Cuma, 15 Nisan 2011 23:37
Nedir bu hayattan alıp veremediğin? Uzanıp çayırlara yatmak mı istersin?Amazon’da zehirli oklarla maymun avlamayı, ya da kırk metrelik ağaçların tepesinden çocuklarına bal toplamayı…
Venezüella ormanlarında arkadaşlarınla topladığın tarantulaları kızartmayı, ya da yazmayı sen yazdıkça sallanan bir masanın üstünde…
Sen yazdıkça masa sallanır ve topladığın kelimeler dökülür yerlere. Hüzün mü sigara içirir adama yoksa sigara içtikçe mi hüzünlenirsin? Anlamını bilmediğin bir dünyada yok olmanın eşiğidir burası. Ne teolojik sorgulamalar kurtarır seni ne Hegel felsefesi, ne Kuantum fiziği…
Sen suyu sıkılmış ve kurutulmak için Sina çölüne serilmiş bir dünyanın daha kumlara düşmeden buharlaşma eğiliminde olan bir damlasısın. Bırak buhar ol, bırak nem ol; belki bir çimin yeşerme ihtimali olursun. Ne içinde kalmaya çalıştığın çirkef dünya fayda verir ne düştüğün kumlar, yok olursun.
Nasıl bir dünyada doğdun sen? Baban siyah-beyaz filmlerden öğrendi öpüşmeyi; sen internet çocuğusun… O okudukça büyüdü; sen kayboluyorsun. Ne ‘kahrolsun’ yazacak bir duvarın var ne derdini anlayan bir kitabın. Şarkıların tadı yok, filmler Türkçe altyazılı, Türkçe konuşulanları da anlamıyorsun. En iyisi bırak tutunma o çirkefe, dedim ya; “yok olursun.”
Bir enginarda doğdu sabah. Güneş İstanbul’dadır. Sen istenmeyen zamanların biteviye iniltisini dinle. Vapur sesine karışsın sigara dumanın… Ne bileyim bir fikir atölyesine katıl mesela; “küresel medeniyetler” adında olsun, “bilişsel sınırın ontolojik felsefesi”ni konu alan, sanırsın ki adam olursun…
Sinema üzerine düzenlenen bir söyleşiye katıl ya da. Yeni sinemacıların muhafazakâr yönlerine ışık tutsun. Entelektüel kimlikleri ile Müslümanları izle. En iyi mekânı bilen, en iyi eleştiriyi yapan, seni beğenmeyen, her cümlesiyle caka satan entelektüel Müslümanları; bildikçe mi adam olunur anlarsın.
Sen… En iyisi düş kumlara. Yeşeren çimler fillerin kurbanıdır. Zaten evlenince unutursun. İdealizmine katran dökülmüş say memur olunca, sigaranın da tadı kalmaz, İstanbul’dan da olursun. Bırak orta sınıf muhafazakârlara kalsın sanat. Sen saf kalpli Anadolu çocuğusun. Enayiye bir tükürüktür Vefa’da, Çamlıca’da üzerine bastıkça yapışır. Ama mazbutluk Keloğlan’ın harcı bunu bilmez ki en iyi zamanların çocukları…
Sen en iyisi düş kumlara, belki kaybolursun…
Osman ÜLKER
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 



Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için