Yüreğim anne, yüreğim! İstanbul kadar…
Ben bu şehre düşeli ne isimler verdim ona ama hepsi dolduramadı o ulvî sevdâyı…
İstanbul dedim! İstanbul… Hani şu yedi tepeli şehir anne!
Hani yâdigâr-ı ecdâd ve kutsal emânetlerin mekânı…
Hani en son gözyaşımı toprağına düşürdüğüm ve içine neleri gömdüğüm…
Adım adım izlerini aradığım şehir anne! İstanbul!
Bilmem kaç gece düşündüm pırıltılı şehri, Çamlıca’sını Beykoz’unu, Eyüb’ünü, Sultanahmed’ini özlediğim şehir… Anne! Burası, içindeyken bile hasret olduğum şehir…
Üsküdar’da yalnız oturup denize taş attığım Allah’ın “Celîl” isminin tecellisi bahrı seyreylediğim günler…
Karaköy’de ağzına balık alıp uçan kuşlarda “Rezzâk” ismini yâd eylediğim günler…
Hatrım öylesine derûnî oldu ki bu sefer…
Anne! Bu şehir “müjde!”
Bu şehir cengâverlerin şehri…
Örnek hayatların, numûne-i imtisâl eşhâsın mekânı…
Anne! Ben İstanbul’u özledim…
Oradaki yalnızlığımı ve sessizliğimi özledim anne!
Yüreğim anne! Yüreğim İstanbul kadar…
Ve yüreğimdeki İstanbul arz-u semâ kadar…
Ayşe Serra
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


İtalyan yazar Giovanni Papini, Türkçeye Kaçan Ayna ismiyle tercüme edilmiş kitabının altıncı öyküsünde sorar bu soruyu; Sen Kimsin?
Din görevlileri olarak, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in hâdimliğini yürütüyoruz. Yaşayan bir ahlâk numûnesi olmak, yâni hâlimizle; sözümüzle, kalimizle etkili olduğumuzdan çok daha etkileyici olacaktır.
Benim pamuk salıncağım pembe beyaz bulutların üzerindeydi. Dünyaya geldikten sonra insanların pamuk ipliğinden sanki dayanıksız bir şeymiş gibi bahsetmelerine her zaman şaştım.
Keramet, Allah’ı seven, O’na itaat eden ve O’nun tarafından sevilen veli kullara, yine Allah tarafından ikram edilen olağanüstü hallerdir.
Evet, ‘Güneş, doğudan doğar’. Böyle terennüm etmiş Târık Torun, ‘Işık, doğudan gelir’ diyen Cemîl Meriç’e ithâf ettiği şiirinde. Bu iki tesbît, tabiî ki bilimsel ve fiziksel gerçekliğin ötesinde, teşbîh-i belîğ san’atiyle, insânlığın birikimine sunulan ‘ışığın’ (faydaların) menbâını tebârüz ettiren iki güzîde misâl..
Zamanın birinde verimli bir toprak, cömert bir güneş, göz alabildiğine geniş bir düzlük ve bu düzlükte tohumları yan yana atılmış; farklı özellikleri, başka güzellikleri, yekta tabiatlarıyla, aynı rüzgârda okşanan yapraklarının değişik kokular saldığı Ceviz ve Meşe adlı iki ağaç vardı.
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme...
nden vazge


Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.