Çanakkale Ağlıyor

canakkalesavasiDuyan var mı taşların sessiz çığlıklarını

Kaçımız biliyoruz şehitlik yollarını

Kalbimizin Kıblesi

takvaiçinfoto 3Yönelişlerimiz, bazen hasret dolu bazen hüzün dolu. Ayrılışlarımız, bazen hızlıca bazen yavaşça bir mekandan diğerine, bir uğraştan öbürüne, bir çabadan diğerine.. Hep bir koşuşturmaca..

 

Reddiyemdir Kalemim

hokka ilahiyatÇıkmıyor avazım haykırsam boşa

Yorgun düştü yürek yürüye koşa

Kalmaya Övgü

manset kalmayaovgu ilahiyatRuhumuz ile bedenimizin bütünleştiği o uzun yolculuktan döndükten, uykumuzu alıp dinlendikten sonra hali hazırda bir sofranın önünde oturuyor buluruz kendimizi. Hiç birimizin sofrası diğerimizin sofrasına benzemez.

 

 

Fetih 1453 Filmi Üzerine Mülahazalar

fetih1453 ilahiyat2Hep yakınırdık, bu kadar müthiş tarihe sahip Türkiye’de, neden iyi bir film çekilmez diye, para ve teknoloji eksikliği bahane olurdu fakat bence en önemlisi hala sinemanın kitleleri nasıl etkisine aldığının farkına varamamamızdı.

 

Kul Oldum

duaedenelKul oldum, kul oldum, kul oldum..

Kullukla hemhal oldum

Halime terceman oldum

 

İmtihan

kitaplar2Gözlerime çarpan gün ışığı ile birden uyandım, ensemde bir ağrı her zamankinden, defterimde bir ıslaklık yine kahve kokmuş satırlarım, göz kapaklarımı zoraki açmaya çalışıyorum

 

Güneş, Batıdan Batar..

gunesyol_ilahiyatBir evvelki yazımızda Güneş’in Doğu’dan doğduğunu tebârüz ettirmiş idik. Bu yazımızda da niyyetimiz, fizikî âlemde olduğu üzre, Güneş’i Batı’dan batırmak; ve lâkin bunu yaparken, aynı zamânda iğneyi Batı’ya, çuvaldızı dahî Doğu’ya (kendimize) batırmak olacaktır.

 

Prof. Dr. Faruk BEŞER

Geçen hafta Fas’ın (Mağrib ya da Moracco) başkenti Rabat’ta uluslararası bir kongreye katıldım. Konumuz Takrîbu’l-mezáhib, yani mezhepleri yakınlaştırma projesi idi. Kongreyi düzenleyen kuruluş, ISESCO (Islamic Educational, Scientific and Cultural Organization). Kısaca İslam ülkelerinin UNESCO’su. Çok geniş katılımlı ve anlamlı bir proje ama bunu anlatmamız uzun sürer. Bundan, inşallah daha sonra söz ederiz.

Önce bu ülkenin adını bile doğru dürüst bilmediğimiz için üzüldüm. Biz Fas diyoruz, oysa Fas orada bir şehir. Ülkenin asıl adı Mağrib, yani Batı. İslam dünyasının en batısındaki ülke.

Fransız işgalinden sonra Moracco olarak biliniyor. İşgal 44 yıl sürmüş ve bu kadarcık bir süre zarfında tam anlamıyla Fransızlaşmışlar. Dil Fransızca, kültür Fransız.

 

Mağrib’in ticari başkenti, yani İstanbul’u Kazablanka. Asıl adıyla Dáru’l-beydá. Beyaz ev demek. Kazablanka ise bunun Fransızcası.

Siyasi başkent ise Rabat.

Uçağımız Kazablanka’ya indi. Çünkü Rabat uluslararası havacılığa kapalı. Bunun tek istisnası Fransa.

Kafamıza takılan ilk soru burası. Neden batılı sömürge devletlerin bir süre kaldıkları ülkeler hálá onlara bağlı durumdalar? İlişkiler sağlam ve hálá onların dillerini konuşuyorlar. Ana dilleri olan Arapça sadece iki üç yıllık bir ilgiye sahip. Bütün resmi araçlar Pejo (Peugeot).

Vaktiyle bizim hükmettiğimiz ülkeler ise bize hálá düşman gibiler. Mesela Tunus, Libya, Mısır ve Suriye böyle. Bizi sömürgeci sayıyorlar ve bizden uzak duruyorlar.

Ama Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mağrib ve Moritanya gibi Arap ülkeleri ise, Osmanlı yönetimine girmedikleri için olacak ki, biz onların gözünde İslam ümmetinin 500 yıl hamiliğini yapmış yüce bir milletiz. Bize karşı ayrı bir sevgi ve saygıları var. Mesela Birleşik Arap Emirlikleri’nin trafik ehliyetini kabul ettiği nadir ülkelerden birisi Türkiye. Mısır ve Suriye gibi Çoğu Arap ülkelerinin dahi sürücü ehliyetini kabul etmiyorlar. Bu da bizim için hayli keyif verici bir itibar.

Beni havaalanından alan mihmandarım Amerika’da mastır yapan bir delikanlı. 100 kilometreden fazla Kazablanka Rabat arasında bana hep Osmanlı tarihini anlattı. Ben de biliyormuşum gibi her söylediğini onaylamak zorunda kaldım.

İlginç olan bir başka nokta ise, bizim, yani Osmanlı’nın yönetimi altında bulunan ülkelerin halkları bizi, cumhuriyetle birlikte, dinden çıkmış, laik ya da Hıristiyanlaşmış millet olarak görmeleri. Derler ki, ünlü İngiliz casusu Lawrence Ortadoğu’da köşe bucak dolaşıp, Türklerin hepsi Hıristiyanlaştı, onlara artık niçin tabi olasınız ki! diye Arapları aleyhimize tahrik etmiş. Aynı propagandanın Türkiye ayağında ise bizim köpeklerimize ‘Arap’ adı koymamız olmuş. Tabii, bu sayede batılılar da malı götürmüşler.

Yine ilginç bir durum ki, bizim laikçilerimiz ve dine karşı medyamız da, görünürde şeriat ithal edilir korkusuyla, Arap ülkeleriyle olacak her ilişkimizi takbîh edip engellemeye çalışırlar. Oysa bizim onlardan din ithaline ihtiyacımız yok. Şu anda dini, entelektüel boyutta biz onlardan daha iyi biliyoruz. Bu alanda olsa olsa onlar bizden etkilenebilirler.

Geriye kalan ise siyasi ve ekonomik ilişkilerdir. O halde hangi siyaset bilimi, ekonomi bilimi ya da akıl, onlarla sağlam ilişkilerimizin olmasını olumsuz görebilir? Demek ki işin içinde kesinlikle bir bit yeniği var ve biz hálá dış ilişkilerimizi kendimiz olarak ve kendi çıkarımıza göre belirleyemiyoruz.

10.06.2007

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=123007

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile