Fârukî, bu bölümde temel görevimizin İslâm coğrafyasında bulunan ikili eğitim sistemlerini (câmî-okul ikiliği) birleştirmek olduğunu söylüyor.
III. USÛL
Yazar, gelensel usûlün aksaklıklarından bahsederken ümmetin içtihâd kapısını kapatmasıyla hicrî altıncı ve yedinci yüzyıllarda hayâtı da dondurduğunu söylüyor. Fârukî, yeni bir İslâmî usûl ve fetvâ anlayışı geliştirilmesi gerektiğini de savunuyor (İbn Teymiyye’nin anlayışı ile paralel). Qadîm faqîhlerin aynı zamânda zamânının gerçekleriyle de ilgilendiğini, sosyal hayâttan tecrit edilmiş bir İslâmî anlayışta olmadıklarını söyleyerek günümüz Müslüman bilim adamlarını da göreve çağırıyor. Fârukî, vahyin aqla muhâlefet etmediğini, aksine bu iddianın, aqla hitâbı esâs alan, aqla daha yatkın olanı, daha orta yolu tercih eden Kur’ânî usûllere aykırı olduğunu söyleyerek İslâm’ın aqıl dışı (irrasyonel) ve saçma (absürd) dînlerden farklı olduğunun altını çiziyor…
Fârukî, düşünce ile eylemin ayrılmamasının gerekliliğinden bahsettikten sonra İslâmî usûlün temel ilkelerini de şöyle maddeliyor:
1.Allah’ın Birliği: O’ndan başka bir ilâh, kanun koyucu tanınmaması gerektiği..
2.Hilkatin Birliği: Dünyâdaki tabiat kânunlarının (sünnetullah) aqla uygun olduğu ve tüm insanların da aynı amaç uğrunda yaratıldıkları, içlerinde aynı temel duyguların (acziyet) bulunduğu, insanların, kendi oluşturdukları düşünce, felsefe ve sistemlere boyun eğmemesi gerektiği…
3.Hakîkatin ve Bilginin Birliği: Beşerî bütün iddialara eleştirici gözle bakmak ve hakîkî bilginin de insanların üzerinde birleşecekleri bir mâhiyette bulunduğuna inanmak gerektiği…
4.Hayatın Birliği: Dîn ve Dünyâ işlerinin birbirinden ayrılamayacağı, İslâm’ın sadece ilâhî olanla yetinerek diğer işleri Sezar’a bırakacak bir anlayışta olmadığı gerçeği...
5. Beşerin Birliği: İlâhî birliğin bütün insanlarla tamâmen aynı yaratılış ilişkisi içerisinde bulunması gerektiği…
IV. ÇALIŞMA PLÂNI
Fârukî, hazırladığı Çalışma Plânı’nın temel amaçlarını şöyle sıralıyor: Modern disiplinleri iyice öğrenmek, İslâmî birikimi iyice öğrenmek, Modern bilginin her alanıyla İslâm’ın özel irtibatını sağlamak ve İslâmî düşünceyi Allah’ın yaratıştaki ilâhî tarzlarını keşfedecek bir yörüngeye oturtmak.. (sh.91)
Bu amaçlara uygun eylem basamaklarını da şöyle tasnif ediyor:
1. Modern disiplinleri iyice öğrenmek, 2. Disiplin Araştırması, 3. İslâmî birikimi iyice öğrenmek (Antoloji), 4.İslâmî birikimi iyice öğrenmek (Tahlil), 5. İslâm’ın disiplinlerle özel ilgisinin kurulması, 6. Modern disiplinin eleştirilerek değerlendirilmesi, 7. İslâmî birikimin eleştirilerek değerlendirilmesi, 8. Ümmetin belli başlı sorunları soruşturması, 9. İnsanlığın sorunları soruşturması, 10. Yapıcı tahlil ve terkip, 11. Disiplinleri İslâmî çerçeve içinde yeniden biçimlendirmek-Ders kitapları, 12. İslâmîleştirilmiş bilginin yayılması..
