan kalplere bir meltem estirerek yumuşatabiliyorsanız size bir ilham gerek…
Ve bize, biz olduğumuzu hatırlatan, destekleyen, yaşatan pek çok şey gerek. Sağlam bir imân ve irâde ve Hakk’ın yardımı gerek, Bize bir vücûdun azaları gibi kenetlenmemiz gerek ve bize şuurlu bilinçli bir nesil gerek ki, yarınlarımızın aydınlığı onlarla olsa gerek… Sarsılmaz bir yürek ve bükülmez bir bilek gerek. Dua gerek… Dua gerek, dua gerek…
-Ayşe Serra-
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


İtalyan yazar Giovanni Papini, Türkçeye Kaçan Ayna ismiyle tercüme edilmiş kitabının altıncı öyküsünde sorar bu soruyu; Sen Kimsin?
Din görevlileri olarak, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in hâdimliğini yürütüyoruz. Yaşayan bir ahlâk numûnesi olmak, yâni hâlimizle; sözümüzle, kalimizle etkili olduğumuzdan çok daha etkileyici olacaktır.
Benim pamuk salıncağım pembe beyaz bulutların üzerindeydi. Dünyaya geldikten sonra insanların pamuk ipliğinden sanki dayanıksız bir şeymiş gibi bahsetmelerine her zaman şaştım.
Keramet, Allah’ı seven, O’na itaat eden ve O’nun tarafından sevilen veli kullara, yine Allah tarafından ikram edilen olağanüstü hallerdir.
Evet, ‘Güneş, doğudan doğar’. Böyle terennüm etmiş Târık Torun, ‘Işık, doğudan gelir’ diyen Cemîl Meriç’e ithâf ettiği şiirinde. Bu iki tesbît, tabiî ki bilimsel ve fiziksel gerçekliğin ötesinde, teşbîh-i belîğ san’atiyle, insânlığın birikimine sunulan ‘ışığın’ (faydaların) menbâını tebârüz ettiren iki güzîde misâl..
Zamanın birinde verimli bir toprak, cömert bir güneş, göz alabildiğine geniş bir düzlük ve bu düzlükte tohumları yan yana atılmış; farklı özellikleri, başka güzellikleri, yekta tabiatlarıyla, aynı rüzgârda okşanan yapraklarının değişik kokular saldığı Ceviz ve Meşe adlı iki ağaç vardı.
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme...
nden vazge


Yorumlar
ve öyle örnek olunmalı ki, hata yapan hatasını söylemeden "bizden örnek alarak" düzeltmeli...
mesela bazı kardeşlerimiz "selamı" bile esirgiyor açıklardan. Sınıf ayrıcalığı, renk, dil, ırk ayrımı yapmadan "ümmet-i muhammed" olarak herkesi kucaklamalıyız. bir de diğer grup var ki, ümmet-i dâvet...Bizden irşad bekleyen... Asla küçümsenmemesi gereken, müellefe-i kulûb var, asla ihmal edilmemesi gereken...
muhammed kardeşim, ilimli olmanızı söylemeniz tabi bize ümit oluyor, bununla beraber bizi asıl kurtaracak olan "ihlasımız" inşallah en iyi kullardan olur; sırat-ı müstakiym üzere yaşamayı Cenâb-ı Hak nasip eder...hürmetlerimle...
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.