Pazartesi, 08 Kasım 2010 01:34
Eğitim ve öğ
retim faâliyetlerimiz beşikten mezara kadar devam ederken; ya öğreten ya öğrenen ya dinleyen ya da ilmi sevip orada konaklayan bir yolcu gibiyiz.
Yaş, cinsiyet, ırk gözetmeden; elimizle, dilimizle ve gönlümüzde bu yola gönül koyduk. Hayatı okumaya dâir her şeyde varız…
Buradaki yazı insanca, Müslümanca bir şu‘ûru kast etmekte… Kişisel her şey bir kenara, kendimiz, ailemiz, çevremiz ve tüm insanlık adına…
Şehir içinde bir otobüsle evime doğru ilerlerken, öğretmen olduğunu öğrendiğim iki kişi kendi arasında konuşuyor:
-“Eşim bana bağlansın diye hocaya gidelim. Ben inanırım böyle şeylere, etkili oluyormuş!...”
Diğer kişi de:
-“Aaaaa, benim de oğlan bana asi. Ona da baktıralım nesi varmış?”
-Ay vallaha söyledikleri doğru kesin doğru!!!”
Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Eyvahlar ettim kendi kendime… “Va veyl” dedim hicranım geçmedi. Bizim okumuşumuz böyleyse, benim bacımı, oğlan kardeşimi yetiştiren buna inanıyorsa yazık bana! Tabi ki, herkes böyle değil… Ama maalesef inanç zayıfladıkça başkalaşmaya meyiller artıyor. Modernlik adına mesela Budizm’in Buda’sı ile irtibat kurup rahatlıyorlar gûyâ… Yogaymış, meditasyonmuş… Modernlikmiş bunlar. Allah aşkına bir ilim sevdalısı, rûhunun bedeni ölünce bir bitkiye ve hayvana geçeceğine inanıyorsa, henüz kanun olmamış teori olarak kalmış ve ispatlanamamış bir şey olan Darwin diye bangır bangır bağırıyorsa, aslının da kendisi gibi bir insan olduğuna inanmamak için at nalı ile geziyorsa piyasada va veyl ki, nasıl va veyl… Orta çağın skolastik düşüncesi ve aydın devri bize anlatılınca bizler bundan çok öncesinde aydınlandığımızı Medîne’nin, dünyanın münevver oluşunu yâd edişimiz gönlümüzde ne güzeldi! Bozulan hristiyanlığın reformu idi, bunu İslâm’a da uygulamak istediler. Ama İslâm her zamanki güzelliği ile karşımızda idi. İlk günkü gibi, dipdiri, tertemiz ve genç…
Öncelikle eğitimde fikri ne olursa olsun insan tarafsız olmalı. Ateist bile olsa meselâ, kendi fikirlerini empoze etmek istemeden işini yapsa, branşını öğretse çocuklara sıkıntı olmazdı. Ama maalesef bu cehaleti gören çocuk öğretmenden de cahille
şiyor bu sefer. Daha ortaokul sıralarında yaşından çok büyük davranışlara meylediyor. Sonra da öğretmen diyor ki, ya âileler hiç ilgilenmiyor. Peki ya sen! Sen ey öğretmen! Sende sal çayıra Mevlâ kayıra, öyle değil mi? Suçu âilelere çevreye veriyoruz ya biz de o çevrenin bir bireyi olup çocukların yanlış yetişmesinde suç ortağı olmuyor muyuz?
Efendim, herkesin bildiği gibi gündemde çokça anılan hem dine hem örfe hem anânelere karşı hoş olmayan; bâzılarının sanat adına izlediği aşk-ı memnû diye bir dizi vardı ya hani, lisesi kızların kendi aralarında konuşmasını yazmıştı değerli bir yazarımız…
-“Aaa, ne çabuk Aşk-ı Memnû’nun kitabı çıktı!”
Bu öğrencinin kitaplardan, dünyadan haberi yok. Tv’den öğrendiğimiz ilim işte bu kadar. Hani yıllar önce net başında okuduğumuz değil de sayfalarını koklaya koklaya onu canlı canlı yaşadığımızı hissettiğimiz kitaplar… Hani edebiyat öğretmenlerimizin kulaklarımıza nakş ettiği “en iyi arkadaş kitaptır çocuklar!” sözü.. Yoksa onları pembe düşlerimizle dürüp bir kenara mı attık? Yoksa ihânet mi ettik dünyâyı öğrendiğimiz kitaplarımıza? Tozlu raflara mı haps ettik onları? Ve onlara inat düşüncelerimize kelepçe mi taktık kitapsızlığımıza? Uyutulan bir robot gibi mi olduk… Koyun gibi güdüldük mü kendinden bî-haber çobanın peşinde? Keşke çoban da çoban olaydı…
Ve şimdi… Üzerimize serpilen veya serpildiğimizi hissettiğimiz toprakları silkme vakti değil mi? Biz koyun olmak yerine iyi bir çoban olmaya tâlip olsak meselâ? Meselâ bize uyanlar bizden daha daha iyi olup onlarda sürüler yetiştirse, ve hiçbir kurt kapsama tertemiz kuzularımızı… Teşbihte de hatâ olmasın; maksat kurt-koyun-çoban hikâyesi değil ama; her birey üzerine düşeni yapsa hiçbir sıkıntı olmayacak. Okusak. Hep okusak ve anlasak hayatı… Teyzelere, amcalara kalsa bize bulutlar üstüne fasülye sırığı ile çıkma hikâyeleri anlatacaklar. Efsânevî, hayata dâir bir şeyler anlatmayan şeyler ile büyütecekler. –görevini yapanlar müstesna- Biz artık büyümedik mi? Okumanın, ilerlemenin, sosyalleşmenin zamanı gelmedi mi? Gelmedi ise ne zaman gelecek?
Gönlümüz Sesleniyor: Ne Zaman Gelecek?
Ayşe Serra
-Bursa-
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 