İsmâil R. Fârukî’nin değerli kitâbının değerlendirmesinin bu ana noktalardan ibâret olduğunu müşâhede ettim ve aktardım. Şunu tebârüz ettireyim ki Fârukî’nin yaptığı tesbitler, sunduğu çözüm önerileri ve hazırladığı çalışma plânı, Müslümanlar tarafından hayâta geçirilebilirse Müslüman yükselişinin ve ümmetin uyanışının çok daha kolay gerçekleşeceği âşikârdır...
Diğer yandan Dînbilimleri Akademik Araştırma Dergisi’nde (2006 yılı, 3.sayı) Luey Sâfî’nin “Bilginin İslâmîleştirilmesi – Bilgisel yöntemlerden icra metotlarına geçiş” adlı makâlesinin (Çev:Ömer Pakiş) konunun daha iyi kavranabilmesi açısından okunmasında fayda var. Ve Alî Bulaç’ın bu çerçevede hazırladığı “Okuma Programı”nın da incelenmesinin büyük faydalar getireceğini umuyorum (İnternetten rahatlıkla ulaşılabilir)...
Netîce itibâriyle bir Müslüman olarak amacımız, sınırları sağlıklı çizilmiş iyi bir İslâmî birikime sâhib olduktan sonra tüm beşerî düşünce ve disiplinleri de bu birikim çerçevesinden hareketle anlamaya/algılamaya ve onları gerektiğinde eleştirel bir gözle incelemeye yeterli bir konuma ulaşmaktır. Faqîr, böylece vahyî hakîkatin de daha iyi anlaşılabileceğini ve İslâm’ın bir sistem olarak tüm kuralları/disiplinleriyle insanın tabiatına/fıtratına mutâbık yegâne sistem olduğu gerçeğini de daha iyi kavrayabileceğimizi düşünüyorum. Vallahu ‘âlem…
Her fikir, her inanış tek mevsimlik ve’s-selâm;
Zamân ve mekân üstü biricik rejim: İslâm...’ [Necîb Fâzıl]
Âdem İnce
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


İtalyan yazar Giovanni Papini, Türkçeye Kaçan Ayna ismiyle tercüme edilmiş kitabının altıncı öyküsünde sorar bu soruyu; Sen Kimsin?
Din görevlileri olarak, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in hâdimliğini yürütüyoruz. Yaşayan bir ahlâk numûnesi olmak, yâni hâlimizle; sözümüzle, kalimizle etkili olduğumuzdan çok daha etkileyici olacaktır.
Benim pamuk salıncağım pembe beyaz bulutların üzerindeydi. Dünyaya geldikten sonra insanların pamuk ipliğinden sanki dayanıksız bir şeymiş gibi bahsetmelerine her zaman şaştım.
Keramet, Allah’ı seven, O’na itaat eden ve O’nun tarafından sevilen veli kullara, yine Allah tarafından ikram edilen olağanüstü hallerdir.
Evet, ‘Güneş, doğudan doğar’. Böyle terennüm etmiş Târık Torun, ‘Işık, doğudan gelir’ diyen Cemîl Meriç’e ithâf ettiği şiirinde. Bu iki tesbît, tabiî ki bilimsel ve fiziksel gerçekliğin ötesinde, teşbîh-i belîğ san’atiyle, insânlığın birikimine sunulan ‘ışığın’ (faydaların) menbâını tebârüz ettiren iki güzîde misâl..
Zamanın birinde verimli bir toprak, cömert bir güneş, göz alabildiğine geniş bir düzlük ve bu düzlükte tohumları yan yana atılmış; farklı özellikleri, başka güzellikleri, yekta tabiatlarıyla, aynı rüzgârda okşanan yapraklarının değişik kokular saldığı Ceviz ve Meşe adlı iki ağaç vardı.
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme...
nden vazge

