Yrd. Doç. Dr. İsmail KILLIOĞLU
Düşünce, mantık temelinde ve belli bir sistem ölçeğinde çalıştığında, ortaya verim, üretim, fayda koyduğu gibi, doğruya, hakikate de ulaşır, en azından o yönde yol alır. Ayrıca insanın zihnini meşgul eden, aklıma takılan, merakını cezbeden, kendiliğinden huzursuzluk veren soruları, sorunları çözmek için, bazan da bunları en azından anlaşılır kılmak için imkan sağlar.
Buna karşılık duygu, aynı zamanda dizginsiz istek ve tutku, kendi akışlarına bırakılır, herhangi bir denetim süzgecine (mesela iradeye) tâbi tutulmazsa düzensizlik, kuralsızlık, savrukluk, dağınıklık esas olacağı için verimsizlik, üretimsizlik, faydasızlık zorunlu sonuç olarak ortaya çıkar.
Siyaset ve iktidar olguları, gerçekleşme ve sonuçlar dikkate alındığında duygu ve düşünce temelli olmalarına göre kesinkes karşıtlık oluştururlar. İnsanların ve toplumların barış, huzur, güvenlik ve refah ile düşmanlık, endişe, korku, güvensizlik ve yoksulluk ile sefalet yaşamalarında düşünce ve duygunun, mantık ile istek ve tutkunun belirleyici olduklarını ezcümle gözlemlemek mümkündür. Hemen belirtelim ki, burada salt “akılcılık”, şirazesinden çıkmış “duyguculuk” sözkonusu değlidir. Kaldıki bu türden yaklaşımlar bile aynı tutumun bir yansıması sayılmalıdır. Geçelim.
Somutlaştırmak için son bir kaç aydır, şiddeti giderek artan tartışmalara, tartışmalarda ele alınan konulara bakıldığında, düşüncenin, mantık temelinde ve belli bir sistem ölçeğinde çalıştırıldığında söylemek zor olsa gerek. Bu tartışmaların, üzerinde durulan konuların, ortaya konulan emek ve çabaların anlamsız olduğu şeklinde görülmemelidir. Ancak duygu, dizginsiz istek ve tutku adeta başat belirleyici rolünde olduğu için, verim üretim ve fayda elde etmek zorlaşmaktadır. Doğru, hakikat biraz daha uzaklaşmakta, görünümünü engelleyen sis bulutu bir kat daha yoğunlaşmaktadır.
Sağduyu ve vicdan ölçeğinde değerlendirmek istediğimizde, mesela cumhurbaşkanı belirlenmesi ve seçim süreci, anayasa tartışmaları ve değiştirme girişimleri, başkanlık ya da parlamenter sistem tartışmaları, düşünceye, yani mantık ve sistemi, yoksa duyguya, dizginsiz istek ve tutkuya mı işâret eder? Açıktır ki duygu, o da yapay veya doğal özünden yalıtılmış haliyle ortaya saçılırken, dizginsiz istek ve tutkunun sel gibi dolu dizgin akıtıldığını görüyoruz.
Düşünce, mantık ve sistem kavramları mahiyetleri gereği eleştiriyle kendilerini somutlaştırır gerçekleştirirler. Yani “objektif”, nesneldirler. Kurala ve belli sınırlara dayanırlar. Duygu, istek ve tutku, eleştiriyi kendiliklerinden dışlarlar, onun yerine kabul ya da beğenmeyi içerirler. Kurala değil tavıra ve sınırsızlığa açıktırlar.Sözgelimi Başkanlık sistemini düşünce bağlamında tartışmak istediğinizde, kaçınılmaz olarak insanı, insan hak ve özgürlüğünü, hukuku, devleti, toplumu, tarihî, kültürü vb. nesnel ölçüler bakımından ele almanız şarttır.
Akıl, mantık, sistemli düşünme bunu emreder. Yok eğer duygu, istek ve tutku bağlamında bir yaklaşım içindeyseniz mutlak iktidar, hükmetme, buyurganlık güdücü itkiler olarak iç dünyanızı devindirir, kışkırtır, sıkıştırır, baskılar ve zorlar. Nesnellik yerini öznelliğe, dahası bencilliğe ve sınırsızlığa, yani kuralsızlık, dizginsizlik ve yıkıcılığa kadar genişleyen devindiricilere bırakır.Yrd. Doç. Dr. İsmail Kıllıoğlu
http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=writersnews&id=12443
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


İtalyan yazar Giovanni Papini, Türkçeye Kaçan Ayna ismiyle tercüme edilmiş kitabının altıncı öyküsünde sorar bu soruyu; Sen Kimsin?
Din görevlileri olarak, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’in hâdimliğini yürütüyoruz. Yaşayan bir ahlâk numûnesi olmak, yâni hâlimizle; sözümüzle, kalimizle etkili olduğumuzdan çok daha etkileyici olacaktır.
Benim pamuk salıncağım pembe beyaz bulutların üzerindeydi. Dünyaya geldikten sonra insanların pamuk ipliğinden sanki dayanıksız bir şeymiş gibi bahsetmelerine her zaman şaştım.
Keramet, Allah’ı seven, O’na itaat eden ve O’nun tarafından sevilen veli kullara, yine Allah tarafından ikram edilen olağanüstü hallerdir.
Evet, ‘Güneş, doğudan doğar’. Böyle terennüm etmiş Târık Torun, ‘Işık, doğudan gelir’ diyen Cemîl Meriç’e ithâf ettiği şiirinde. Bu iki tesbît, tabiî ki bilimsel ve fiziksel gerçekliğin ötesinde, teşbîh-i belîğ san’atiyle, insânlığın birikimine sunulan ‘ışığın’ (faydaların) menbâını tebârüz ettiren iki güzîde misâl..
Zamanın birinde verimli bir toprak, cömert bir güneş, göz alabildiğine geniş bir düzlük ve bu düzlükte tohumları yan yana atılmış; farklı özellikleri, başka güzellikleri, yekta tabiatlarıyla, aynı rüzgârda okşanan yapraklarının değişik kokular saldığı Ceviz ve Meşe adlı iki ağaç vardı.
Sabahın ışıkları günaydın diyor penceremden.. Bir esinti dokunuyor sertleşen çehreme...
nden vazge

