Salı, 29 Mayıs 2007 11:35
Yeterli
bilgisi olmayan insanın değer verdiği birisi onun için adeta peygamber olur. Her
dediği doğrudur, her hareketi örnektir.
Felsefe
hakkında onun şu sözlerinin bendeki yıllar süren etkisini hatırlıyorum:
‘Felsefe;
hak bildiğini hakta değil batılda, tek bildiğini tekte değil çokta aramanın
sanatıdır.’
‘Felsefe; uzay kadar büyük bir çuval...
İçi ceviz dolu... Hepsi çürük, sadece bir tanesi sağlam... Felsefeci; o
sağlam cevizi almak için, görmeden elini çuvala sokan adam... Sağlam cevizi
bulabilmesi ne kadar muhal ise, felsefecinin gerçeğe isabet etmesi de o kadar
muhal.’
Oysa
filozoflardan da akla güvenilemeyeceğini söyleyenler ve Bergson gibi: ‘Aklın
son merhalesi kendi kendini inkâr etmektir’ diyenler vardı.
Gazalî’yi
doğal olarak kendimizin sayıyorduk. Onun felsefecilere karşı Felsefecilerin
Tutarsızlığı’nı yazdığını ve feylesofları tekfir ettiğini duyuyorduk. O
halde felsefe okumanın ve onu savunmanın bir anlamı olmamalıydı.
HİKMETİN
İZİNİ SÜRER
Oysa
Gazalî de, Necip Fazıl da bu reddedişlerini yine felsefe ile yapıyorlardı, bunu
sonradan anladık.
Doğrusu akıl ya da bilim (pozitif düşünce), bilgi elde etmenin tek yolu olamaz
ama yerleri de inkâr edilemez. Ve felsefe akla teslim olmanın değil,
düşünmenin ve varlığı anlama çabasının adıdır. O halde İslam bunu reddeder
mi?
Denebilir
ki, felsefe ithal bir kavram, oysa İslam her bakımdan orijinal olmak ister. Bu
sebeple de Müslümanlar felsefeye hep soğuk bakmışlardır.
Bu
kanaat iki yönden hatalıdır: Birincisi, felsefe hep hikmetin izini sürer. Hikmet
ise aslında verilen bir bilgidir. Bu arayışta sonradan gelen öncekini
reddetmez, alır ve tamamlamaya çalışır. İslam ise bir geleneğin son
halkasıdır.
İkincisi;
Kurán inananlarından şunları da ister:
Tefekkür,
teemmül, akletme, tezekkür, nazar, tefakkuh...
Bunların
her biri düşünmenin bir başka boyutunu anlatır ve hemen hepsi Türkçemize de
girmiştir.
Bunun anlamı şudur: Ey, felsefeye karşı olmakla İslam’a uygun davrandığını
zanneden Müslüman! Bırak o halde felsefeyi de sen, kitabının sana emrettiği
bu eylemleri yerine getir bakalım bunu nasıl yapacaksın?
Çünkü
senin bilmen gerekir ki, bunların her biri Kuran’ın emrettiği şeylerdir ve
Kuran’ın emirleri, aksine bir delil yoksa yerine getirilmek zorundadır.
Ve her hangi bir soyut mana, ne kadar çok
kavramla anlatılıyorsa onun o kadar farklı boyutu var demektir.
Mesela
Tefekkür, delillerden hareketle düşünme,
Tedebbür, işin sonucunu hesaba katarak düşünme,
Teemmül,
çok ince detaylarla ve uzunca düşünme,
Tezekkür,
bilinenlerin hatırlanması biçimindeki
düşünme,
Tefakkuh,
sözün maksadını anlama çabası,
Akletme,
eşya ve olaylar arasında alaka kurma,
Nazar,
bir şeyin hem basar (göz) hem de basiretle
incelenmesi.
Bunları
yapan insan aslında felsefe yapmıyor mu?
27.05.2007
(http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=121659)
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 



Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için