Çanakkale Ağlıyor

canakkalesavasiDuyan var mı taşların sessiz çığlıklarını

Kaçımız biliyoruz şehitlik yollarını

Kalbimizin Kıblesi

takvaiçinfoto 3Yönelişlerimiz, bazen hasret dolu bazen hüzün dolu. Ayrılışlarımız, bazen hızlıca bazen yavaşça bir mekandan diğerine, bir uğraştan öbürüne, bir çabadan diğerine.. Hep bir koşuşturmaca..

 

Reddiyemdir Kalemim

hokka ilahiyatÇıkmıyor avazım haykırsam boşa

Yorgun düştü yürek yürüye koşa

Kalmaya Övgü

manset kalmayaovgu ilahiyatRuhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

 

 

Fetih 1453 Filmi Üzerine Mülahazalar

fetih1453 ilahiyat2Hep yakınırdık, bu kadar müthiş tarihe sahip Türkiye’de, neden iyi bir film çekilmez diye, para ve teknoloji eksikliği bahane olurdu fakat bence en önemlisi hala sinemanın kitleleri nasıl etkisine aldığının farkına varamamamızdı.

 

Kul Oldum

duaedenelKul oldum, kul oldum, kul oldum..

Kullukla hemhal oldum

Halime terceman oldum

 

İmtihan

kitaplar2Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, defterimde bir ıslaklık yine kahve kokmuş satırlarım, göz kapaklarımı zoraki açmaya çalışıyorum

 

Güneş, Batıdan Batar..

gunesyol_ilahiyatBir evvelki yazımızda Güneş’in Doğu’dan doğduğunu tebârüz ettirmiş idik. Bu yazımızda da niyyetimiz, fizikî âlemde olduğu üzre, Güneş’i Batı’dan batırmak; ve lâkin bunu yaparken, aynı zamânda iğneyi Batı’ya, çuvaldızı dahî Doğu’ya (kendimize) batırmak olacaktır.

 

Prof. Dr. Zekeriya GÜLER

Hokka“Bedenim senden ayrılsa da

ruhum devamlı seninledir.” (el-Humeydî)

 

A.Hayatı, İlmî ve Ahlâkî Kişiliği:

383/994 yılında Endülüs’te dünyaya gelen İbn Hazm, doğduğu yere nisbetle el-Endelüsî, mensubu olduğu mezhep itibariyle ez-Zâhirî nisbesiyle bilinir. Asıl ismi Ali, künyesi ise Ebû Muhammed’dir.

Babasının devlet erkânından olması sebebiyle, çocukluk ve gençlik yılları varlıklı ve kültürlü bir çevrede geçti. Kurtuba’da sarayda edebiyat, şiir, tarih, mantık, kelam ve felsefe okudu. Hadis ve fıkıh dersleri aldı.

İbn Hazm, fazilet ve asaleti sarayda değil, ilim, irfan ve zühd hayatında gördü. O, kendisine Kur’an, şiir ve hat sanatını öğreten mürebbiyeleri “Onlar bana küçük yaşta iken Kur’an’ı, şiir ve yazı yazmayı öğrettiler. Onlardan öğrendiklerimi hiç unutmadım” diyerek hep rahmetle yâd ederdi. Yine gençlik yıllarında zühdü ile meşhur bazı hocalarından aldığı ahlâk ve terbiye sayesinde pek çok fitneden korunduğunu ifade etmişti.

Geçimini ailesinden intikal eden zengin bir mirasla temin eden ve kendini ilme adayan İbn Hazm, Endülüs’te şüyu bulan Mâlikî mezhebini öğrenmiş, sonra Şâfıî fıkhına ilgi duymuş, sonra da Zâhirî doktrini benimsemiştir. Esasen, muayyen bir fıkıh mezhebine bağlı kalmak, onun fıtratına ters düşüyordu. Ancak o kendi dünyasına yakın gördüğü Dâvud b. Ali ez-Zâhirî nin (v. 270/883) hararetli savunucusu ve en meşhur temsilcisi olmuş ve nihayet müstakil ictihadlarıyla şöhret bulmuştur. Ehl-i hadisin fıkıh ilmindeki temsilcileri arasında yer alan İbn Hazm, nassların lafız ve zâhirine bağlılığı bir yöntem olarak kabul etmiş ve Zâhirîlik (Zâhiriyye) düşüncesine sistematik karakter kazandırmıştır. Onun “Allah’ın dini zâhirdir, onda bâtın yoktur. Cehrdir, onda sır yoktur. Burhandır, onda gevşeklik yoktur” ve “Ehl-i hadîsten olan Zâhirîler, sahâbeye ittibâ konusunda muhaliflerinden daha titiz bir tâifedir”.sözü meşhurdur.

