Cuma, 15 Haziran 2007 10:44
Önce bu
ülkenin adını bile doğru dürüst bilmediğimiz için üzüldüm. Biz Fas diyoruz,
oysa Fas orada bir şehir. Ülkenin asıl adı Mağrib, yani Batı. İslam dünyasının
en batısındaki ülke.
Fransız
işgalinden sonra Moracco olarak biliniyor. İşgal 44 yıl sürmüş ve bu kadarcık
bir süre zarfında tam anlamıyla Fransızlaşmışlar. Dil Fransızca, kültür
Fransız.
Mağrib’in
ticari başkenti, yani İstanbul’u Kazablanka. Asıl adıyla Dáru’l-beydá. Beyaz ev
demek. Kazablanka ise bunun Fransızcası.
Siyasi
başkent ise Rabat.
Uçağımız
Kazablanka’ya indi. Çünkü Rabat uluslararası havacılığa kapalı. Bunun tek
istisnası Fransa.
Kafamıza takılan ilk soru burası. Neden batılı sömürge devletlerin bir süre
kaldıkları ülkeler hálá onlara bağlı durumdalar? İlişkiler sağlam ve hálá
onların dillerini konuşuyorlar. Ana dilleri olan Arapça sadece iki üç yıllık
bir ilgiye sahip. Bütün resmi araçlar Pejo (Peugeot).
Vaktiyle
bizim hükmettiğimiz ülkeler ise bize hálá düşman gibiler. Mesela Tunus, Libya,
Mısır ve Suriye böyle. Bizi sömürgeci sayıyorlar ve bizden uzak duruyorlar.
Ama
Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mağrib ve Moritanya gibi Arap ülkeleri ise,
Osmanlı yönetimine girmedikleri için olacak ki, biz onların gözünde İslam
ümmetinin 500 yıl hamiliğini yapmış yüce bir milletiz. Bize karşı ayrı bir
sevgi ve saygıları var. Mesela Birleşik Arap Emirlikleri’nin trafik ehliyetini
kabul ettiği nadir ülkelerden birisi Türkiye. Mısır ve Suriye gibi Çoğu Arap
ülkelerinin dahi sürücü ehliyetini kabul etmiyorlar. Bu da bizim için hayli
keyif verici bir itibar.
Beni
havaalanından alan mihmandarım Amerika’da mastır yapan bir delikanlı. 100
kilometreden fazla Kazablanka Rabat arasında bana hep Osmanlı tarihini anlattı.
Ben de biliyormuşum gibi her söylediğini onaylamak zorunda kaldım.
İlginç
olan bir başka nokta ise, bizim, yani Osmanlı’nın yönetimi altında bulunan
ülkelerin halkları bizi, cumhuriyetle birlikte, dinden çıkmış, laik ya da
Hıristiyanlaşmış millet olarak görmeleri. Derler ki, ünlü İngiliz casusu Lawrence
Ortadoğu’da köşe bucak dolaşıp, Türklerin hepsi Hıristiyanlaştı, onlara
artık niçin tabi olasınız ki! diye Arapları aleyhimize tahrik etmiş. Aynı
propagandanın Türkiye ayağında ise bizim köpeklerimize ‘Arap’ adı koymamız
olmuş. Tabii, bu sayede batılılar da malı götürmüşler.
Yine
ilginç bir durum ki, bizim laikçilerimiz ve dine karşı medyamız da, görünürde
şeriat ithal edilir korkusuyla, Arap ülkeleriyle olacak her ilişkimizi takbîh
edip engellemeye çalışırlar. Oysa bizim onlardan din ithaline ihtiyacımız yok.
Şu anda dini, entelektüel boyutta biz onlardan daha iyi biliyoruz. Bu alanda
olsa olsa onlar bizden etkilenebilirler.
Geriye
kalan ise siyasi ve ekonomik ilişkilerdir. O halde hangi siyaset bilimi,
ekonomi bilimi ya da akıl, onlarla sağlam ilişkilerimizin olmasını olumsuz
görebilir? Demek ki işin içinde kesinlikle bir bit yeniği var ve biz hálá dış
ilişkilerimizi kendimiz olarak ve kendi çıkarımıza göre belirleyemiyoruz.
10.06.2007
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=123007
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


Duyan var mı taşların sessiz çığlıklarını
Yöneli
Çıkmıyor avazım haykırsam boşa
Ruhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, 


