Pazar, 20 Şubat 2011 13:21
İnsanlar her zaman ikiye ayrılır. Gözlerini dünyaya Muş’ta açanlar ve başka şehirlerde açanlar.
Ömrünün yalnızca ilk iki senesini doğduğu şehirde geçirenler ve hali hazırda doğduğu şehir hatta doğduğu evde yaşıyor olanlar. İnsanlar ikiye ayrılır. Babası memur olduğu için yaşadığı ülkeyi bölge bölge gezenler ve en az on yıl boyunca aynı yerde yaşamanın ne demek olduğunu bilenler.
İnsanlar ikiye ayrılır. Bildiği tek dil olan Kürtçe’nin hiç konuşulmadığı bir yerde yeni bir dil olarak Türkçe’yi keşfedenler ve Türkçe’yi önlerinde hazır bulanlar. Komşularının babası da annesi de öğretmen, sarı saçlı, anaokulu diye bir okula giden, yığınla oyuncağı olan kızlarıyla anlaşabilmek için Türkçesini geliştirmek üzere kâh ev işlerini yetiştirmeye çalışan annesinin peşinden koşturup onunla misafircilik oynamaya çalışarak kâh evdeki kapılarla konuşarak pratik yapan çocuklar ve Türkçem gelişsin diye kılı kıpırdamamış çocuklar. İnsanlar ikiye ayrılır. Konuşmaya başladığı dille yıllar sonra yazı yazmaya başladığı dil farklı olanlar ve hangi dille konuşmaya başlamışsa yazmaya da o dille devam edenler.
İnsanlar ikiye ayrılır. Annelerinin en iyi konuştuğu dille kendilerinin en iyi konuştuğu dil farklı olanlar ve anneleriyle tek bir dilde buluşanlar. Sekiz tane kardeşi olanlar ve aile nüfusu daha mütevazı olanlar. Bütün kardeşleri evli olanlar ve henüz kardeşlerinin mürüvvetini görememiş olanlar. Sekiz kardeşinden dördü ana dili Türkçe olan diğer dördü de ana dili Kürtçe olan insanlarla evlenenler ve böyle bir dengeye şahit olmamış olanlar.
İnsanlar ikiye ayrılır. Yeğenleri olanlar ve olmayanlar. Yeğenler de ikiye ayrılır. Doğdukları iki dilli geniş aileye üçüncü bir dil olan Almanca’yı şakır şakır getirenler ve ailenin dil yelpazesine katkı yapamamış olanlar. 
İnsanlar ikiye ayrılır. Hayatta iyi dostlar bulma şansını yakalayanlar ve yalnızlığını durduracak birine rastlamamış olanlar. Biriyle aynı ülkeyi, diğeriyle aynı şehri, diğer ikisiyle aynı semti paylaşmıyor olsalar bile tam dört tane sıkı dostu olanlar ve uzak yahut yakın mesafede hiç kimsesi olamayanlar. Dört dostunun dördü de kendisinden farklı anadillere sahip oldukları halde onlarla tastamam aynı dili konuşanlar ve dostluğun dilini henüz sökememiş olanlar.
İnsanlar ikiye ayrılır. Kendilerini Kürt yahut Türk zannederken ellerine geçen bir soyağacı ile köklerinin Araplara yahut Gürcülere ya da Ermenilere ya da Yugoslavlara, ya da Rumlara ya da Tatarlara dayandığını öğrenenler ve soy ağaçları ellerine hiç geçmemiş olanlar. Aslen Arap olmanın kendisinde herhangi bir tesir uyandırmadığını, hayatındaki hiçbir şeyi değiştirmediğini görenler ve aslen başka bir ırktan olmanın çok şeyi değiştireceğini zannedenler.
İnsanlar ikiye ayrılır. Hem İstanbul’a hem Mardin’e âşık olanlar ve henüz bu iki güzide şehri görme talihine erişememiş bahtsızlar. İnsanlar ikiye ayrılır. Beşiktaş’ı tutanlar ve geriye kalan takımlardan herhangi birini tutanlar. Sezen Aksu şarkılarını sevenler ve sevmeyenler. Tam beş sene boyunca anne ve babasıyla beraber Yaprak Dökümü’nü izleyerek az gülüp çok ağlayanlar ve bu nadide diziye burun kıvıranlar. ‘Van münit’ denilince sevinçle gülümseyenler ve zinhar tebessüm etmeyenler.
İnsanlar ikiye ayrılır. Kürtçe, Türkçe, İngilizce, Almanca ve Arapça seni seviyorum demeyi bilenler ve Türkçe, İngilizce, Almanca ve Arapça seni seviyorum demeyi bilenler.
İnsanlar ikiye ayrılır.
Yaşadığı onca şehir, tanık olduğu onca hayat, duyduğu onca hikâyeden sonra aslında insanların hiçbir yere ve hiç bir şeye ayrılmadıklarına inanan, kalbini Yaradan’dan ötürü yaratılmış olana sonuna kadar açan, korkacak kaçacak bir şey olmadığını zira insanların fena halde birbirlerine karışmış, benzemiş, kaynaşmış olduğunu bilenler ve sırça köşklerde kilitli kalplerinin anahtarı ellerinde gözleri yumulu korku üreterek oturanlar.
Safiye Gölbaşı
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 



Yorumlar
[Tarık Tufan]
Güzel yazanlar
Bu güzelliği okuyanlar...
teşekkürler
kaleminize bereket..
teşekkür ederim..
sesi kulakta titreyenler ve sesi vicdanı titretenler.
bam teli üzerinde seken kalemin ile yaşamı bestelemeye devam etmeni fakat asla vaz geçmemeni rica ederim.
tebrikler..
açıyor ;)
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için