İbn Hazm, hâkim vasfı hadiscilik olan bu ekolün tanınma, yayılma ve gelişmesinde büyük rol oynar. Hatta onun bu hizmeti, Muhammed eş-Şeybânî’nin (v. 189/805) Hanefî mezhebine yaptığı hizmete benzetilir. Aslında Zâhirilik, Hanefîlik, Şâfiîlik gibi teknik anlamda bir mezhep olmaktan ziyade, bir tavır ve duruşu, bir yöntem, sistem ve yaklaşım tarzını ifade eder. Dün olduğu gibi bugün de Zâhirî çizginin izdüşümünü görmek mümkündür. Bu çizginin karakteristik özellikleri, istisnalar bir tarafa, aceleci ve yüzeysel bir bakış açısına, sert bir dil ve üsluba sahip olan çağdaş selefî akımın mensuplarında göze çarpar.

Güçlü bir münakaşa ve münazara yeteneği olan İbn Hazm, âlim ve zâhid hemşehrisi İbnu’l-Arîf (v. 536/1141) tarafından şöyle tanıtılır: “İbn Hazm’ın dili ile Haccâc’ın kılıcı ikiz kardeş idi”. Şüphesiz bu tesbit, onun tenkitçi tabiatına ve cedelci üslûbuna işaret eder. Görebildiğimiz kadarıyla, İbn Hazm’ın tenkîdine en çok maruz kalan müctehid imamlar sırasıyla Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel olmuştur.

Zehebî (v. 748/1347), “İbn Hazm, ulemâ hakkında ileri geri çok konuştuğundan sıkıntıya maruz kaldı” tesbitinde bulunur. Hakikaten, onun eleştirilerinde nezaket sınırlarını aşan, sert ve ağır bir dil, aşağılayıcı ve kışkırtıcı bir üslup görülür. Takdir edilmediği duygusu, müstağni kişiliği, kendine aşırı derecede güvenmesi, ilk zamanlarda babasının vezirliği sebebiyle saray çevresinde iken giderek şiddetlenen ictimaî-siyasî kargaşa ortamında baskı ve sıkıntılara maruz kalması, daha önce mübtela olduğu hastalığı, Emevîlere taraf siyasi mücadelesi yüzünden Berberîler tarafından evlerinin yağmalanması, tutuklanarak hapse atılması, kitaplarının satışının yasaklanması ve yakılması, birçok âlimin kendisinden ve eserlerinden uzaklaşması gibi olumsuz gelişmelerin, onun üzerinde derin izler bıraktığı, hiddetli, hırçın ve kavgacı kişiliğinde rol oynadığı ve görüşlerinden yeterince istifadeyi engellediği kanaati yaygınlık kazanır.

A.Usûlü:

İbn Hazm, dinin beka ve hayatiyeti için cihâd ve tefakkuh gibi iki temel esasa vurgu yapan âyetteki tefakkuh kelimesini şöyle açıklar: “Allah’ın vâcip kıldığı tefakkuh, şeriatın yükümlü tuttuğu hükümlerde hakikati bulmaktır”.

İbn Hazm’a göre, Kur’an ve hadis/sünnet eşit derecede bağlayıcıdır. Rasûlullah’ın (s.a) hadis ve sünneti vahiy mahsulüdür. Hadis tahsili farz-ı kifâyedir. Ona göre, Rasûlullah’a (s.a) kadar sikanın sikadan muttasıl naklettiği haber-i vâhidler, ilim ve amel gerektirir; itikâdî ve amelî konularda bilgi kaynağıdır ve bağlayıcıdır. O, “Zikri biz, evet biz indirdik. Onu muhafaza edecek olan elbette biziz” (Hicr 15/9) âyetinin bu konu için delil teşkil ettiğini söyler. Çünkü o, âyette geçen zikr kelimesinin, Kur’an olsun Sünnet olsun şeriatı içine aldığını ısrarla savunur.

İbn Hazm’a göre, sahâbe sözleri ve fetvâları hüccet olamaz. Sahâbe dâhil –hayatta olsun vefat etmiş olsunkurtuba2– hiçbir kimseyi taklit etmek câiz değildir. Onun sözlerinden birisi şöyledir: “Şayet taklit câiz ise, zikrettiğimiz sahâbe ve tâbiîni taklit etmek, Ebû Hanîfe, Mâlik ve Şâfiî’yi taklitten evlâdır”. Ayrıca onun en çok tekrarladığı cümlelerden birisi şudur: “Doğrusu biz selefimizi severiz. Fakat bizim için hak ve hakikat onlardan daha değerli ve daha üstündür”.

İbn Hazm, ulemânın hepsi tarafından akdedilen icmâı önemser ve onu delil olarak görür. Mesela, sünnete uymanın gerekliliği konusu böyle bir icmâ ile sabittir. Bütün müslümanların ilk üç nesilden (sahâbe, tâbiîn ve etbâu’t-tâbiîn) oluşan selef-i sâlih yolunu takip etmeleri gerektiği yine icmâ ile sabittir.

İbn Hazm’a göre dinde kıyas, istihsân ve reyle hüküm vermek helal değildir. Çünkü Allah, anlaşmazlık halinde Kur’an’a ve Rasûlüne mürâcaatı emretmektedir. Kıyas ve ta’lîle başvuran kimse Allah’ın emrine karşı çıkmış ve kanun koyucuya müdâhale etmiş olur. Ancak o, Kur’an âyetlerinin ve hadis metinlerinin açık ifade ve mefhûmundan anlaşılan delîli nazarı itibara alır, his, akıl ve onların gerektirdiklerine yer verir.

İbn Hazm, hadis ricâl ve râvilerini değerlendirme konusunda müteşeddit/müfrit cerh-ta’dîl ulemâsı içinde yer alır. Müteşeddit veya mütesâhil âlimlerin, özellikle ihtilaflı râvi ve hadislere dair verdikleri bilgilerin, diğer kaynaklarla mukâyese edilerek yeniden incelenmesi önem arz eder.

C.Bazı Görüşleri:

İbn Hazm’ın cumhurdan farklı görüş ve yorumlarından birisi şudur: “Biz, özürsüz olarak cemâate gelmeyen kimseyi bundan menederiz. Aksi halde gider evini yakarız”. O, şu hadislerden yola çıkarak bu neticeye varır: “Kim ezanı işitir de icabet etmezse, bir özür varsa müstesna, onun namazı yoktur”. “Nefsim elinde olan Allah’a and olsun ki, odun toplanmasını emretmeyi içimden geçirdim. Sonra namaz için ezan okunmasını ve bir adama da emredip cemâate imam olmasını, sonra da cemaate gelmeyenlere gidip evlerini yakmayı içimden geçirdim” (Buhârî, Ezân, 29; Müslim, Mesâcid, 251-254).

Halbuki, her iki hadisin dil ve üslûbu, bu yoruma müsait değildir. Çünkü terğîb-terhîb (özendirme, korkutma ve uyarma) maksadına yönelik vârid olan bu hadis, cemâatle kılınan namazın faziletini vurgular. Her dilde var olan bu edebî üslup, Arap dili ve edebiyatında Mübâleğa fi’z-zecr diye bilinir.

İbn Hazm, “Kadın, eşek ve köpek namazı bozar” rivayetinden hareketle, “Önünde köpeğin, eşeğin ve kadının olması musallinin namazını bozar. Sadece önünde yan üzere yatan kadın namazı bozmaz” der. Oysa ki, Muhallâ’nın (bk. IV, 14 dn.) tahkikini yapan Ahmed Muhammed Şâkir’in de temas ettiği gibi, “Hiçbir şey namazı bozmaz” (Lâ yaktau es-salâte şey’ün) hadisi (Buhârî, Salât, 105; Ebû Dâvud, Salât, 114) nâsihtir; söz konusu hüküm ve uygulamayı ibtal eder.

Şâtıbî (v. 790/1388), İbn Hazm’ın yetişme tarzı ve ilim geleneği hakkında şu tesbitte bulunur: “İbn Hazm, üstatlardan ilim alarak onlarla olan beraberliği devam ettirmemiş, onların edep ve terbiyesi ile yetişmemiştir”. Gerçekten de, yeterli bir müderrisin ders halkasında ikmal edilen tahsilin, istikrar ve ruhî-ahlâkî olgunluk açısından derin bir tecrübe kazandırdığı açıktır. Ancak yetişme tarzı, usûlü ve ulaştığı sonuçlar ne olursa olsun İbn Hazm, ufuk açıcı ve orijinal pek çok görüşüyle de câlib-i dikkat ve müstesna bir kaynaktır.

O, “Kasden terkedilen namazın kazâsı olur” diyen meşhur müctehid imamların aksine, “Böyle bir namazın kazası olmaz, yalnız tevbe ve istiğfâr gerekir” görüşünü dile getirirken, “Uyku ve unutma dışında müslümanın, kasden namazı terk etmek gibi bir problemi olamaz, olmamalıdır” diye düşünmüş olmalıdır.

Yine İbn Hazm, “Namazda olsun, bakan kimse karşısında olsun kadının örtünmesi farz olan avret mahalli, yüz ve eller hâriç bütün bedenidir. Bu hususta hür, köle ve câriye eşittir ve aralarında hiçbir fark yoktur. Hür kadın ile câriye arasında fark gözetme konusuna gelince, bilinmelidir ki Allah’ın dini tektir. Hilkat ve tabiat birdir (karşı cinsi tahrik açısından hür kadın ile câriye bedeni aynıdır)” diyerek, Hz. Ömer’e nisbet edilen hür-câriye arasında gözetilen farklı örtünme uygulamasını sened ve metin açısından tenkid eder.

D. Eserleri:

1. el-Muhallâ bi’l-âsâr: Müellifin el-Mücellâ adlı kitabının şerhi ve Zâhirî fıkhına dair olan eser, fıkhu’l-hadîs veya hilâfiyyât ilmi için kaynak teşkil eden kitâbiyât arasında sayılır. Eserde önce kendi görüş ve tercihini delilleriyle belirtir, ardından dayandıkları delillerle birlikte muhâliflerin görüşlerini ele alarak tartışır. Ahmed Muhammed Şâkir (Kahire 1345, I-XI) ve Abdulğaffâr Süleymân el-Bündârî (Beyrut 1408, I-XII) tarafından gerçekleştirilen iki ayrı tahkikli baskısı vardır.

2. el-İhkâm fî usûli’l-ahkâm: Zâhirî telakki ve fıkıh usulüne dair olan eser, Ahmed Muhammed Şâkir tarafından sekiz cüz halinde neşredilmiştir.

3. Merâtibü’l-icmâ’ fi’l-ibâdât ve’l-muâmelât ve’l-i’tikâdât, Beyrut, ts.

4. en-Nebzetü’l-kâfiye fî usûl-i ahkâmi’d-dîn: Ebû Mus’ab Muhammed el-Bedrî tarafından tahkik edilerek neşredilmiştir (Mısır 1991).

5. el Faşl fi’l-milel ve’1-ehvâ’ ve’n-nihal: Muhammed İbrâhim Nasr ile Abdurrahman Umeyre tarafından dört cilt halinde neşredilmiştir (Riyad-Cidde 1402/1982).

6. Haccetü’1-vedâ’: Veda hutbesinin açıklaması mahiyetinde olan bu eser, Memdûh Hakkı tarafından neşredimiştir (Dımaşk 1956).

7. Tavku’l-hamâme : Tâhir Ahmed Mekkî tarafından neşredilen (Kahire 1405/1985) bu eser, Güvercin Gerdanlığı adıyla dilimize kazandırılmıştır.

8. Haccetü’l-vedâ’: Vedâ hutbesinin şerhi olan eser, Memduh Hakkı’nın tahkikiyle basılmıştır (Dımaşk 1956).

9. Cevâmiu’s-sîra: Siyer âlimi İbn İshak’tan yapılan nakillerin yer aldığı eser, İhsan Abbas–Nâsıruddîn el-Esed tarafından neşredilmiştir (Kahire, 1955, Beyrut 1983).

10. Cemheratü ensâbi’l-Arab: Abdüsselaâm Muhammed Hârun tarafından neşrdilmiştir (Kahire 1382/1962).

E. Vefatı:

Humeydî’nin (v. 488/1095), aralarında bulunduğu küçük bir öğrenci grubuna ders verirken 72 yaşında 30 Şaban 456 (16 Ağustos 1064) de ebedî âleme irtihal eder. Humeydî ona duyduğu hürmet ve muhabbeti şöyle dile getirir: “Bedenim senden ayrılsa da ruhum devamlı seninledir”. Kadim Endülüs’ün soluğunu, iklim ve medeniyetini, muâsır İspanya’ya taşıyan her faaliyet İbn Hazm’ın ruhunu şâd edecektir.

Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun.

Prof. Dr. Zekeriya GÜLER

Yorumlar  

 
0 #2 mustafa göksu 25-11-2011 16:43
hocam allah razı olsun kısmende olsa zahirilik hakkında bilgim oldu devamını bekleriz...
Alıntı
 
 
+3 #1 Ziyaretçi 18-07-2009 23:45
hocam, çok teşekkürler... Bursada, Uludağ İlâhiyat'ta yapılan sempozyuma da iştirak etmiştik... Gerçekten öğrenilmesi gereken şeyler var. Başta Güvercin Gerdanlığı kitabı olmak üzere...
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile