Cumartesi, 19 Eylül 2009 22:10
İstanbul geçtiğimiz hafta korkunç bir sel felaketine maruz kaldı. TV’den izlediğimiz kadarıyla son yılların en büyük sel felaketiyle karşı karşıyaydık. Gerçekten iç sızlatan, yürek dağlatan görüntülere şahit olduk.
Sel gitti ancak giderken de iz bıraktı, çıkarılacak ibretler bıraktı.
Selin hemen akabinde siyasiler birbirlerini suçlamaya başladılar; sorumlular aranmaya başlandı. Ulaştırma bakanı Sayın Binali Yıldırım; “Sorumlu hepimiziz” diyerek en doğrusunu söyledi.
Evet, bize göre de bu durumun sorumlusu, şimdiki yöneticiler olduğu kadar, 40-50 yıl öncesine uzanan zincirdeki ihmalkar ve uzağı göremeyen basiretsiz politikacılardır. Dahası, birkaç oy uğruna dere yataklarına ev yapan vatandaşlara göz yuman siyasilerin vebali ve günahı çoktur.
Bu hadise, yine bize ne kadar tedbirsiz ve plansız bir hayat yaşadığımızı acı bir bilanço bırakarak gösterdi. Örnek aldığımız gelişmiş ülkelerde önce planlama yapılıp sonra yerleşilirken, bizdeki durum tam tersine, önce yerleşilip sonra planlama ve alt yapıydı maalesef.
Artık herkes anladı ki bu işin şakası yoktur. Siz ne kadar dağınık ve tedbirsiz yaşarsanız, sonunda faturayı daha pahalıya ödemek zorunda kalabilirsiniz.
Tabi şunu da kabul etmek lazım ki bu bir afettir. Bazen ne kadar tedbir alsanız da takdirin önüne geçemeyebilirsiniz.
Gökten gelene eyvallah da yerdekilerin ihmalkârlığına ve vurdumduymazlığına ne demeli?
Biz her tedbiri aldık da o yüzden mi bu kadar zayiat verildi acaba?
Neden insanoğlu ilerde kendisine mezar olacak dere yataklarına evler yapmak zorunda hisseder kendini? Hani vatandaşına konut yapmak için yer bulmak zorunda olan idareciler, şehir planlamacıları?
Ateş düştüğü yeri yakıyor. Artık bu memlekette Dila bebe gibi çocuklar ölmesin, evine bir nebze katkı sunmak isteyen Naciye analar, bacılar ölmesin istiyorsak suçlu aramayı bırakıp ileriye bakmak zorundayız.
Şunu da gördük ki tabiat kendisine yapılan hatayı asla affetmiyor. Bir şekilde dönüp size cezasını kesiyor.
Faturayı kadere kesenlere de şunu hatırlatmak lazım: Allah kimseye zulmetmez. İnsanoğlu ekolojik dengeleri sarsarak aslında kendisine zulmeder, kendi bindiği dalı keser.
Evet, afet de bizim için afiyet de. Biz, afetten Allah’a sığınır, afiyetler isteriz. Bunu da sadece dille söyleyerek değil, eylemlerimizle de göstermek zorundayız. Hani, deveyi sağlam kazığa bağlayıp sonra Allah’a tevekkül hali var ya..
‘Mal da yalan, mülk de yalan’ sözünü doğrulatırcasına ekranda gördüğümüz o kıyamadığımız eşyalar ve arabalar ne kadar küçüldü gözümüzde değil mi? Bir kez daha kudretullah’ı görüp acziyetimizi teslim etmek zorunda kaldık.
Can kayıpları çok daha vahim sonuçlar doğurdu. Yüreklerimiz kanayarak izledik o sahneleri. Tek tesellimiz, mübarek bir ayda suda boğulanların da hükmi şehit sadedinde Hakk’a yürümeleri olmuştur.
Bizim inancımıza göre, Allah mühlet verir ancak asla ihmal etmez. Kendisine tazarruda bulunan kullarını da itlaf etmez. İhmalkar mücrim kullarını da affedecek olan yine O’dur.
Kendilerine Cenab-ı Hak’tan rahmet, yakınlarına sabr-ı cemiller diliyoruz. Rabbim cümlemize affıyla muamele eyleye..
Selam ve dua ile..
İHSAN ÜNLÜ
| Sonraki > |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 


