Perşembe, 13 Mayıs 2010 21:55 Safiye Gölbaşı tarafından yazıldı.
Hz. Mevlana: “Varlık elde etmek için yokluk gerek. Mimar ev yapmak için boş arsa; marangoz ahşap işi yapmak için ham tahta; saka su satmak için susuz ev arar. Yokluğa dikkat et, onda pek çok hikmetler var” buyurmuştur.
Sessizlik ve rıza ile dinlendiği takdirde duyulur ki, her yalnızlık konuşur. Kime geldiyse ona has sözleri vardır onun. Mesela neden geldiğini yahut gitmediğini söyler mutlaka. Dünyasına girdiği kişinin tamamlaması gereken bir eksikliğinden, kurtulması icap eden bir fazlalığından da söz eder illaki. Ve hemen her yalnızlığın uğradığı kişiden anlamasını beklediği bir şey vardır. Madem Cennette, ateşte, iki tepe arasında çölde–bir kayanın üzerinde, kuyuda-zindanda, şehirden uzak bir tenhada, sandıkta-dağda, balığın karnında, mağarada karşılaştığı o kutlu insanlar dinlemişlerdir yalnızlıklarının sesini, anlamaya çalışmışlardır hikmetini, o halde onlarınki kadar müstesna olmasa da her yalnızlık kulak kabartılmayı hak etmektedir.
İnsan sosyal bir varlık olmakla birlikte ontolojik olarak yalnızdır. O her ne kadar ömrü boyunca yalnızlığından büyük bir gayretle kurtulmaya çalışıyor olsa da sanki Yaradan’ı insanı sürekli yalnızlığına çağırmaktadır. Sözgelimi cemaatle eda edilebiliyor olsalar da farz-ı ayn olan ibadetleri yaparken Rabbimiz bizi; aile, kabile, grup olarak değil, yalnız olarak çağırır. Toplum içinde eriyip yitmemize razı değildir O. Hepimizi ayrı ayrı, tek tek huzuruna ister, bizi dinler ve bu yüzden insan kendisini, mesela namaz kılarken, orucunu açarken, tavafını yaparken ahsen-i takvim üzere yaratıldığı için tam da hissetmesi gerektiği gibi önemli hisseder. Yalnız, önemli ve sorumlu. Yaradanımız belki de böylelikle bizleri tek başımıza hesap vereceğimiz o güne, o gerçek güne, o büyük güne hazırlar. İtikâf ibadeti bu hazırlık bilincinin doruğu, yalnızlığın zirvesidir. Öyle ki şimdilerde geri planda duruyor gibi görünen bu ibadete Efendimiz (a.s.v) zamanında o denli önem verilmiştir ki hanım sahabelerin mescidde küçük çadırlar içinde itikâfa girmiş olmalarından ötürü Efendimizin (a.s.v) bir müddet orada namaz kılamadığı bilinmektedir.
Vicdanımızın, yani bizi erdemli insan yapan melekî yanımızın sesi de bize yalnızken gelir. Vicdan çoğu kez merhametle içkindir.
İnsanın merhameti diğer canlılarla/hayatla kurduğu ilişkinin eklem yerleridir. Merhamet sahibi bir insan âlemle uyum içinde bütünleşir ve onun işe yarar bir parçası olarak hareket eder. Vicdan, merhamet sahip olduğumuz/olabileceğimiz pek çok hususiyetten daha mühim olmalıdır ki Rabbimiz, bir işe başlarken kendisinin inananlara karşı da inanmayanlara karşı da çok merhametli olduğunu hatırlamamızı istediğinden, Resulü bize besmeleyi öğretmiştir. Ayrıca gün içinde her ne yaşamışsak yaşayalım asıl olanın ‘başımızı yastığa koyunca ne hissedeceğimiz olduğu’ ifadesi ile dile gelmiş olan düşünce de ancak yalnızken duyulabilen vicdanın sesinden yani yalnızlığın hikmetinden bahseder.
Hayattan kendi namımıza umutla beklediğimiz bir şey varsa, bu, başkalarıyla olan ilişkilerimizden değil yalnızlığımızdan doğar. Zira çalışırken, üretirken, biriktirirken, okurken, düşünürken yani hasat elde etmek için ürün dikerken, ona mesai ve emek harcarken; elde edeceğimiz ürünü hayatımızdaki insanlarla paylaşıyor olsak da ekseriyetle yalnızızdır.
Kendimizden memnun değilsek muhtemelen yalnızlığımızdan da hoşnut değilizdir. Zira yalnızlık insanın kendisidir, ona onu gösteren aynasıdır. Bu aynadan, kendisine bakmaktan kaçınmamalı, yalnızlığının sesini sonuna kadar açıp kendisiyle ilgili söylediklerine kulak verebilmelidir insan. Kendimizi tanımamız, bilmemiz mühimdir zira “Kendini bilen Rabbini bilir.”
Safiye GÖLBAŞI
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Bu kategorideki diger yazilari goster.
- Sevgili İlk Öğretmenim.. (24 Kasım 2011)
- Hikâyenin Orta Yerinden Bir Cümle.. (01 Mart 2011)
- İnsanlar Kaça Ayrılır? (20 Şubat 2011)
- Öfkeli Adamların Mideleri (07 Kasım 2010)
- Evdeki Eşik (14 Eylül 2010)
- Oliver Twist’in İtiraz Şekli (15 Ağustos 2010)
- İçimizde Bir Boşluk Var (20 Temmuz 2010)


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 


