Cumartesi, 12 Mayıs 2007 20:21
Bu bir kısım medya hep yıkılan aileleri, yürek yakan zulümleri ve haksızlıkları, aldatmaları, ihanetleri gündeme getirir, duygu sömürüsü yapar, pislikleri deşeler. Tek hedefleri reytingdir.
Konunun figüranları bu programlara çıkmak ya da çıkarılmakla bir kez daha mağdur olurlar.
Yine dedikodu saati ve yine rasgele açtığım bir program. Sosyete kadınlar aldatmayı tartışıyorlar. Vardıkları ortak kanaat: bütün erkekler aldatır.
Kimi? Elbette hanımlarını.
Eğer aldatmamayı, namuslu olma diye tanımlarsanız, aldatmaya namussuzluk demek zorundasınız. Bunu iffetli ya da iffetsiz olma ile de ifade edebiliriz.
Bilinen bir gerçektir ki herkes hayata kendi penceresinden bakar, herkes herkesi kendisi gibi zanneder. Bu açıdan bizim sosyetemizin hali pürmeláli de ortada.
Daha önce de Hülya Avşar’ın bir
itirafından söz etmiştim:
1 Ekim 1998 Perşembe. Şow TV akşam ana haberlerinde Reha Muhtar Hülya Avşar’a
soruyor: Eşiniz Bodrum’da bir sanatçı ile buluşmuş, onu görmek için oraya
gittiğini söylemiş, ne dersiniz?
H. Avşar cevap veriyor: ‘Benim eşim böyle bir şey yapmaz diyecek kadar enayi
(ya da ahmak) değilim. Çünkü her erkek karısını aldatır’.
Oysa hamdolsun, bütün yıkma çabalarına rağmen, hala güçlü olan aile yapımızın
gereği olarak, insanımızın büyük bir çoğunluğu namusludur, iffetlidir evine ve
eşine bağlıdır. Ve bu konuda kadınlar erkeklerden daha başarılıdır.
Namuslu ya da iffetli olmanın iki temel dinamiği vardır:
1. İnsanın fıtratındaki / doğasındaki haya ve sahiplenme duygusu
2. Bu duygunun dinin emir ve yasaklarıyla beslenmesi
Birincisi namuslu/iffetli olma konusunda doğal bir starterdir. Dindar olmayan
çok namuslu insan vardır.
İkincisi ise bu doğal duyguyu besler ve güçlendirir. Çünkü din doğal olanı
korumaktan ibarettir.
Dindar hata yapabilir, ama namuslu olmayan dindar olamaz.
Dolayısıyla iffetli olmanın değilse de iffetli kalmanın en etkili yolu
dindarlıktır.
Dindar insan, iffetli kalma konusunda diğerlerinin sahip olduklarına sahip
olmanın ötesinde, bir de dini duygunun desteğini alır. O bilir ki zina Allah’ın
özel alanına tecavüzdür.
Allah elçisinin şu sözlerini okurken titrer: ‘Elin zinası vardır, gözün zinası
vardır, kulağın zinası vardır. Organlar da bunu gerçekleştirir, ya da
reddeder.’ ‘Zina eden bir insan mümin olarak zina etmez.’
Şu kutsi hadisi (yani Allah’ın ilhamı olan peygamber sözünü) rehber edinir:
‘Haram bir bakış şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim onu bana (Allah’a)
olan saygısından ötürü terk ederse, buna karşılık ona öyle bir iman veririm ki
tadını kalbinde duyar’.
Bu lezzet, hırsızlanan bir bakıştan alınacak, küçük bir hayvani lezzete
karşılık cennet nimetlerinin tohumu mesabesindeki iman lezzetidir.
Şu ölçü ne müthiş bir ölçüdür. Farz olan bir eylem, sünnet olan bir eylemden en
az yetmiş kat daha sevaptır. Farzı terk etmek haramdır, haramı terk etmek de
farzdır. Buna göre haram bir bakışı, tutuşu kendi iradesiyle ve sırf Allaha
olan saygısından ötürü terk eden insan, en az yetmiş sünnet yapmış kadar sevap
alır. Ve bu öyle kolay bir sevaptır ki bir şey yapmakla değil, yapmamakla
kazanılır.
Mesela gece kalkıp namaz kılma (teheccüd) muazzam bir ibadettir. İşte bir
haramdan, haram olduğu için gözünü sakınan insan adeta yetmiş gece teheccüde
kalkmış gibi olur.
Aldatmamanın vereceği huzuru, dindar olmayanlar zor anlarlar. Modern kadın
aldatmayan erkeklerin olabileceğini düşünemez. Öyleyse buna katlanmaktan başka
çaresi de yoktur.
Ve herkes aldatır diye düşünenler için de aldatma sıradanlaşır.
Nazar
· Maaşım iyi sayılır ama bize yetmiyor,
bende nazar mı var?
- Gözün etkisi bilimsel olarak da ispat edilen bir gerçekliktir. Yani nazar
haktır ama her şeyi nazara bağlamak doğru değildir. Daha iyi imkánları olanlar
nazar almıyor da siz niçin nazar almış olasınız. Nazar da ihtimal dáhilinde
olmakla beraber, söylediğiniz durumun hesabını yapmama, israf ve haram şeylere
harcama yapma gibi başka maddi ve manevi sebepleri de olmuş olabilir. Günahlarımız
da bereketimizi kaçırıyor olabilir. İsraftan azami ölçüde kaçınmamız gerekir.
Ve nazar için de önemli bir tedbir olmak üzere her fırsatta ‘Lahavle ve la
kuvvete illa billahil aliyyil azim’ duasını manasını bilerek bolca okumak
gerekir.
Gıybetin ölçüsü
· Ben eşimin fikirlerine değer veren
biriyim. Bu nedenle iş yerinde olan bazı olayları gelip eşime anlatıyor ve bazı
kişiler hakkında konuşuyorum. Bunu ilgili kişinin ‘hoşlanacağı şekilde’
yapabilmek zor. Kısaca: ‘İstişare’ ile ‘gıybet’ arasındaki ince çizgi nasıl
belirlenebilir?
· Gıybetin, kişinin duyduğunda
hoşlanmayacağı şeyleri onun gıyabında konuşmak olduğunu biliyoruz. Bununla
birlikte, bazı insanlar hakkında hüküm vermek zorunda kalabileceğimizi ve
hoşlanmasa dahi onun bazı özelliklerini müzakere etmemiz gerekebileceğini de
biliyoruz. Bunu gıybetten ayırmak gerçekten çok zordur. Eğer biz birisiyle
ilgili bilgileri nefsimizi tatmin etmek, onun kötü tanınmasını sağlamak ve
ondan hıncımızı almak için söylüyorsak bu bir gıybettir. Aksine söylemekten
rahatsızlık duyarak, söylemek zorunda olduğumuz için söylüyor ve söyledikten
sonra da onun için, ‘Allahım, onu da beni de affet’ gibi bir dua edebiliyorsak
bu gıybet olmayabilir.
Trafik kaza tazminatı ve Miras
· Hollanda’da kocamı trafik kazasında
kaybettim. Karşı tarafın sigortası bana ve çocuklarıma ayrı ayrı maaş gibi bir
tazminat veriyor. Bu para kocamın mirası mıdır? Yani bunda diğer mirasçıların
da hakları var mıdır?
- Kanunlar trafik kazası için arkada kalanlara bir sigorta olmak üzere bir
şeyler veriyorsa bu, gidenin bıraktığı boşluğu doldurmak ve kalanlara destek
çıkmak içindir. Miras, yani terike ise ölenin ölmeden önce kendisinin olan ve
öldüğünde arkada bıraktığı mal varlığıdır. Dolayısı ile bu bedel ölenin
terikesi değil, zımnen yapılan bir sosyal mukavele çerçevesinde yakınlarına
devletin verdiği bir yardımdır. Miras olarak görülüp, varislere verilecek bir
mal olmadığı kanaatindeyim. Yani bundan kocanızın diğer mirasçılarına da pay
vermeniz gerekmez. Allahu alem.
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=119584
Faruk BEŞER
| < Önceki |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 



Yorumlar
YANLARINDA EŞLERİ VARKEN NEDEN GÖZLERİ DIŞARIYA BAKAR Kİ.ZATEN DİNDAR BİR ERKEK ALDATMANIN GÜNAH OLDUĞUNU BİLDİĞİ İÇİN BUNU YAPMAZ.ÇÜNKÜ BU NAMUZSUZLUKTUR.İNSANLAR YOLDAN ÇIKMIŞ.TV LERE BAKIN İĞRENÇ İLİŞKİLER AÇIK SEÇİK İNSANLAR NAMUS KALMADI.ALLAH TEZ ZAMANDA KIYAMETİ KOPARIR İNŞALLAH TEK DİLEĞİM BU ALLAHTAN
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için